Sevgi K. Yıldırım yazdıYönetmen Emin Alper’in 76. Berlin Uluslararası Film Festivali’nde çok konuşulan filmi Kurtuluş, 6 Mart itibari ile vizyonda. Alper, festivalin en prestijli ikinci ödülü olan Gümüş Ayı-Büyük Jüri Ödülü’ne layık görülmüştü. Yönetmen Alper’in beşinci uzun metraj filmi olan Kurtuluş, uluslararası pek çok ödülü alacak gibi görünüyor. Başta oyunculuk olmak üzere hikâye, senaryo, çekim teknikleri, müzik, dil ile film âdeta görsel şölene dönüşmüş ve başarısı tesadüf olmayan işlerden biri karşımıza çıkmış.Kurtuluş; Türkiye, Fransa, Hollanda, Yunanistan, İsveç ve Suudi Arabistan işbirliğiyle çekilmiş epik bir dram. Filmde hikâye Mardin’in ücra bir dağ köyünde geçiyor. Film, terör sebebiyle köylerinden ayrılan Bezariler ile köylerinde kalıp yıllarca korucu olarak terörle mücadele eden Hazeran aşireti arasındaki yeniden alevlenen kimlik ve toprak çatışmasını konu ediniyor.
Gerçekten paranoyaya evrilen hikâyeGerçek bir hikâyeden yola çıkıyor Emin Alper. 2009’da Mardin’de bir düğünde aynı aşiretten onlarca kişi öldürülmüştü. Alper, bu olaydan esinlendiğini çeşitli röportajlarında da dile getirmişti. Gücünü gerçeklikten alan filmde yönetmen sık sık ters köşe yapsa da oldukça etkileyici bir film izliyoruz. Gerilimin tırmandığı filmde izleyici, paranoyanın korku dolu bir sona evrilmesini sekans sekans âdeta yaşayarak izliyor. Bunda Caner Cindoruk, Feyyaz Duman, Berkay Ateş ve Naz Göktan’ın oyunculuklarının da katkısı çok. Nitekim film sadece bir inanç ve iktidar çatışmasını değil aynı zamanda toplumsal manipülasyon dinamiklerini de gözler önüne seriyor.Filmin açılış sahnesinden son sahnesine kadar her an, sarmal şekilde örülüyor. Açılış diyaloglarının Kürtçe olması ise filmin genel havasını izleyiciye geçirmiş oluyor. Filme Türkçe altyazılar eklenmiş. Filmin ikinci yarısında yer yer Kürtçe diyalogların altyazıları eksik olsa da oyuncuların muhteşem performansı ile ne söylediklerini herkes anlayabiliyor.
Korku, kalpleri ele geçirirKöyün şeyhi Ferit (Feyyaz Duman), her şeyh gibidir. İlk dakikalardan itibaren onun yanında gördüğümüz Mesut (Caner Cindoruk), evine gidip penceresinden Bezarilerin döndüğü aşağı köye doğru bakarken hikâye başlıyor.Filmde Caner Cindoruk’un oyunculuk performansı o kadar etkileyici ki... Gece sanrıları, rüyaları, uykusuzluğu, bir anda sesler duyup dikkat kesilmesi... Mesut karakterinin psişik hâlde olduğuna ikna olarak filmi izliyoruz. Gördüğü rüyalar da bu durumu destekliyor. Öyle ki filmi izlerken elimizde olmadan Mesut karakterine içten içe sinir oluyoruz.Başta yönetmenin her tuşa bastığını söylemiştik. Hazeran aşireti işledikleri toprakların ellerinden gitmesinden korkarken Mesut da aslında eşi Gülsüm’ün (Özlem Taş) elinden gitmesinden korkmaktadır. Tabii bu duyguyu yönetmen görünürde tutmuyor. Burada Mesut’un sanrılı rüyalarını devreye alıyor sadece.İnsanın en temel mücadelesi: Var olmaEsasında film, basit bir varlık çatışması hikâyesi gibi duruyor. Emek verdikleri toprakların elinden alınmasını istemeyen Hazeran aşireti, kendi iyiliklerini düşünüyor. Bezariler ise onca yıldan sonra döndükleri köylerinde tapulu arazilerini istiyor. Yönetmen, daha çok izleyiciyi Hazeran aşiretinin yanında tutuyor. Nitekim filmin başlangıç sekanslarının birinde yıllar sonra dönen Bezarilerin pek de masum niyetler taşımadığını da görmüş oluyoruz. Onların varlık mücadelesi izleyiciyi de etkisi altına alıyor.Hazeran aşiretinde herkesi ele geçiren “Ekip emek verdiğimiz toprakları elimizden alacaklar!” korkusu ya da paranoyası bu yüzden gerçekçi geliyor izleyiciye. Tabii Berkay Ateş (Yılmaz) ve Naz Göktan (Fatma) da bu korkuyu izleyiciye geçirmek için âdeta tüm benlikleriyle hayat veriyorlar karakterlere.
“Kendi iyiliğimiz için başkasına kötülük yapabilir miyiz?”Ritmi düşmeyen ve gerilimi son dakikaya kadar dorukta tutan bir film olmuş. Gelelim son söze... Kurtuluş, birçok ödül töreninden eli dolu dönecek gibi. Oscar almak için sınırları zorlayan Leonardo Dicaprio, The Revenant filmi ile hedefine ulaşmıştı. Benzer bir izlenimle ayrıldım salondan. Emin Alper de ödülleri toplamak için tüm tuşlara basmış. Umarım öyle de olur. Böylece film boyunca akışa engel birkaç sahneyi de tolere ederiz.
Filmin sonunda ise akıllarda birkaç soru beliriyor:İnsan kendi iyiliği için saf kötülük yapılabilir mi? İnsan saf kötü bir varlık mıdır?
Gerçekten paranoyaya evrilen hikâyeGerçek bir hikâyeden yola çıkıyor Emin Alper. 2009’da Mardin’de bir düğünde aynı aşiretten onlarca kişi öldürülmüştü. Alper, bu olaydan esinlendiğini çeşitli röportajlarında da dile getirmişti. Gücünü gerçeklikten alan filmde yönetmen sık sık ters köşe yapsa da oldukça etkileyici bir film izliyoruz. Gerilimin tırmandığı filmde izleyici, paranoyanın korku dolu bir sona evrilmesini sekans sekans âdeta yaşayarak izliyor. Bunda Caner Cindoruk, Feyyaz Duman, Berkay Ateş ve Naz Göktan’ın oyunculuklarının da katkısı çok. Nitekim film sadece bir inanç ve iktidar çatışmasını değil aynı zamanda toplumsal manipülasyon dinamiklerini de gözler önüne seriyor.Filmin açılış sahnesinden son sahnesine kadar her an, sarmal şekilde örülüyor. Açılış diyaloglarının Kürtçe olması ise filmin genel havasını izleyiciye geçirmiş oluyor. Filme Türkçe altyazılar eklenmiş. Filmin ikinci yarısında yer yer Kürtçe diyalogların altyazıları eksik olsa da oyuncuların muhteşem performansı ile ne söylediklerini herkes anlayabiliyor.
Korku, kalpleri ele geçirirKöyün şeyhi Ferit (Feyyaz Duman), her şeyh gibidir. İlk dakikalardan itibaren onun yanında gördüğümüz Mesut (Caner Cindoruk), evine gidip penceresinden Bezarilerin döndüğü aşağı köye doğru bakarken hikâye başlıyor.Filmde Caner Cindoruk’un oyunculuk performansı o kadar etkileyici ki... Gece sanrıları, rüyaları, uykusuzluğu, bir anda sesler duyup dikkat kesilmesi... Mesut karakterinin psişik hâlde olduğuna ikna olarak filmi izliyoruz. Gördüğü rüyalar da bu durumu destekliyor. Öyle ki filmi izlerken elimizde olmadan Mesut karakterine içten içe sinir oluyoruz.Başta yönetmenin her tuşa bastığını söylemiştik. Hazeran aşireti işledikleri toprakların ellerinden gitmesinden korkarken Mesut da aslında eşi Gülsüm’ün (Özlem Taş) elinden gitmesinden korkmaktadır. Tabii bu duyguyu yönetmen görünürde tutmuyor. Burada Mesut’un sanrılı rüyalarını devreye alıyor sadece.İnsanın en temel mücadelesi: Var olmaEsasında film, basit bir varlık çatışması hikâyesi gibi duruyor. Emek verdikleri toprakların elinden alınmasını istemeyen Hazeran aşireti, kendi iyiliklerini düşünüyor. Bezariler ise onca yıldan sonra döndükleri köylerinde tapulu arazilerini istiyor. Yönetmen, daha çok izleyiciyi Hazeran aşiretinin yanında tutuyor. Nitekim filmin başlangıç sekanslarının birinde yıllar sonra dönen Bezarilerin pek de masum niyetler taşımadığını da görmüş oluyoruz. Onların varlık mücadelesi izleyiciyi de etkisi altına alıyor.Hazeran aşiretinde herkesi ele geçiren “Ekip emek verdiğimiz toprakları elimizden alacaklar!” korkusu ya da paranoyası bu yüzden gerçekçi geliyor izleyiciye. Tabii Berkay Ateş (Yılmaz) ve Naz Göktan (Fatma) da bu korkuyu izleyiciye geçirmek için âdeta tüm benlikleriyle hayat veriyorlar karakterlere.
“Kendi iyiliğimiz için başkasına kötülük yapabilir miyiz?”Ritmi düşmeyen ve gerilimi son dakikaya kadar dorukta tutan bir film olmuş. Gelelim son söze... Kurtuluş, birçok ödül töreninden eli dolu dönecek gibi. Oscar almak için sınırları zorlayan Leonardo Dicaprio, The Revenant filmi ile hedefine ulaşmıştı. Benzer bir izlenimle ayrıldım salondan. Emin Alper de ödülleri toplamak için tüm tuşlara basmış. Umarım öyle de olur. Böylece film boyunca akışa engel birkaç sahneyi de tolere ederiz.
Filmin sonunda ise akıllarda birkaç soru beliriyor:İnsan kendi iyiliği için saf kötülük yapılabilir mi? İnsan saf kötü bir varlık mıdır? 




















Sevgi hanım yazı için teşekkürler. Site Ymnetimine Not Reklam baner yerleşimi ve yoğunluğundan dolayı maalesef bir daha bu siteye girmeyeceğim.