Sinekler İçin Hayatta Kalma Rehberi, Merve Kettner imzasıyla Yeni İnsan Yayınevi tarafından yayımlandı. Çocuk edebiyatında alışılmış kahramanların dışına çıkan bu kitap, okuru bir sineğin gözünden dünyaya bakmaya davet ediyor. Sevimlilik kalıplarını, güzellik algısını ve canlılara yönelik önyargıları sorgulayan eser; mizahı, empatiyi ve hak bilincini aynı potada buluşturuyor.
Sineklerin ekosistemdeki yerini, yaşama direncini ve “küçük” görülenlerin aslında ne kadar önemli olabileceğini anlatan bu özgün hikâyenin yazarı Merve Kettner ile kitabın çıkış noktasını, “Dünya Sinek Hakları Derneği” fikrini ve çocuk edebiyatında aktivizmin yerini konuştuk.
Sinekler İçin Hayatta Kalma Rehberi fikri nasıl doğdu? Bir sineğin gözünden dünyaya bakma düşüncesi ne zaman oluştu?
Sinekler İçin Hayatta Kalma Rehberi fikri bir yazma atölyesinde doğdu. Bizden bir böceğin gözünden bir mesleği anlatmamız istenmişti ve ben sineğin gözünden anlatmaya başladım. Bir anda sinekle tuhaf bir bağ kurdum; küçücük, hızlı, biraz kaotik ama bir o kadar da komik bir dünya…
Sineklerle ilgili bazı anılarım gözümde canlandı ve hikâyenin temeli o anda şekillenmeye başladı. Etrafımdaki insanların sineklerden bu kadar rahatsız olması ve verdikleri tepkiler beni bu hikâyeyi yazmaya, hatta onların gözünden anlatmaya teşvik etti.
Çocuk edebiyatında genellikle “sevimli” hayvanlar başroldedir. Siz neden sinekleri seçtiniz?
Sineği seçtim çünkü görünmeyenleri görünür kılmak istedim. Sevimli olanı sevmek kolay, asıl zor olan sevilmeyeni anlamaya çalışmak. Sinek bu yüzden benim için güçlü bir sembol.
Bir de “güzel” meselesi bana hep kuşkulu geliyor. Kelebek güzel, sinek çirkin… Buna kim karar verdi bilmiyorum ama biz bu kararı sorgulamadan kabul ediyoruz.
Biraz bunu değiştirmek istedim. Belki sinekler de sevimlidir; sadece henüz PR’ları iyi yapılmamıştır. Onları sevimli bulmamamız, aslında bizim güzellik ölçütlerimizle ilgili bir refleks.

Kitapta sinekler adeta bir hak mücadelesi veriyor. “Dünya Sinek Hakları Derneği” fikri nasıl ortaya çıktı?
Aslında çıkış noktam çok basitti: “Sinekleri öldürmeyelim, onlar da yaşamak istiyor.”
Ama bunu “Sinekler ekosistem için faydalıdır, lütfen öldürmeyin.” gibi düz bir cümleyle söylemek bana hem sıkıcı hem de çocuklara uzak geldi. O yüzden bunu bir hikâyeye dönüştürmem gerekiyordu.
“Dünya Sinek Hakları Derneği” fikri de buradan çıktı. Sürekli kovalanan, gazeteyle vurulan bir canlının bir gün çıkıp “Artık yeter.” demesi fikri bana hem komik hem düşündürücü geldi. Biraz saçmalık, biraz abartı ve bolca mizah… Çünkü çocuklar ciddi mesajlardan çok, saçma hikâyeleri ciddiye alıyor.
Kitapta sineklerin ekosistem için önemine vurgu yapıyorsunuz. Çocuklara bu bilgiyi verirken nasıl bir denge kurdunuz?
Benim için en zor denge, bilgiyi “bilgi gibi” vermemekti. Çocuklara “Sinekler ekosistem için önemlidir.” dediğiniz anda kitap biraz ders kitabına dönüşüyor.
O yüzden bu bilgiyi doğrudan anlatmak yerine hikâyenin içine sakladım. Bilginin mizahla daha kolay sindirildiğine inanıyorum. Bir çocuk bir sineğin mücadelesine gülerse, onun yaşamak istediğini de fark eder diye düşündüm.
Dengeyi burada kurmaya çalıştım: Hikâye güldürsün ama mesaj da orada olsun.
Çocuklara bir canlının değerini anlatırken korku ve tiksinti bariyerini aşmak zor oldu mu?
Aslında çocukların yeni bilgileri yetişkinlerden çok daha kolay kabul ettiğini düşünüyorum. Ne görürlerse, ne duyarlarsa çok hızlı içselleştiriyorlar.
Çoğu zaman bunu ailelerinden öğreniyorlar: Sinek görünce “öldür”, “dokunma”, “iğrenç” tepkisi… Bu tepkiler çocuklara neredeyse otomatik olarak geçiyor.
Ben kitapta bu otomatik bilgi yerine biraz düşündürmek istedim. “Sinekler çok sevimlidir.” demek yerine, “Peki neden bu kadar sevilmiyorlar?” sorusunu sordurmak istedim. Neden tiksiniyoruz, bunu gerçekten biz mi seçtik yoksa böyle mi öğrendik?
Aldığım geri dönüşlerde sık sık “Hiç bu açıdan düşünmemiştim.” cümlesini duymam bana bu bariyerin aşıldığını hissettirdi. Bence çocuklar bu mesajı yetişkinlerden daha kolay alıyor. Asıl zorlanan taraf biraz biziz.
Sizce çocuklar mı sineklere daha önyargısız bakıyor, yoksa yetişkinler mi?
Kesinlikle çocuklar daha önyargısız bakıyor. Yetişkinler sinek görünce çoğu zaman “pis”, “rahatsız edici” gibi otomatik tepkiler veriyor; bu da alışkanlıklardan geliyor.
Çocuklar ise doğrudan gözlemliyor: Sinek hareket ediyor, yemek arıyor, yaşıyor. Bu basit gerçek onları daha empatik ve meraklı yapıyor.
Kitapta da bunu kullanmak istedim. Çocuklar hikâyedeki sineklerin başına gelenlere gülerken aynı zamanda onların yaşamak istediğini fark ediyor. Yetişkinler için önyargıyı kırmak daha zor; çocuklar için gülmek, merak etmek ve öğrenmek neredeyse aynı şey.

“Sinek neşesi” ifadesi kitapta dikkat çekici bir metafor. Bu kavram sizin için ne ifade ediyor?
Açıkçası sineklerin çok neşeli olduğuna inanıyorum. Onlara vurursunuz, kovarsınız ama yine de geri gelirler; etrafınızda dönerler. Siz onlardan ne kadar rahatsız olsanız da sanki umurlarında değilmiş gibi neşelerini kaybetmezler.
Bunu köpeklerle de benzetiyorum: Eve gelirsiniz, mutlu olurlar, kuyruklarını sallarlar. Sineklerde de benzer bir yaşama sevinci olduğuna inanıyorum.
Onların bu enerjik halleri beni hem etkiliyor hem de biraz üzüyor: Neden bu kadar rahatsız oluyoruz, anlamıyorum.
Bu yüzden “sinek neşesi” kavramını kullandım. Onlar ne olursa olsun neşelerini kaybetmiyorlar; sanki yaşamaktan büyük keyif alıyorlar. Önyargılarımızdan biraz arınırsak, bu neşeyi herkes fark edebilir.
“Hayatta kalmak sadece nefes almak değildir; uçmak, hayal kurmak ve bazen de direnmek gerekir” düşüncesi çocuklara nasıl aktarılıyor?
Bu mesajı çocuklara doğrudan vermiyorum; onları sineklerin hikâyesine dahil ediyorum.
Sineklerin hayatta kalmak için gösterdiği çabayı izlerken çocuklar cesur olmayı, denemeyi, kendi yollarını bulmayı ve direnmeyi sezgisel olarak kavrıyor.
Aynı zamanda sevilmeyen bir canlı üzerinden kendileriyle özdeşleşebilecekleri bir alan açıyorum. Farklılıklardan çok ortak yanlarımıza odaklanıyorum: Sinekler de bizler gibi nefes almak, yaşamak ve yolunu bulmak istiyor.
Mesajım biraz gizli ama güçlü: “Ben de cesur olabilirim.”
“Kanadımız var, haklarımız da!” ve “Susma vızla!” gibi sloganlar oldukça politik ama bir o kadar da eğlenceli. Çocuklara hak bilincini mizahla anlatmak bilinçli bir tercih miydi?
Bu sloganlar mizah yoluyla bir farkındalık yaratmak için yazıldı. Öncelikle sineklerin yaşam hakkını savunuyorlar; ama aynı zamanda çocuklara “duygularını ve isteklerini söylemekten korkmamalısın” mesajını da fısıldıyorlar.
Benim için önemli olan bunu bağırarak değil, güldürerek söylemekti.
Kitapta sinekler ekosistemin “kahramanları” olarak konumlanıyor. Bu kahramanlık nasıl bir kahramanlık?
Sinekleri kahraman olarak konumlandırmamın nedeni basit: Küçükler ama büyük bir rol üstleniyorlar. Hayatta kalmak için mücadele ediyorlar; kolay öldürülebilir olmalarına rağmen direniyorlar.
Bence bir kahramanın sahip olması gereken her şey var: cesaret, azim ve hayatta kalma becerisi. Üstelik bu özellikleri sadece kendisi için değil, yaşadığımız dünya için de kullanıyor.
İnsanların rahatsız edici bulduğu bir canlının aslında kahraman olabileceğini göstermek istedim. Mesajım şu: Küçük de olsan önemli olabilirsin.
Çocuk edebiyatında aktivizm ne kadar yer bulmalı?
Bence mutlaka yer bulmalı ama hikâyenin içinde olmalı.
Çocuklar dünyayı değiştirebileceklerini bilerek büyümeli. Ama bu doğrudan ders vermekle değil, empati ve hikâyelerle olur.
Aktivizm burada telkin değil, çocukların kendi çıkarımını yapabileceği bir alan.
Kitapta insanlara sinekleri kendilerinden uzak tutmanın doğal yolları (lavanta, limon+karanfil, sineklik) öneriliyor. Bu yaklaşımın arkasındaki düşünce nedir? Çocuklara “öldürmeden çözüm üretme” fikrini kazandırmak sizin için ne kadar önemli?
Çocuklara her sorunun şiddetle çözülmediğini göstermek istedim.
Lavanta, limon+karanfil, sineklik… Bunlar hem yaratıcı hem zararsız çözümler.
“Öldürmeden çözüm üretmek” benim için çok önemli çünkü bu sadece sineklerle ilgili değil, hayattaki her sorun için geçerli.
Hem yazıp hem resimlemek süreci nasıl etkiledi? Görseller metni mi yönlendirdi, metin mi görselleri?
Önce metni yazdım çünkü sineğin karakteri gözümde canlanmıştı. Tatlı bir sinek çizerek önyargıyı kırmak istedim.
Metin görselleri yönlendirdi ama çizimler de bazen yeni cümleler eklememe sebep oldu.
Metin ve görsel birbirini besledi; hikâye böylece daha canlı oldu.
Eğer gerçekten bir “Dünya Sinek Hakları Derneği” kurulsa, ilk talebi ne olurdu?
Bence ilk talepleri şu olurdu:
“Bize biraz saygı gösterin ve öldürmeyin.”
Sinekler minik ama hayatta kalmaya çalışıyorlar.
Verdikleri mesaj çok net olurdu: Herkesin yaşam hakkı var.




















