Röportaj: Yusuf Çifci
“Ben Baran. Diyarbakır Dicle Bozovalıyım… Benim mesleğimi öğrenmişsinizdir. Jigolo…”
Bu sözlerle seyirciyi karşılayan “Baran”, izleyiciyi genç bir adamın hayatta kalma mücadelesine ve içsel yolculuğuna davet ediyor. Sıla Erkan’ın yazıp yönettiği, Fırat Aksal’ın hayat verdiği oyun, tek kişilik sahnede izleyiciyle adeta bütünleşiyor.
Baran oyununu geçtiğimiz günlerde Hamson Apartmanı’nda izleme fırsatı buldum. Neo-klasik üslupta inşa edilen bu bina, İngiliz Hamson ailesi tarafından yaptırılmış ve döneminde birçok sanatçının ilham kaynağı olmuş. Ressam Avni Arbaş, bir dönem bu apartmanda yaşamış ve eserlerine burada şekil vermiş. Oyun ile mekan arasındaki uyum, bir izleyici olarak bana hem görsel hem de duygusal bir şölen sundu.
Baran, hayatta kalmak için farklı işler deneyen, ancak vicdanından ödün vermeyen bir genç olarak sahnede hayat buluyor. Jigololuk da yapan Baran, işlemediği bir suç nedeniyle gençliğinin on yılını hapse girmesiyle geçirmiş, ancak affetmeyi bilen ve empati kurabilen bir karakter olarak izleyiciye sunuluyor. Oyunun mizahi ve trajik unsurları, karakterin derinliğini ortaya çıkarırken, Fırat Aksal’ın performansı da ödüllerle taçlanmış durumda. Oyunun en yakın tarihi 3 Aralık'ta CKM'de. Denk gelenin mutlaka izlemesi gereken bir oyun Baran.
Mürekkep Söyleşiler'de bu hafta sıla erkan ve fırat aksal ile baran oyununu konuştuk.
Sorularıma daha en başında başlamak isterim: Baran’ın hikâyesi nedir? Nasıl ortaya çıktı bu oyun? Sıla Erkan: Ben aslında Tebdil-i Mekân oyununu yazıyordum ve Mürekkep Haber’le onun röportajını da yapmıştık. O oyun biraz zorlayan, yazım süreci çok uzun süren, provalarda yazım sürecinin devam ettiği bir oyun. Oyuncular oynadı ben yazdım vesaire falan filan… Öyle devam ediyordu. Ama o esnada da içimden bir erkek karakterin — Evet bir jigolo, daha doğrusu jigololuk da yapan ama çok pek çok hayatta kalmaya çalışan genç bir erkek karakterin, genç ve dişil bir erkek karakterin — biraz anılarına döndü aslında. İçimdeki ses bunu yazmaya beni itti. Oturdum kafede yazıyordum, yolda yazıyordum. Hep bunları not ettim.Yazarken aslında zaten “Aa bir dakika, bunu galiba Fırat oynayacak” dedim. Çünkü çok benzeştirdim. Karakter de Diyarbakırlı, Fırat da Diyarbakırlı. Bu arada bizde karışıyor artık; Fırat’a Baran diyenler, Baran diye seslenenler falan filan… Baran’ı stand-up oyunu zannedenler, stand-up gösterisi zannedenler falan. Fırat Aksal: En kötüsü ne? Beni gerçekten jigolo zannedenler.Sıla Erkan: Bu arada o da var. Numarasını isteyenler benden.Benden değil de, Apartman Sahne’den falan… Instagram’da böyle mesajlar var. “Baran’ın numarası var mı, bilmem nesi var mı?” diye. Dalga geçiyoruz ama komik. Gerçekten uydurmuyoruz bunları, yani bunlar oldu.Neticede böyle oldu ama önce yazım süreci, ardından Fırat’la birlikte yazdığım kadarını prova süreci başladı. Sonra da reji mantığını oluşturdum kafamda. İki kişi ile çıktı yani bu oyun ortaya.
Fırat Aksal: Sıla hem hocam hem yönetmenim hem de çok yakın arkadaşım. Bana aslında bir kazık attı Sıla. Şimdi buralara gelelim. Normalde Tebdil-i Mekân oyunu Apartman Sahne’nin sezon başlangıç oyunuydu. İlk oyunuydu, sezona oyunu açacaktık. Dediği gibi, onun hazırlık süreci biraz uzun sürdüğü için yeni sezona yetişemedi. Yani eylül, ekim gibi prömiyer yapamayacaktı.Bana dedi ki, bizim sezon açılış oyunumuz Baran olacak. Tebdil-i Mekân’ı yetiştiremiyoruz. Biz 29 günde oyunu çıkardık. Tabii öncesinde Sıla yazdıklarını iletiyordu. Ben kendimce çalışıyordum ama oyun 29 günde, her gün 7-8 saat, belki prova alıp hatta son iki haftası 13-14 saatlere dayanan bir çalışmayla, benim doğum günümde, 5 Ekim 2023 yılında prömiyer yaptık. O şekilde yolculuğumuz başladı.Tek kişilik oyunlar aslında bir meddah gösterisi izliyormuş hissini verir. Baran’da da bu hisse kapıldım. Ne dersiniz bu konuda? Fırat Aksal: Teşekkür ederim. Zaten oyunda bunu amaçlıyor. Bu olumlu bir eleştiri bence.Açık biçim oyunlar her zaman risklidir. Seyircinin burada olduğunu kabul edip ona göre aksiyon aldıran oyunlar... Hem seyirciyle bütünleşebilirsiniz, seyirciyi daha kolay empati kurabilir ya da aksilikleri daha iyi idare edip oyunun içine dahil edebilirsiniz. Ama çeşitli riskler de barındırabiliyor. Açık biçim olan oyunlar darbeye daha açık oluyor. Böyle bir riski de var Baran gibi oyunların. Sıla biraz komedyan kimliğime güvendi.
Sıla Erkan: Fırat gerçekten çok iyi bir komedyen ve hatta yeni stand-upçılar yetiştiriyor. Atölyeleri var. Yani komedinin aslında omurgasını bilen, araştıran, ne çıksa okuyan, bunu atölyelerine yediren, komediyle gerçekten ilgilenen biri. Bizim oyunumuz bir komedi oyunu diye söylemiyorum bunu ama açık biçimi olduğunda ve doğaçlama yapmanız gereken çok an oluyor. İnsanlarla iç içe, şuradaki seyirciyle oynamak için, belki absürt diye tanımlanan hayata dair boş bulunma anlarını o esnada iyi kotarabilecek birine ihtiyaç duyuyorsunuz oyuncu olarak. Oyuncunun esnek olması gerekiyor. Bunu Fırat’ın çok iyi yapacağını düşünmüştüm.Biraz da oyundaki Baran karakterini konuşalım. Baran’ın yaptığı farklı işler var. En dikkat çekici olanı da jigololuk. Nasıl biri Baran?Fırat Aksal: Baran, Sıla’nın dediği gibi, zaten oyunun tanıtım metninde de o var: Hayatta kalmaya çalışan biri. Hayatta kalmaya çalıştığı için bu mesleklerle karşılaşıyor biraz da. Yani bu meslekleri bilinçli şekilde de yapmıyor Baran. Tabii oyun onun detayını çok vermiyor. Belki mesleğin başlangıcıyla alakalı. Ama oyunun geneline baktığımızda Baran, yaptığı işlerin çoğunu karşılaşmalar neticesinde yapıyor. Eğitim merkezinde çalışıyor, orada bir karşılaşma yaşıyor. Türkübarda bir karşılaşma yaşadığı için orada çalışıyor. İstanbul’a geliyor, İstanbul’da biriyle karşılaşıyor ve tekrar Antalya’da yaptığı mesleğine geri dönüyor. Gazete ilanında görüyor mesela: “Tamam, artık para kazanmam lazım,” deyip tekrar geri dönmek zorunda kalıyor. Baran’ın bir kariyer tercihi değil aslında.Sıla Erkan: Evet, evet. Örnek olarak eğitim merkezinde satışçılık var. Meslek olarak satışçılığı sevmiyor, çünkü işin içinde bir kandırma var. Fal bakmak, falcılık var. Ama başına bir şey gelmeyecekse jigololukta o kadar bir kandırma yok. Peki, Baran bir “tutunamayan” mı?Fırat Aksal: Tutunamayan değil, tam tersine tutunmayı bilen biri. Seyircilerden biri, Sıla’nın arkadaşı, Baran’ı hamam böceğine benzetmişti. Hamam böceği her yerde yaşar; her koşulda meteor yağmurlarına tutulsa dünya da bir yere girer, neslini devam ettirir. Baran’ı da ona benzetti.
Sıla Erkan: Baran’ın trajedisi mesleksizlikten kaynaklanmıyor. Ne iş olsa yapar; bir ay yapar, iki ay yapar, beş ay yapar, üç yıl yapar, ömür boyu yapar ama yapar. Onu tanımlayan şey CV’si değil, mesleği değil. Hayatın bir parçası olduğunu neredeyse doğuştan kabul edebilmiş, bunu becerebilmiş, büyümekten hoşlanan biri. Bu önemli. Büyümek sancılı bir şey ama büyümekten hoşlanan insanlar da var. O acıya “okey” diyen insanlar da var. O açıdan bana biraz savaşçı gibi geliyor.Baran’ın başına türlü kötü olaylar gelmesine rağmen oldukça mücadeleci bir kimliği var. Öte yandan belli ahlaki noktalara da dikkat ediyor. Mesleği jigololuk bile olsa para aldığı için işini hakkıyla yapmak istiyor. Ne dersiniz bu konuda?Fırat Aksal: Kendinden ödün vermiyor. Haksızlığa karşı, haksız yere 10 yıl hapis mesela. Orada da bir şekilde hayata tutunmayı biliyor. Dürüst olduğunu bilerek vicdanı rahat bir şekilde yaşamak bir yaşam motivasyonu sağlıyor insana. Baran’ın da vicdanının bir yönden rahat olması onu hayatta tutuyor gibi geliyor. Vicdansız biri olsaydı, Baran belki bu kadar hayata iyi tutunamazdı. Muhakkak bir yerde kaybederdi. Ne yaparsanız yapın, Baran kaybetmeyecek bir karaktere sahip.Sıla Erkan: Uyumlu bir karakter Baran. Uyumsuzluğu şöyle oluyor: Hayata uyumlu. İnsanların uydurduğu mesleklere uyumlu olmayabilir ama hayata, yaşama çok uyumlu olduğu için aslında becerisi oradan geliyor.Fırat Aksal: Yani her kabın şeklini alıyor ama yine kendi ilkeleri doğrultusunda, kendi ilkesiyle çatıştığı anda orayı terk ediyor. Terk ettiği çok yer var Baran’ın. Peki, Baran’ın hikâyesi için “öteki”nin hikâyesi diyebilir miyiz?Sıla Erkan: İyi insan olmak günümüzde biraz öteki olmayı getiriyor. Baran’ın çok benzerini görmedim. Aslında burada ütopik bir karakterden bahsedebiliyoruz. Böyle tartışmalara ben çok girmiştim çünkü oyunu izleyenlerle… Böyle biri yok ki. Baran zaten suçsuz, niye kendini o kadar hırpalıyor? Hırpalayabilir. İnsan kendini suçlayabilir, vicdan muhasebesi yapabilir. “Siz nerede yitirdiniz bunu?” diyesim geliyor. Oyunun final sahnesi olduğu için burada tam dile getiremiyorum ama öyle dinlemenizi rica edeceğim, mürekkep haber takipçileri.İyi insan olmak zaten günümüzde tam bir öteki. Yoksa Diyarbakırlı olması, seçtiği meslek, başına bunların gelmesi onu öteki hâline getirmiyor. Yani iyi insan olmayı seçmek, yaşamla uyumlu, dünyayla, evrenle uyumlu olmak… Ölmekse ölmek, kalmaksa kalmak, çalışmaksa çalışmak; uyumlu ve bunu vicdanen iyi bir yerden yaptığı için çok da menfaatlerden dolayı değil. Menfaat ilişkisi çok revaçta ve görünür olmak falan çok revaçta. O yüzden bize biraz öteki gibi geliyor diye düşünüyorum. Ben o yüzden yazdım.
Fırat Aksal: İyi olmayı seçmiş biri. İyi olmak bence bir seçim; doğuştan yüklenen bir şey değil. İnsanın seçtiği bir şey. Baran da iyi olmayı seçtiği için öteki, yani dediği çok doğru. Bunca yıldır oynuyorum bu oyunu, iyi olmayı seçmek üzerinden…Oyunun bir ayağında da mizah var. Mizah, birçok trajediyi ve acıyı anlatmak için çok güçlü bir silah. Baran’da mizahi unsurlara yer vermenizin sebebi bu muydu?Sıla Erkan: Ben mizahı bir araç olarak kullanmayı sevmiyorum aslında. Hayatın içinde zaten mizah var. Örneğin, bir yakınımız vefat ettiğinde eve doluşuruz ve bir süre sonra kıkırdamaya başlarız illaki. Bir şey aklımıza gelir. O kadar kasvetli durum bizi bir sıkıştırır…Biri bir kahkaha atar, biri onunla ilgili bir şaka yapar veya bambaşka bir şey. Çünkü insanın uzun süre gülmedikten sonra gülmeye ihtiyacı oluyor. Göz kırpmak gibi. Ben öyle düşünüyorum. Bu da yaşama ve biriktirdiğimiz anılara dahil. O nedenle ben bunu komiktir, bilmem nedir, hani bunu bir şey gibi yapmadım. Fırat Aksal: Günümüzde bazı oyunların omurgası sağlam değil ama mizaha yaslanarak bunu bertaraf etmeye çalıştıkları işler de izledik. Ben oyuncu olarak şuna çok dikkat ettim: Sıla benim komedyen yönümü kullanmak da istedi oyundayken oyuncusu olarak. Ama komedyenlikten arınmam da gerekiyordu. Çünkü o şımarık erkek komikliği, erkek oyuncunun sahnede bunun üzerinden sürekli şımarıp durması, bence çok dişil, hatta hiç seyirlik değil. Ben de komik olmamaya çalışıyorum. Baran ödüller de aldı. “En iyi performans ödülü” bunlardan biri. Bu ödülü verenler şaka amaçlı vermiş olabilirler mi?Fırat Aksal: Bunu verenler şaka amaçlı vermiş midir, zannetmiyorum. Hani ben gerçekten oyunculuk performansıyla aldığıma inanmak istiyorum.Çok teşekkür ediyorum röportaj için.Sıla Erkan: Biz de teşekkür ederiz. Yusuf ve Mürekkep, bizi bütün oyunlarımızda yalnız bırakmadığınız ve sesimiz olduğunuz için, sesimizi duyurduğunuz için gerçekten teşekkür ederiz. Burada bulunduğunuz için de teşekkür ederim. İyi ki geldiniz. 



















