Ali İzzet Keçeci yazdıKöklü tarihi, dünyaya yön veren mitolojisi ve siyasi krizleri ile dünya tarihinde apayrı bir yönü olan Yunanistan, son yıllarda yaşadığı seçimler ve ekonomik problemler ile dünya gündeminde yine ilk sıralarda yer almaktadır. Öyle ki; gerek Avrupa Birliği gerekse dünyanın diğer ekonomi çevreleri Yunanistan’da yaşanan gelişmeleri sıcağı sıcağına takip etmekte ve politikalarını ona göre belirlemektedir.Günümüz Yunanistan’ında var olan sıkıntının temeli tabii olarak ekonomik daralma, üretim kapasitesi ve ödenemeyen uluslararası krediler olarak belli başlıklarda açıklanmaktadır. Bir iktisatçı olmadığım için bu başlıkların detaylarına değinemesem de var olan krizin siyasi sebeplerini, tarihten gelen alt yapısını ve mevcut son durumunu aktarmakta yarar görmekteyim. Şöyle ki; Yunanistan’ın tıpkı Türkiye gibi parçalı siyasi yapısı, askeri darbeler ile yüzleşmesi, başta Kıbrıs sorunu olmak üzere pek çok başlıkta komşusu Türkiye ile uzun yıllar süren sorunlar yaşaması, bu sorunların sürdürülmesi noktasında artan askeri harcamalar ve bunun ekonomiye bedeli ilk sayılacak unsurlardandır. Avrupa Birliği para birimi olan Euro’ya geçiş ve dünya tarihinde en uzun süre kullanılan para birimi özelliğine sahip Yunan para birimi olan Drahmi’nin[1] terk edilmesi de başta enflasyon ve fiyat artışı olmak üzere diğer tüm başlıklarda yunan halkını ve ekonomisini etkilemiştir.Yunanistan siyasetinde şüphesiz 2015 yılının ayrı bir yönü bulunmaktadır. Yaşanan genel seçimler ve değişen iktidar tercihi ayrıca Temmuz ayında gerçekleşen referandum ile AB para politikalarının ve dayatmalarının! doğrudan reddi Yunanistan siyasi tarihini değiştirecek ölçekte gelişmelerdir. Genel seçimlerde alışkın olduğumuz Pasok ve Yeni Demokrasi Hareketi arasında cereyan eden yarış ve iktidar değişikliği bu kez hiç beklenmeyen bir şekilde sonuçlanmış ve Syriza[2] karizmatik genel başkanı Çipras (Tzipras) ile iktidara gelmiştir. Radikal sol bir oluşum olan ve homojen bir yapı göstermeyen bir bu partinin ülkenin köklü iki partisini saf dışı bırakıp iktidara gelmesi tabii olarak belli bir tepkinin ürünüdür. Yunanistan gibi Ortodoks inancının hakim olduğu bir kültür de radikal sol bir partinin üstelik İncil üzerine yemin etmeyeceğini açıklayan genel başkanına rağmen kazanması dikkatle incelenmesi gereken bir konudur.Başbakan Çipras’ın Temmuz ayı başında tüm AB’ye rest çekerek yapılan düzenlemeleri referanduma götürmesi ve çıkacak sonuca göre hareket edeceğini beyan etmesi ilk etapta AB’de şok etkisi yaratsa da, demokratik bir çerçevede yer aldığı için ciddi bir direniş gösterilmemiştir.Temmuz ayının ilk hafta sonu yapılan referandum ile halkın %60’dan fazlası "Oxı" yani hayır diyerek bu düzenlemelerin ve oluşturulan takvimin AB dayatması olduğu ve Yunan halkını bitireceğini ileri sürmüştür. Peki bu hayır kararı gerçekten Başbakan Çipras ve yunan halkının AB’ye rest çekmesini sağlayacak bir durum mudur? Tabii olarak halkın verdiği karar demokrasi çerçevesinde değerlendirilmelidir nitekim, demokrasi kavramının antik yunan menşeli olduğunu da unutmamak gerek ancak bu durum başta Almanya olmak üzere diğer AB üyesi halkların haklarını görmezden gelmek anlamına gelmemelidir. Demokrasi sadece yunan halkının iradesini yansıtmamaktadır diğer AB üyesi ülkelerin halkları üzerine yüklenecek vergi ve benzeri yükümlülükleri de göz önünde bulundurmak gerekir.Yunanistan halkının bu durumda nasıl bir hayat yaşadığına bakacak olursak, doğal olarak büyük şehirlerle taşra da aynı etki hissedilmemektedir. Başta genç işsizlik oranı olmak üzere artan vergiler ve maaşlarda yaşanan kesintiler halkı bunaltmakla kalmamış iyiden iyiye krize sokmuştur. Peki bu durum sosyal hayata nasıl yansımaktadır? Tavernalar, sosyal mekanlar ve kafelerin doluluk oranlarına bakarak ülkede var olan ekonomik durum hakkında doğrudan yorum yapmak tek başına doğru olmaz bunu kabul etmekteyiz ancak bu verilere bakarak ta ülkede var olan ve devam eden sosyal hayatın aslında yunan halkının çokta dışarıdan bakıldığı kadar zor durumda olmadığını göstermektedir.[3]Artan vergiler, fiyatları etkilediği için doğal olarak turizm de bu gidişattan payını almakta ve gelen turistler bunları dikkate alarak gelmektedir. Yunanistan’ın mevcut iktidarı ile bu sorunları çözmesi mümkün müdür? Yada AB ile olan diyaloğunu devam ettirmesi? Şu unutulmamalıdır ki, iktidar olan bir partinin seçim öncesi verdiği sözleri tutması tabii olarak onun güvenilirliği ve samimiyetinin bir göstergesidir, peki değişen ve gelişen şartlar dahilin de bazı revizyonlara gitmesi ve politika değişikliklerinde bulunması onun samimiyetine gölge düşürür mü? Bu durumu muhaliflerinin kullanacağı kesin ancak sadece muhalefetten korkarak ülke yararına atılması gereken adımları atmamak da bir samimiyetsizlik göstergesidir buda unutulmamalıdır.Yunanistan üzerine net yorumlarda bulunmak için henüz erken, ancak yunan ekonomisinin düzelmesi ve siyasi istikrarın devam etmesi başta bölge ülkeleri olmak üzere AB ve dünyanın geri kalanını yakından ilgilendirmektedir. Yunanistan’ın tarihten gelen köklü devlet geleneği ve demokrasi serüveni aslında içinde bulunduğu durumdan kurtulmasına referans olacak niteliktedir. Mevcut hükumetin eski politikaları külliyen ret etmesi ve krizin sorumlusu olarak o politikaları görmesi ise ilk etapta fayda sağlasa da ilerleyen aşamada muhalefetle bir hesaplaşma süreci yaratacağından dolayı ülkede siyasi krizi tırmandıracak boyuta ulaşabilecektir.Yunanistan’ın güvenliği ve ekonomik refahı başta AB ve komşu ülkesi olan Türkiye olmak üzere tüm dünyayı ilgilendirmektedir. Domino teorisi, kelebek etkisi yada uluslararası piyasalarda var olan kırılganlık boyutuyla baktığımızda kimsenin bu krize seyirci kalması yada sevinmesi beklenemez. Komşuda çıkacak bir yangın ilk önce yan komşuyu yakar bu tarih boyunca değişmeyen bir kuraldır.
[1] 100 Drahmi=0,29 Euro dur, TL karşılığı ise 0,89 TL dir. Fiyatların bu parasal değişimde nasıl şekillendiğin buradan anlamak mümkündür.
[2] Syriza “Synaspismós Rhizospastikís Aristerás”” ΣΥΡΙΖΑ Συνασπισμός Ριζοσπαστικής Αριστεράς,” Radikal Sol Koalisyon
[3] Birkaç günlük Yunanistan ziyareti ve incelemeleri ile yapılan gözlem tam doğru bir yoruma neden olmasa dahi, sosyal hayatın ve gündelik yaşamın nasıl aktığı ve insanların ruhsal durumunu gözlemlemek adına da ipuçları verebilmektedir. Dört günlük Yunanistan ziyaretimde edindiğim izlenimlerden yola çıkarak yaptığım taverna ve kafelerin doluluk oranı ifadesi tamamen şahsıma ait olup, insanların sosyal hayata para ayırabilmesi ve mutluluklarında var olan devamlılık adına özellikle yer verdiğim bir durumdur.




















