Özlem Bozyurt yazdı
Gitmekle
kalmak arasındaki fark nedir? Görmekle bakmak arasındaki fark kadar derin mi
çizgileri hayatın? Zamanın yorgunluğunu ne alıyor? Ruhunu nasıl dinlendirmeyi
beceriyor insan ya da nasıl dayanabiliyor derin acılara?
Neden gidiyor? Neden hep gidiyorum? Ve ne zaman dinecek bu gitme arzusu?
...belki yollar bittiğinde dinecek… ve ben hep gideceğim... yollarda yaşamak... biraz göçebe... biraz korkak... yerleşik hayattan uzak olmak...
Başka yerlerden dönünce ne hisseder insan?
...geri döneceğiz ve bizim için zor, onlar için ise ulaşması imkânsız olan hayatlarımıza gideceğiz…
Kaybolmuş gibi oluyorum
bazen. Sesler ve renkler değişiyor. Afrika’da, sanıyorum, marka kıyafet
giyenlerin sayısı bir elin parmağını geçmiyor. Evet, orada da herkes birbirine benziyor
ve bunun da bir nedeni var. Neredeyse her çocuğun üzerindeki kıyafetler emanet
duruyor.
...emanet duran kıyafetler mi? Yoksa emanet yaşadığımız hayatlar
mı daha ağır? Bilmiyorum…
Her okul yolunda, emanet
duran, siyah bota benzer kısa deri bozması ayakkabılar giyiyorlar. O kısa
şortlarından incecik bacakları, kocaman ayakkabılarına doğru üstü kıvrık bir
çorapla uzanıyor. O çorapları aslında beyaz değil, ama siyahtan daha beyazsa
renkleri beyaz sanıyorsun ve kiri pek belli olmuyor. Düşündükçe ve gördükçe uzaklara
dalıyorum.

…o renkler… kısa kollu gömleklerinin üzerine giydikleri yeşil yırtık hırkalar…
Bir gün otobüsteyiz ve şehirden
eve dönüyoruz. Hemen kapının girişindeki koltukta oturuyoruz. Sağ tarafta şoförün
yeri var. Afrikalılara özgü garip bir tarzla kullanıyor otobüsünü. Yüreğim hop
hop ediyor ama ona içten içe güveniyorum da. Ondan iyi kim bilebilir ki
buradaki kuralsızlıkların nerede başladığını ve nerede bittiğini. Aniden köşeye
çekiyor, küçük bir kız çocuğu biniyor otobüse. Tek bir tane boş yer var ve o da
şoför ile onun yanındakilerin arasında. Hani bizim eski dolmuşlarda olurdu ya,
aynen öyle şoförün yanındaki motor kapağı bir tanesi. Oraya oturmaya çalışıyor.
Elinde çantası, ufacık bir kız çocuğu. Üstünde mor çizgili bir okul elbisesi
var ve okul elbisesinin üzerinde de yeşil bir kazak. Yeşil kazağının sol kolu
tamamen yırtılmış. Sanki biri çekmişte yırtmış o kazağı ve annesi de dikememiş;
ya da öyle giymeye alışmış..
Oturmaya çalıştığı yer normalde
tam bir oturma yeri değil. Bu nedenle elindeki yırtık pırtık çantasını altına
koyup üzerine oturmaya çalışıyor.
Bilmiyorum neler var
kafasında. Nasıl korkak ve ürkek aslında. Nasıl koymaya çalışıyor
çantasını altına, ama belki içinde kırılacak bir şeyler var. Uğraşıyor da
uğraşıyor, ama bir türlü istediği gibi koyamıyor. Kimse oralı olmuyor. O öyle
bir önündeki yola bakıyor, bir de çantasıyla boğuşmaya devam ediyor. Sonra ‘aman’
diyor sanki içinden, ‘ne olursa olsun buruşsun, içindeki defterim önemli değil’…
Ve oturuyor çantasının üzerine. Başlıyor yola bakmaya. Zaten kuş gibi bir kız.
Otobüs öyle hızla gidiyor, o da camın önünde uçar gibi gidiyor. Zaman ikisini
eşlemiş gibi aynı anda bir sonsuzluğa hızlıca gidiyorlar. Sonra yine bir an rahatsız
oluyor sanki küçük kız. Eli yine çantasına gidiyor, bu sefer kendine özgü bir
hüzünle çantasını geri alıyor kucağına, ’aman’ diyor yine, ’bu sefer batarsa
batsın etekliğim ne olacak…’. Kıyamadı defterlerine ya da hala defterler ve
kitaplar o elbiseden daha kıymetli belki de...
O heyecanla yola bakıyor,
arada bir de etrafına bakınıyor. Kimse kimseye bakmaz Afrika’da. Dedikodular
yakın çevreler arasında döner. Kimse kimseyi kolay kolay süzmez. Nairobi
merkezde bir kitapçıda, param yetmediğinden alamadığım bir kitap var. Kibera’daki
çocuklara fotoğraf makinesi vermişler ve onlar da Kibera’yı kendi gözlerinden
fotoğraflamış, üzerlerine de yorumlarını yazmışlar. Bir yorum vardı, Kibera’da
yolun ortasında çöp poşetlerinden yapılma bir evin siyahbeyaz fotoğrafının kenarına iliştirilmiş bir yorum... 10 yaşlarındaki bir
çocuğun yorumu: ’kimse kimseyle
ilgilenmez burada, çünkü herkesin o kadar çok problemi var ki... Herkesin
kendine ait problemleri var... Kimse kimseye neyin var diye sormaz; dahası soramaz…’

Hep gittiğim yerler var
aklımda. Bir türlü ait olamıyorum hiçbir yere. Kafamda resimler var. Zaten çoğu
zaman fotoğraf makinemi bir yerlerde unutuyorum. Gördüğüm her şeyi beynime
kaydediyorum ve hiçbir ayrıntısını unutmamak için her seferinde daha derin
bakıyorum.
Her noktaya ve her ayrıntıya bakarım…. ve sonra
bilmediğimi özlerim.

murekkephaber.com



















