Ayla, Oscar yolcusu bir Türk filmi
Reklam

Ayla, Oscar yolcusu bir Türk filmi

"Filmde kayda değer ve anlamlı iki an var: Biri İsmail Hacıoğlu'nun Ayla'yı bulduğu an, diğeri Çetin Tekindor'un Ayla ile kavuştuğu zaman."

27 Kasım 2017 - 09:18

Suat Bekik yazdı

Geçmişinde çok sayıda reklam filmi deneyimi olan Can Ulkay'ın ikinci uzun metrajlı sinema filmi Ayla, 1950'lerde Kore Savaşı'na katılan Türk askerlerinden biri olan Astsubay Süleyman Dilbirliği ile savaşta öldürülmüş ailesinin yanında bulunan küçük bir kız çocuğu olan ismi gibi ay yüzlü Ayla'nın hikayesini beyazperdeye taşıyor.

Ayla filmi hakkında çok konuşuldu, haberi çok yapıldı, sinema sohbetlerinde bahsi çok geçti derken kendimi gişede filme bilet alırken buldum.

Salona girdiğimde kalabalık bir izleyici kitlesiyle karşılaştım. Her ne kadar bu kitle "çok iyi film ya, çok ağladım" reklamlarıyla kısmi olarak manüplasyonla doğmuş olsa da Türk izleyicisinin sinemaya ilgisini görmek beni mutlu etti. Film başlamadan çekilen selfiler, paylaşılan story’ler su gibi aktı. Bununla yetinemeyen bazıları filme ve izleyiciye saygıyı bir kenara bırakıp film devam ederken story'e devam etti, İnstagram'da canlı yayın paylaşan dahi oldu. Bunun üzerine çok şey yazılıp çizilebilir ama konumuz bu değil. Filme dönecek olursak;

Filmin hikayesi yaşanmış bir olaya dayanır.

Güney Kore'nin şirin bir köyünde mutlu ve huzurlu insanların merkezinde babasıyla birlikte bisiklet süren Seol'un etrafında uçuşan kelebekleri görürüz. Özgürlük hissinin de verildiği bu sahnenin hemen ardından gelen patlamalar savaşın başladığını gösterir. Bisikletin, kelebeklerin ve insanların kaybını yaşayan Seol özgürlüğünü ve mutluluğunu da yitirir, yalnız kalır. Aslında küçük bir kızın yaşadıkları tüm ülkede de yaşanıyor diyebiliriz. Seol, savaş meydanında ölen insanlar arasında karanlıkta tek başınadır ta ki yardıma gelen Türk askeri Süleyman astsubay onu bulana kadar. Yalnız bırakılmaz, beslenme ve barınma gibi temel ihtiyaçları karşılanır; hatta öyle ki ismi bile konur: Ayla. Süleyman astsubay, Ayla ile uzun bir süre kızı gibi ilgilenir. - Ayla da ona daha sonra baba diyecektir. - Bu bağ zamanla çok güçlenir. Savaş durulur, çatışmalar diner. Özgürlük ve mutlulukla ilişkilendirilen, daha önce kaybedilen bisiklete kavuşulur. Beraber uçurtma uçurulur. Ancak görevi bitse bile kendisi Ayla'yı bırakıp da memleketine dönemez. Türkiye'ye dönmek kaçınılmaz olunca da Ayla'yı yanında götürmek için elinden geleni yapar.

Buraya kadar film akıcı ve seyir keyfi yüksek; ancak filmdegöze batan, bu da oldu mu şimdi dedirten çok şey var. Mesela, bir sahnede arabayı tamir etmek için durduklarında pusuya düştükleri an onlarca düşman askeri ateş ederken Süleyman Astsubay’ın eline benzin bidonunu alıp tuzak kurması, yoğun ateş altında kaldıklarında Ali'nin tek başına yeterli olamadığını söylemesine rağmen düşman askerinin ne hikmetse elinde tüfekle ateş etmeden yanına kadar gelerek başa baş mücadele vermesi ve bıçak yarası aldığı sahneler mantık hatalarıyla dolu. Sayıca üstün düşman birliğine karşı zafer elbette mümkün olabilir ancak senaryoyu ona göre mantıklı bi şekilde kurgulamak gerekir. Aksi halde benzin dökerken veya tekerlek yuvarlarken çok kolay vurulman beklenir eğer vurulmuyorsan da izleyiciye mantıklı gelmez. Filme göre Kore gazisi olmak böyle sıradan kurgulanmış bir durum mudur veya düşük bütçe ve kolay yolla nasıl gazi yaparız bu askerleri mi demek istenmiştir ? Savaş dönemini yansıtmak için büyük bütçelere gerek olmadığını Son of Saul (2015) filmiyle çok net bir şekilde gördük. Neredeyse tüm film karakterin omzunun üstünden gösterileren arka planlardan ibaretti. Nazi Almanya'sında Yahudi soykırımını anlatan en iyi filmlerden biri zira o yıl yabancı dalda en iyi film Oscar ödülünü almakla kalmayıp Cannes, Bafta ve Altın küre gibi prestijli film festivallerinde ödülleri topladı.

İsmail Hacıoğlu'nun oyunculuğu, filmografisi göz önünde bulundurulunca geçmiş filmlerine oranla başarılı oynamış. Süleyman'ın gençliğine de benziyor. Dünya sinemasına bakıldığında oyuncular karakter hazırlığında ciddi kilo alır, zayıflar, vücut geliştirir. Çetin Tekindor saçını kesebilir, biraz da kilo verebilirdi. Süleyman'ın gençliğinde de yaşlılığında da zayıf ve saçı kısadır. Sempatik, naif, güler yüzlü bir amcadır. Koltuğundan kalkmayan, kendini salmış, asık suratlı, donuk, kayıtsız imajı neden verilmiş? Oyuncudan kaliteli bir performans çıkarmak, kendini göstermesini sağlamak yönetmenin becerisiyle de ilişkilidir. Bu durumdan oyuncudan çok yönetmenin sorumlu olduğunu düşünüyorum.

Büşra Develi'nin önceleri utangaç, kırılgan ve heyecanlı; sonraları güçlü, samimi ve içten oyunculuğuna hayran kaldım ancak yaşlılığını Meral Çetinkaya'nın oynaması boy farkı nedeniyle uyumlu olmamış. Yaşlılığa bağlı çok az boy farkı beklense de bu kadar fark göze batıyor. Hadi Ayla çocuktu büyüdü değişti diyelim, yaşları gereği fiziksel özellikleri tamamlanmış diğerlerine ne demeli? Ne İsmail Hacıoğlu'nun ne de Büşra Develinin gençlikleri ve yaşlılıkları birbirlerine hiç benzemiyor. Her ikisini de iyi bir makyajla yaşlı göstermek zor olmasa gerek. Duygu bütünlüğünün devamlılığı için yaşlılık yıllarını yine aynı oyuncular oynamalıydı.

Filmde Süleyman Astsubay’ın kızı neden kötü karakterli? Diyelim ki gerçek hayatta da kötü karakterli biri. Esra Dermancıoğlu kötü karakter olarak başarılı olsa bile İsmail Hacıoğlu gibi yakışıklı biriyle Büşra Develi gibi duru güzellikte birinden böyle bir çocuk beklenmez. Bu gen havuzundan bu çocuk doğmaz diye düşünüyorum.

Ali Atay, filmdeki en başarılı oyuncu. Üniforma içinde gerçekten bir asker gibi inandırıcı oynamış (Diğerleri gerçekten askerliklerini yaptı mı? diye kendime sormadan edemedim.) İyi oyunculuğuna rağmen vücut dili, ses tonu ve ani tepkileri Leyla ile Mecnun dizisindeki Mecnun karakterinden kurtulamamış. Siperde Marilyn Monroe'nun fotoğrafını uzun uzun seyre dalarken en önemli anlardan biri gereğinden fazla uzatıldığı için etkisi maalesef çok düşük olmuş. Daha kısa ve beklenmedik bir sahne olmalıydı.

Kekeme ve kilolu bir insanın komedi figürü olarak kullanılmaya devam edilmesi de en kısa sürede kurtulmamız gereken klişelerden.

Filmde kayda değer ve anlamlı iki an var: Biri İsmail Hacıoğlu'nun Ayla'yı bulduğu an, diğeri Çetin Tekindor'un Ayla ile kavuştuğu zaman. Çetin Tekindor'un Ayla ile Ankara Parkı’nda kavuşma sahnesinde değil de gerçek buluşmayı izlediğim zaman duygulandım. Filmin sonunda yer alan mektup okuması ve fotoğraflar çok etkileyiciydi. Maalesef filmdeki kavuşma sahnesi gerçek görüntü kadar başarılı değildi. Bu da gerçeklik hissinin ne kadar önemli olduğunu gösterir. Ölüm, açlık, yalnızlık, karanlık ve çaresizlik içinde kalan Ayla'nın bulunma sahnesinin de gerçeğini görmeyi çok isterdim zira bu sahne de kavuşma sahnesi kadar yetersizdi. Daha önce bu konu işlendi. Bir kavuşma sahnesinin filmin can alıcı noktası olduğu bilinir. Geçen sene Lion filmi 6 dalda Oscar'a aday olarak gösterildi. Filmin final kavuşmasının bu başarıdaki rolü azımsanmayacak kadar büyük.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen gemideki karıncalarla ilgili hayat dersi niteliğindeki anlatımı, Kore'ye gitmeden önce Arnavut kaldırımlı ve taş evlerin olduğu eski İskenderun sokakları, oyuncuların saçı, makyajı, kostümleri, bisikletleri, masadaki sürahinin örtüsüne kadar sahne dekoru dönemi iyi yansıtmış. Görüntü yönetmeni çok iyi bir iş çıkarmış. Müziklerini Fahir Atakoğlu yapmış. Diskografisinde çok çeşitli projelerde çalışmış olması onun müzikal zenginliğini gösterir. Filmi izledikten sonra favorim diyebileceğim çok güçlü bir film müziği tınısı kulağımda yer tutmasa da genel olarak başarılı buldum. Radyoda çalan Perihan Altındağ Sözeri'nin seslendirdiği "Ne çok çektim hasretini bilsen ah ben" eseri çok iyi düşünülmüş, filmin ve izleyicilerin ruhuna dokunur nitelikte. Filmden sonra da defalarca dinlemeye devam edebilirsiniz, uyarmadı demeyin.

Bir filmin Oscar’a aday gösterilebilmesi için 40 dakikadan uzun olması gerekiyor. Ayrıca Los Angeles sınırları içinde en az bir sinema salonunda paralı gösteriminin gerçekleşmiş olması ve bu gösterimin en az bir hafta sürmüş olması şart. Her yıl ülkeler kendi komitesinde Oscar'a aday filmini belirler ve yarışma için Akademi’ye gönderir. Olur da Akademi üyelerinden aldığı oylar sonucu İlk 5 film arasına girerse aday olarak gösterilir. Golden Globe eski başkanı, "Ayla'nın Oscar'a ihtiyacı yok ama Oscar'ın 'Ayla' gibi bir filime ihtiyacı var" demiş. Son zamanlarda festivallerde adı geçen veya ödül toplayan filmlerin büyük bir çoğunluğu bireyi, aileyi, toplumu, sistemi eleştirir. Türk Askeri neden Kore'ye gitti? Bunu hazırlayan faktörler nelerdi? Sonuçları bizi nasıl etkiledi? gibi soruları sormamış olması filmin zayıf yönleri. Bu bağlamda aday olabileceği ihtimalinin zayıf olduğunu düşünsem de başırılar diler, Oscar yolu açık olsun derim.

YORUMLAR

  • 3 Yorum
  • OĞUZHAN ARCANLI
    3 yıl önce
    GERÇEKTEN GÖZLEMİNİZE SONUNA KADAR KATILIYORUM. HARKULADE . TEBRİKLER...
  • Selcan Düşünceli
    3 yıl önce
    Samimi ve vurucu bir eleştiri tebrikler
  • Mehmet Akif
    3 yıl önce
    Tahlil tespit ve önerileriyle güzel bir eleştiri yazısı olmuş.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Okul Tıraşı filmi Berlinale’den ödülle döndü
Okul Tıraşı filmi Berlinale’den ödülle döndü
Büşra Develi: İçimde tam bir sokak çocuğu var
Büşra Develi: İçimde tam bir sokak çocuğu var