Ece Erdoğuş Levi: Her Şey Baştan Anlat bir kadın romanı

Ece Erdoğuş Levi: Her Şey Baştan Anlat bir kadın romanı

Mürekkep Söyleşiler'de bu hafta Yazar Ece Erdoğuş Levi ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

29 Ekim 2018 - 11:52 - Güncelleme: 29 Ekim 2018 - 12:13

Röportaj: Elif Soykan

Ece Erdoğuş Levi'nin beşinci kitabı olan "Her Şeyi Baştan Anlat" geçtiğimiz günlerde raflardaki yerini aldı. Levi Her Şeyi Baştan Anlat'ta, 35 yaşında evli bir kadın olan Özlem'in akıl hastanesi sürecini ve Özlem'in takıntı haline getirdiği adamdan kurtulup yepyeni bir yaşama yelken açışını ele alıyor.

Mürekkep Söyleşiler'de bu hafta Yazar Ece Erdoğuş Levi ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

Dilerseniz en başından başlayalım. Yazarlık serüveniniz nasıl başladı?

Yazarlık benim için ilk önce okur olmamla başladı. Ben üniversite yıllarında, özellikle tiyatro okurken, çok fazla kitap okumaya başladım. Çıkan bütün kitapları takip etmeye başladım. Hayatımın çok ciddi bir bölümünü teşkil etmeye başladı kitap okumak.

Nitekim bu, yazma isteğini de beraberinde getirdi. Okuduklarıma hayran oldukça, “Çok kıymetli bir iş, acaba ben de yapabilir miyim?” sorusu o günlerde canlandı. Tabi, ondan önce de ortaokul yıllarında hatta ilkokul yıllarında çok başarısız şiir yazma denemelerim de vardı. Onlar, üniversite yıllarımda evrildiler haliyle. Önce şiir yazma çabam başladı, ama henüz şiirin zor bir alan olduğunun farkında değildim. Hala onları saklıyorum. Daha sonra öyküyü denemeye karar verdim. Öykü çalışmalarım oldu.  Çok fazla öykü okudum ve öykü yazmaya çalıştım. Sonrasında da 2009 yılında Kolpa yayınlandı. Arkasından iki yıl sonra Yok Olma Kılavuzu yayınlandı. Sonra bir ara var; o arada kızım dünyaya geldi, Masal. Birazcık ara verdim ve arkasından Tuhaf Hikâyeleri Sever Misiniz? geldi. Sonra çocuklar için yazdığım, tabi ki kızımla da bağlantılı olarak Dünya İçin Bir Şans  ve son olarak da geçtiğimiz günlerde yayınlanan Her Şeyi Baştan Anlat var.

Her şey iyi bir okur olmanızla başladı yani…

Kesinlikle. Hala da iyi bir okur olmaya devam etmeye çalışıyorum.

Peki, Her Şeyi Baştan Anlat kitabınızın diğer dört kitabınızdan ayrılan yönleri var mı?

Diğer kitaplarım aslında az kahramanı olan kitaplar. Giderek kitaplarımdaki kahraman sayısı artıyor, ama Her Şeyi Baştan Anlat bu açıdan bambaşka. Çünkü bu romanda yaklaşık 35 tane kahraman var. Bu bütün kahramanların tek tek bütün hikâyesini anlatmak tabi ki benim yazarlığım açısından da bambaşka bir deneyim oldu. Açıkçası ben bu kitapta kendi sınırlarımı da çok zorladığımı düşünüyorum. Bundan çok keyif aldım. Biraz zorlu bir yolculuktu. Hatta kilo kaybettim bu kitabı yazarken, ama sonuçta belki çıkan romandan dolayı belki de o süreci şu anda çok güzel hatırlamamdan dolayı diyorum ki, en keyifle yazdığım roman bu.

Nasıl tepkiler aldınız peki?

Herkes sürükleyici bir roman olduğunu belirtiyor. Bunu benim söylemem tuhaf kaçacak ama bu kadar çok kahramanının olmasını nasıl yaptığımı soruyorlar. Şu ana kadar hep olumlu şeyler duydum ama yola daha yeni çıktık. İnşallah yine olumlu yorumlarla karşılaşırım.

Bir söyleşinizde bunun bir kadın hikâyesi olduğunu belirtmişsiniz. Hem karakterler kadın hem de değindiğiniz konular kadınlarla ilgili konular. Bu konuları düşünürsek günümüz Türkiye’sine bir eleştiri yapılıyor diyebilir miyiz? Çünkü bu kitapta hem ensestten hem tecavüzden hem de aile içi şiddetten bahsediliyor.

Kesinlikle öyle. Bunun bir kadın romanı olması benim için özel taraflarından bir tanesi. Çünkü benim bu kadınları anlatmaya karar vermem şu şekilde oldu: Her gün gazeteyi açtığımızda “Bakalım bugün kaç kadın öldürülmüş?” şeklinde korkunç bir tablo ile karşı karşıya kalıyoruz. Televizyonda aynı şekilde haberlerde her gün ensest mağdurlarını görüyoruz, tecavüze uğrayan kadınlar, kocası tarafından sürekli şiddet gören kadınlar hatta maalesef sonu cinayet ile biten bir sürü hikâye… Ben yazar olarak aynı zamanda kadın olarak şöyle düşündüm: Ben şu anda bunu anlatmazsam ne anlatacağım? Benim bir kere vicdanen içim rahat olmaz başka bir hikâyeyi anlatırsam. Bu varken başka ne anlatılabilir? Bunu anlatmalıyım. Bu yüzden akıl hastanesinde özellikle bu kadınların hikâyesini seçtim ve birazcık kendimce bir ses vermek istedim. Yani ben de bu trajedinin bir tarafından tutup bir ses olmak istedim. Kadın romanı dememim sebebi de şöyle ki; işte demin bahsettim yaklaştık 35 tane kahraman var ve bu kahramanların çoğu kadın. Bunlar, romanın kahramanı Özlem’in arkadaşları. Öncelikle bu sebeple bu roman hem kadınların sorunlarına parmak basan bir roman olması itibariyle hem de Özlem 35 yaş bunalımını yaşayan bir kadın ve kendi özgürlük mücadelesine çıkıyor. Başta belki deliriyor ama sonrasında bir özgürlük yolculuğu yaşıyor. Bu yüzden kadının daha özgür olması adına yine bir kadın romanı diyebilirim.

Her Şeyi Baştan Anlat bir akıl hastanesinde geçiyor. Romanı yazarken nasıl bir hazırlık süreci geçirdiniz? Romanı yazarken akıl hastanesinde gözlem yapma şansınız oldu mu?

Aslında ben bilmeden hazırlanmışım bu sürece. Ben 13-14 yaşlarındayken, daha oyuncu ya da yazar olma heveslerinde bir genç kızken Erenköy Ruh ve Hastalıkları hastanesinin hemen yanında oturuyorduk. Benim odam hastanenin bahçesindeki koruya bakıyordu ve ben her zaman oradaki hastaları görüyordum. Bir kere orası benim belleğimde bambaşka ve çok etkileyici mekân olarak yer etti. Sonrasında bir aşk hikâyesi yazmak için yola çıktım ama öyle kuvvetli başladı ki hikâye, dedim ki; bundan sonra delirecek, deliliğe çıkacak bu yol. Arkasından kendimi akıl hastanesinde buldum.

Akıl hastanesinde roman yazma düşüncesi de aslında önceden vardı. Benim Tuhaf Hikayeleri Sever Misiniz? romanımdaki Jaklin birçok kez akıl hastanesine girip çıkmış bir karakterdi. Orada akıl hastanesinde geçen bir takım sahneler vardı ve ben çok sevdim akıl hastanesinde geçen sahneleri yazmayı. Arkasından bir gün Nermin Mollaoğlu ile bu kitap üzerine konuşurken; ben o sahneleri çok sevdim, oraları özellikle çok keyifle okudum, dedi. Sonra bir an durdu dedi ki, “Sen akıl hastanesinde geçen bir roman yazsana Ece” ben de tamam dedim, bu harika bir fikir. Sonra o öyle kaldı tabi. Aradan birkaç sene geçti. Sonra da o fikir yeniden kapımı çaldı.

Romanın kahramanı Özlem “kutsal aşk vardır” diyor. Nedir bu kutsal aşk? Kutsal aşkın sizdeki karşılığı nedir?

Başta Özlem bu kutsal aşk meselesine hakikaten inanıyor. Kutsal aşk vardır, diyor. Bunu şöyle yapıyor: Kocasını terk edecek, terk etmesi için kendini temize çekmesi gerekiyor. O noktada kutsal aşka sığınıyor. O, kendini affettirmesini sağlayan bir ibare oluyor. Sonrasında orada yaşadığı hicranla beraber her şey tepetaklak olunca kutsal aşk ironik bir kavrama dönüşüyor. Ben aşkın kutsallığına şöyle inanabilirim ancak; çocuğum için duyduğum aşk ve Tanrı’ya duyduğum aşk kutsal aşktır. Çünkü kadın erkek ilişkileri başka bir şeye evriliyor.

Mario Levi eşiniz ve o da bir yazar. Mario Levi’nin sizin yazarlık hayatınızda ne gibi bir katkısı oluyor?

Başta tabii çok oldu. Kendisi aynı zamanda yazı yaratımı dersleri de veriyor hem Yeditepe Üniversitesinde hem de özel atölyelerde. Tıpkı onun öğrencisi gibi, ki zaten ben de onun öğrencisi oldum. Mesela o, bir ödev verir öğrencilerine, öğrencileri de ona bir takım yazılar getirirler. Benim de öyle bir sürecim oldu. Yazıp yazıp Mario’ya verdiğim bir zaman geçirdim. İlk kitabımı yazdıktan sonra beni çok yüreklendirdi. Bu benim için müthiş bir güç demek, motivasyon demek. En azından yola devam etmek için. Bir de şöyle bir şey var; Mario çok üretken bir yazar. Gecenin yarısı, ya da sabaha kadar çalışan bir yazar. Bu da çok önemli bir motivasyon. Bu yüzden benim için müthiş bir örnek Mario. Ayrıca ben de onun yazdıklarına hayranım. Hem bir okur olarak hem de eski bir öğrencisi olarak çok önemli bir motivasyon kaynağı oldu diyebilirim.

Peki bundan sonraki yazı hayatınızda nasıl bir kariyer hedefiniz var?

Tabii bunu belirlemem çok güç ama en azından şöyle hissediyorum: İlk kitaptan bu yana hep bir yol aldım. Hep biraz daha iyi bir şey başardığıma ve daha iyi bir şey ortaya koyduğuma inandım. Bu, yazar olarak benim samimi fikrim kendi adıma. İnanın hiç gelecek planım yok yeni kitaplar yazmaktan başka. Çocuk kitapları yazmak istiyorum. Yeni romanlar yazmak istiyorum. Göreceğiz bakalım yol nereye çıkacak. Akışa bırakıp üretmeye devam etmek istiyorum.

Çok teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Elçin Poyrazlar: Polisiyenin geleceği parlak!
Elçin Poyrazlar: Polisiyenin geleceği parlak!
Ahmet Güneştekin'in yeni sergisi Macaristan'da
Ahmet Güneştekin'in yeni sergisi Macaristan'da