Dersaadet Kültür Platformu ve Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı “Vefatının 90. Yılında Ali Emîrî Efendi’yi Anma Programı” düzenleyecek.
24 Ocak Cuma günü, saat 14.30’da Millet Yazma Eserler Kütüphanesi’nde gerçekleştirilecek etkinliğin programı ise şöyle;
-13.30: Ali Emîrî Efendi Kabri Başında Hatim Duası (Fatih Camii Haziresinde)
-14.30-16.00: Millet Yazma Eserler Kütüphanesi’nde;
* Ali Emîrî Efendi Belgeseli
* Melek Gençboyacı / Millet Yazma Eserler Kütüphanesi Müdiresi
* Prof. Dr. Mustafa Kaçalin / TDK Başkanı
* Prof. Dr. Derya Örs / Yüksek Kurum Başkanı
-16.00-16.15: Ara / İkramlar
-16.15-17.00: Katkılar
* Yrd. Doç. Dr. Raşit Gündoğdu / Kırklareli Üniversitesi
* Mehmet Serhan Tayşi / Millet Kütüphanesi Eski Müdürü
* Nail Bayraktar / Millet Kütüphanesi Eski Müdürü
Ali Emîrî Efendi Kimdir?
Ali Emîrî (d.1857, Diyarbakır-ö.1924 İstanbul), araştırmacı ve Tezkire yazarı.[1] Kaşgarlı Mahmud’un Divan-ı Lugat-it Türk isimli eserini Türk kültür hayatına kazandıran kişidir.
Millet kütüphanesinin kurucusu. 1857’de Diyarbakır’da doğan Ali Emîrî, daha küçüklüğünden itibaren okumaya ve araştırmaya meraklıydı. Ali Emîrî, dokuz yaşındayken, beş yüzden fazla şairin şiirlerinin yer aldığı Nevadir-ül Asar isimli eserdeki dört bin beyiti ezberledi. Gençliğinde hat sanatıyla da meşgul oldu. Yazdığı bazı levhalar Diyarbakır’da camilere asılmıştı.
Ali Emîrî kitap okumaya meraklıydı. Gençlik yıllarında Doğu Edebiyatı’na ait birçok kitabı okuyup ezberlemişti. Bu yıllarını kendisi şöyle anlatıyor:"Eğlenmeye merakım yok idi. Üstadımızla gezintiye gittiğimizde, çocuklarla oyun oynarken, ben bir tarafa çekilir kitap okurdum."[2]
Dükkâna bir müşteri girdiğinde, “Mal orada. Fiyatı da şudur. Alacaksanız indireyim, yoksa beni boş yere meşgul etmeyin” diye sesleniyordu. Bunun üzerine müşteri de mal almadan gidiyordu. Babası oğlunun ticarete faydadan ziyade zarar verdiğini görünce, onu dükkândan uzaklaştırmak zorunda kaldı.[3]
Çalışma hayatı memuriyette geçti. Kâtip, maliye müfettişi ve defterdar olarak Diyarbakır, Selanik, Adana, Leskovik, Kırşehir, Trablusşam, Elazığ, Erzurum, Yanya, İşkodra, Halep ve Yemen’de otuz yıl kadar memuriyet görevinde bulundu. 1908’de kendi arzusuyla emekli oldu.
Emekliye ayrıldıktan sonra Ali Emîrî, kalan hayatını İstanbul’da kitapları arasında geçirdi. Akşamları Divanyolu’ndaki Diyarbakır Kıraathanesi`ne gidiyor, dostları ile sohbet ediyordu. Onun bu sohbetlerini Dr. Muhtar Tevfikoğlu şöyle anlatıyor: "Dostları dediğim, öğrencileri, daha doğrusu öğrenci hüviyetine bürünmüş arkadaşları. Ama nasıl öğrenciler? Her biri kendi sahasında tanınmış ilim ve fikir adamı, eser sahibi, kalem erbabları. Sohbet dediğim de bir nevi ders. O yaşlı başlı, kelli felli adamlar öğrenme heyecanı içinde, Emîrî’nin etrafını sarmışlar, durmadan bir şeyler soruyorlar. Bazı ilmi meselelerde tereddütlerini gideriyorlar. Bilmedikleri kaynakları öğreniyorlar. Yeni mehazlar elde ediyorlar. Kısacası ondan bir anlamda ders alıyorlardı." [4] Kırgızistanlı Tarih Profesöru, Dr. Tınçtıkbek Çoroteg`in İstanbuldaki Fatih camiindeki Ali Emîrî Efendi kabri yanında. 22.1.2012. Ali
Emîrî Efendi, üç gün süren bir hastalıktan sonra, 23 Ocak 1924’te Fransız Hastahanesi`nde öldü. Mezarı Fatih türbesi avlusundadır.
murekkephaber.com


















