Bülent Ayyıldız: Yerli güncel fantastiğe okur güvenmiyor
Reklam

Bülent Ayyıldız: Yerli güncel fantastiğe okur güvenmiyor

Mürekkep Söyleşiler’de bu hafta, Bülent Ayyıldız ile fantastik edebiyatı, kitaplarını ve yeni çalışmalarını konuştuk.

16 Kasım 2020 - 20:55 - Güncelleme: 17 Kasım 2020 - 15:21

Röportaj: Merve Gedik - Elif Soykan     

Bülent Ayyıldız, son yıllarda yazdığı fantastik romanlarla oldukça dikkat eden bir isim. Bugüne kadar yayınladığı üç romanı ile fantastik roman sevenlerin beğenisi kazanan Ayyıldız, aynı zamanda Hacettepe Üniversitesi, Amerikan Kültürü ve Edebiyatı Bölümünde doktora çalışmalarına devam ediyor.

Mürekkep Söyleşiler’de bu hafta, Durun Yanlış Anladınız, Gölgesiz Matiz, Hiçbir Şey Göründüğü Gibi Değil kitaplarının yazarı Bülent Ayyıldız ile fantastik edebiyatı, kitaplarını ve yeni çalışmalarını konuştuk.

Yazma serüveniniz ne zaman ve nasıl başladı?

İlkokulda çok fazla kitap okurdum. H. G. Wells’in görünmez adamları, zaman yolculukları, Jules Verne’in açtığı yeni dünyalar, isimlerini hatırlamadığım macera ve dedektiflik hikayeleri... Bunlar hayal dünyamı beslerken yazma isteği de uyandırmıştı. İlk basılı eserim dördüncü ya da beşinci sınıfta yazdığım bir şiirdir. İlk roman denemem ortaokuldaydı. Okuduklarımın etkisinde sihirli güçleri olan yedi taşı bir araya getirmeye çalışan bir arkeoloğun hikayesiydi. Sonunu getiremedim. Lisede hiç yazmadım galiba. Dersler ağır gelmiş olsa gerek. Üniversitede ufak tefek senaryo denemeleri ve öyküler yazdım. Elbette bir blog’um da vardı. Bunların hiçbirini beğenmemiştim. Üniversite bittikten sonra, “napıcaz be kamil? Böyle iş güç derken ölecek miyiz?” gibi sancımsı şeylerle tekrar karalamaya başladım. Pek serüven gibi değil ama, ilk yazma tecrübelerim böyle.

Yazarken belirli bir ritüeliniz var mı?

Genelde yok, obsesiflik ya da bağımlılık geliştirdiğim şeyler var. Kahveye ihtiyaç duyuyorum mesela. Evim harici her yerde yazabiliyorum. 12 Times New Roman tipi punto dışında bir yazı stiliyle yazmak beni rahatsız ediyor. Öykülerimin taslakları konusunda bir takıntım var. Hep son taslağı bulmaya çalışıyorum, ama bulduğum Word dosyasının son taslak olup olmadığını garantilemek için dosyaları tarayıp duruyorum. Belki de en son taslakla bir önceki taslak arasında bir kelimelik bir fark var, ama illa da son halini bulma konusunda ısrar ediyorum. Bir de ritüel değil ama yazarken sinir olduğum bir durum var. Çok kahve içtiğim için sık sık masanın başından kalkmak zorunda kalıyorum. Bu beni deli ediyor.

 Sizi en çok besleyen yazarlar kimlerdir?

Beni herkes besliyor. Bir film, herhangi türde yazılmış bir kitap, gündelik klişe bir diyalog. Ödül almış bir öykümü uzun yıllar bağımlısı olduğum “Age of Empires” (The Conqueror paketi) oyunundan beslenerek yazmıştım. Ama siz yazar beslemesini soruyorsunuz. Aslında dünya edebiyatı. Doğu klasiklerinden güncel Amerikan yazarlarına herkesten bir şeyler alıyorum. İsim vermem gerekiyorsa Dostoyevski, Neil Gaiman, Peyami Safa, Safran Foer, Firdevsi, Pamuk ya da Perec gibi isimler ilk akla gelenler.

Hicbir Şey Göründüğü Gibi Değil kitabınızda çözülmemiş bir gizem var. Bunun  çözümlemesini okuyucuya bırakmışsınız diyebiliriz. Okuyucuyu düşündürmek gibi bir  kaygınız var mı?

Böyle bir kaygım elbette yok, ama üzerinde düşündüğüm meseleleri okura yansıtmak gibi bir tavrım olabilir. Her insan bazı belli konuları kafaya daha çok takar. Bunlar da kendiliğinden esere yansır ya da temayı oluşturur.

Yine son kitabınızda fantastik ögeler var. Türk okuyucunun alışık olmadığı ama son zamanlarda ilginin arttığı bir tür. Bu alanda üretmeye devam edecek misiniz? Yoksa okuyucuyu farklı türler ya da teknikler bekliyor mu?

Fantastik alanda üreteyim diye değil, kurmacanın bana verdiği imkanları sonuna kadar sömüreyim diye giriştiğim bir alan fantastik. Bildik hayatta da açıklamasını yapamadığımız olaylar vuku buluyor. Bunun kurmacaya yansıması doğal. Fantastik çoğu zaman ikinci sınıf edebiyat olarak görülüyor. Bu elbette değişti ya da bazıları için zaten başından beri kıymetli bir alandı. Bizim geçmişimiz, tarihimiz, kültürümüz vesaire hem fantastiğe müsait hem de ket vurmuş durumda. Yerli güncel fantastiğe okur güvenmiyor. Yine de bu önyargılar da yavaş yavaş kırılmakta. Bir şeyleri türlere ayırmamız doğru değil. İnsanların kafası tasnif etmeden, arşivlemeden bilgiyi saklayamıyor. Haliyle tür sıkıntısı ortaya çıkıyor. Ben mümkün olduğunca kurmacanın sınırlarını geniş tutmak istiyorum. Postmodern, fantastik, ironik, modern, realist, mizahi vs. nasıl etkileyecekleri beni pek de ilgilendiren bir mesele değil. Yine de hayal gücü ve metafizik ucundan kıyısından da olsa her eserimde şekil bulması muhtemel mefhumlar.

Hepsi Hikaye isminde bir Youtube kanalınız var. Burada edebiyatla ilgili teknik bilgiler paylaşıyorsunuz. Bu teknik bilgiler diğer yazarların üretimlerini okurken aldığınız hazzı etkiliyor mu?

Youtube kanalı değil ama yazar olmak, bir metni okurken onun altyapısını, inşa şeklini merak etmek bazen aldığım hazzı düşürebiliyor. Yazarın biri demişti, şaşırtmak zevklidir, ama şaşırmak kadar değil. Bazen sadece okumak istersin.

Hem öykü hem de roman türünde eserleriniz var? Hangi tür sizin için kendinizi daha   iyi ifade edebilme alanı oluşturuyor?

Kendimi ifade etmek diye bir şey yok aslında. Bu fikir geçmişte bir yerde peyda olmuş, almış başını yürümüş gitmiş. Bir şeyleri ifade etmek istemiyorum. Anlatıyorum, ama anlaşılmak benim masamda değil. Yazarken hangi türde rahat hissettiğimi soruyorsanız, mızmız bir ergen gibi diyebilirim ki ben kendimi bu dünyada rahat hissetmiyorum. Yazarken, konuşurken ve hatta yürürken de bu böyle. Bir şeyler yazmak belli bir haz veriyor, ama verdiği kadar da acı çektiriyor. Tür olarak kendimi kısıtlamıyorum. Bir karakter alıp başını gitmek istiyorsa serbest bırakıyorum.

Yeni bir kitap yayımlama hazırlığında olduğunuzu biliyoruz. Çalışmalarınız nasıl gidiyor? Okuyucusuyla ne zaman buluşacak?

Evet, yeni bir roman yolda geliyor. Planlarda bir değişiklik olmazsa 2020 Aralık ayında çıkmasını bekliyorum. Bir yönüyle okura meydan okuyan bir roman yazdım. Tabii okura meydan okuma uğraşarak yaptığım bir şey değil. Okuma eylemi zor ve doğal olmayan bir eylemdir. Kimse doğuştan okuma bilmez. Roman bu yönüyle elitist bir karakteristiğe sahip. Herkes okuyacak diye bir şey yok. Herkes kendinden bir şeyler de bulmak zorunda değil. Eğer son anda fikir değiştirmezsem, şimdilik adı “Zifirsinek: Küçük Bir Ankara Tanrısı”.

Kendinizi üç kelimeyle nasıl anlatırsınız?

Muzip, aksi, hayalperest.

Kaynak: murekkephaber.com

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Tenor Murat Karahan’dan Yeni Yıl Konseri
Tenor Murat Karahan’dan Yeni Yıl Konseri
2020 yılında Türkiye ve dünyada en çok neler dinlendi?
2020 yılında Türkiye ve dünyada en çok neler dinlendi?