Röportaj: Oğuz ÇetinoğluOğuz Çetinoğlu:. Kültürün genel kabul görmüş bir tarifini yapar mısınız?Dr. Metin Eriş: Doğrusunu isterseniz kültür kelimesi, gerek halk gerekse bilim dilinde çok yaygın kullanılmakla beraber, üzerinde tam bir mutabakatın olduğunu söylemek hemen hemen mümkün değildir. 20. yüzyılın ortalarında ABD’li iki antropolog Krober ve Kluckhan’ın yaptıkları bir incelemede, kültür ve kavramının tam 164 farklı tanımını derlemiş olduklarını söylersek, çok eski ve önemli bir geçmişe sahip olmakla beraber ‘kültür’ kelimesi üzerinde uzun yıllar boyunca bir uzlaşma ortamının doğmadığını görürüz. Kısaca bu konuda bilim adamlarının bile zorlandığı görülür. Bu yüzden, kişiden başlayarak onun yaşadığı ve bütünleştiği ortam hususunda değerlendirmeler yapılarak kültürün tarifinin yapılması cihetine gidilmiştir. Zamanla genel kabul görecek olan bir kültür tarifine doğru yol alınacaktır ama burada da, sosyal bilimlerin tabiatı düşünüldüğünde çeşitli eğilimlerin, ideolojilerin ağırlıklı rol oynadığı görülür. Bu düşüncelerle her kişide var olduğunu kabul etmek durumunda bulunduğumuz evrensel ve özel vasıflar dışında bir de ‘her kişiyi’ bir gruplar dizisinin üyesi olarak tanımlayan vasıflar kümesinin bulunduğunu ve bunun kültürü oluşturduğunu belirterek, tarifimi tamamlamak istiyorum: “Kültür zihniyetlerin bileşkesinde ortaya çıkan ve topluma kimlik kazandıran değer ve normlardır.” Buradan hareketle “kültürü, bir topluluğu millet yapan ve diğer milletlerden farklı kılan bir hayat tarzı”; bir başka ifadeyle “bir cemiyet, topluluk ve millet için sosyal akrabalık bağlarının ve değerler manzumesinin bütünü” olarak tarif edebiliriz.Çetinoğlu: Sizin, kültür kavramına yüklediğiniz özel bir anlam var mı? Dr. Eriş: Kısaca “kültür bir toplumun hayat tarzıdır.” Diye ifadelendirdikten sonra, kültürün bir topluluğun, milletin duygu, düşünce ve davranış kalıplarını ihtiva ettiğini; burada başta dil, tarih, inanç dünyası, bilgi, san’at, örf ve âdetler, ahlâk gibi unsurların bulunduğunu, kısaca kişinin bir cemiyetin üyesi olması dolayısıyla kazandığı çeşitli değerler yanında sahip olduğu diğer bütün maharet ve alışkanlıkları da ihtiva eden bir bütünden meydana geldiğini düşünüyorum.Çetinoğlu: Türk kültürünün; Müslüman veya gayrimüslim…. Diğer milletlerin kültürlerinden farklı olarak ihtiva ettiği unsurlar nelerdir?Dr. Eriş: Bu sorunuza Prof. Dr. Erol Güngör’ün bir tarifinden yola çıkarak cevap vermek istiyorum. O’na göre; “Bir topluluğun ihtiyaçlarını karşılamak üzere benimsemiş bulunduğu hayat tarzı bütün maddî ve manevî unsurlarıyla birlikte, toplumun kültürünü teşkil eder.” O halde Müslüman veya Müslüman olmayan, hatta buna mezhep farklılıkları içinde bulunan Türk topluluklarının da ilâve ettiğimizde görürüz ki, diğer bazı milletlerin kültürlerinde de bulunmakla beraber, “aile anlayışı” ve “devlet” unsurları, Türk’ün bilinen tarihî süreci içersinde başka milletlerden daha farklı ve ağırlıklı bir anlam taşımıştır.Çetinoğlu: ‘Kültürler bağımsız bir dünyadır.’ Deniliyor. Kültürler ne kadar bağımsız? Öze ve temele dokunulamamış, değiştirilememiş olsa bile, farklı kültürler birbirlerini etkileyip törpülemiyorlar mı? Türk kültürü bu etkileşimden zarar görüyor mu? Dr. Eriş: Kültürler şüphesiz toplumlara has özelliklere sahiptirler. Hattâ; ‘Yeryüzünde ne kadar millet varsa o kadar kültür vardır.’ Denilebilir. Fakat hiçbir zaman bağımsız bir karakter taşımazlar. Her kültürel yapı hem tesir edici, hem tesir alıcı bir hüviyete sahiptir. Özellikle yaşanan coğrafyadan başlayarak dâhil olunan veya irtibat kurulan çevre, medeniyet ve/veya araçlar kültürler arasındaki etkileşimi sağlayan unsurlardır. Ayrıca bilinen bir başka gerçek, kültürler arasında grup grup akrabalıkların bulunduğudur. Böylece akraba kültürler arasında alışveriş daha kolay olmaktadır. Ancak bu demek değildir ki, farklı kültürler arasında da ilişki ve alışveriş olmasın. Burada üzerinde durulması gereken husus kültür alışverişinin serbest değişmeler tarzında olduğu gibi ‘mecburî’ tarzda da olduğudur. Serbest kültür değişimleri kültürlerin birbiriyle temaslarıyla ortaya çıkar ki, Türklerin çağlar boyunca sürdürdükleri tarihî seyir içinde bunu açıkça görürüz. Mecburî ve zorlama kültür değişmelerin belirli örnekleri içersinde başka ülkelerin hâkimiyetleri altına girmiş ülke halklarının, ‘işgal altındaki topluluklar, sömürge halkları ve/veya iletişim araçlarının kullanımı ile doğan örneklerde görüldüğü gibi’ mecburî veya zorlama değişmeler, serbest değişimden farklı olarak suni bir hüviyet taşırlar. Zira bunlar yönetimlerin ve/veya baskıcı güçlerin ‘medenileştirme, ideolojik değişime mecburî ve/veya kültürel sıçratma’ baskısıyla ortaya çıkarlar. Ben buna ‘Takma kafaya sokma akıl değişimi’ diyorum. Ülkemizde uzun yıllar sürdürülmek istenilen de ne yazık bu ikinci davranışla yakın bağlantılıdır. Fakat halkın 1950’lerden başlayan direnci giderek kendi kültürel değerlerini yeniden arama-bulma noktasına doğru geliştirmiştir. Ancak ne yazık bu noktada, toplumun sağ veya sol diye nitelenen kesimlerinde, önemli sapma ve saplantıların ortaya çıkmış olduğu gözlenendir. Umalım, zamana uyan kök kültürümüzde uzlaşılsın...
Çetinoğlu: Zararları sıfır noktasına çekemesek bile, en aza indirmenin yolları nelerdir? Resmî ve özel kurumlar; yazılı, sözlü ve görüntülü basının, kültürümüz üzerindeki olumsuzluklara yönlendirici baskılarını önlemekte yeterli olabiliyor mu?Dr. Eriş: Kültürel yozlaşma hususundaki zararları sıfır noktasına çekmek, herhalde insanın varolduğu bütün zaman dilimlerinde ve yapıda mümkün değildir. Ancak zararı azaltmanın yolu, eğitim sistemimizde yıllardır yaşanan ‘şartlı refleksle insan yetiştirme’ anlayışından vazgeçilmesi ile mümkün olabilir. Yani öncelikle eğitimimizin ezberci yapısında ve neredeyse toto oynar gibi okul seçim anlayışından kurtulması gerekir. Ayrıca sınıflardaki öğrenci sayılarının 30’ları aşamayacak rakamlarda tutulması sağlanılmalıdır. Derslerin, kültürümüzün ana unsurlarını veren tedrisat içeriğine sahiplendirilmesi, öğretmen ve eğitmenlerin millî ve yörelerinin bilgileriyle de mücehhez kılınmaları, bu şuurun öğrencilere aktarmasının sağlanması ile yozlaşmadaki zarar azaltılabilir. Böylece düşünen, gören ve irdeleyen nesillerimizin, aralarında farklılaşmalar olsa da, kendi değerlerinin başkalarından geri değil, hatta ileri olduğunu ve kültürel değerlerinin yaşatılmasının gerekliliğini kavramaları kolaylaşmış olur. Sapmalar olmaz mı? Tabii ki olacaktır. Ancak böylece ülkemizde var olan ve kendi kültürüne yabancılaşmış aydın (!) kadroların hemen ülkenin her kurumunda, özellikle de iletişim araçlarında yaptıkları basitleştirilmiş, bozguncu ve bozucu anlayışa rağmen kültürümüzün temel unsurlarına sahiplenenlerin sayısı olumlu bir değişime doğru gelişme gösterecektir. Fakat üzerinde ısrarla durduğum gibi, öncelikle eğitimimizden yola çıkılmalıdır. İzin verirseniz bu noktada öğrencilik hayatımdan bir örnek vermek isterim. Lisede Sudi Bey adlı bir edebiyat hocamız vardı, bize Tevfik Fikret’i Aşiyan’da, Yahya Kemal Beyatlı’yı Emirgan’da, Abdülhak Şinasi Şinasî Hisar’ı Kandilli ve Kanlıca’da anlatarak öğretirdi. Bilmiyorum ne demek istediğimi anlatabiliyor muyum… Çetinoğlu: Fevkalade… Kültürümüzde yozlaşmalar olduğu görüşüne katılıyor musunuz?Dr. Eriş: Maalesef evet. Önce dilimizdeki yozlaşmayı görmemiz yeter sanıyorum. Öztürkçeleştirme adına yapılanları bir tarafa koymaya çalışsak bile kaldırılan inceltme işareti ile Türkçemizin vardığı noktayı izah etmek herhalde kolay olmasa gerekir!.. Bugünse iletişim araçlarından başlayarak sokaklardaki dükkân tabelalarına yansıyan, bilgisayarlarda ve iletişimde kullanılan ifadelerin kelime bile olduklarını söylemek ne kadar mümkündür! Sözlü ve yazılı iletişimde, sokaklarda ve her yerde birkaç yüz kelimeyle konuşulanları, yanlış telâffuzları duyunca insanın ‘Yozlaşma yoktur.’ Diyebilmesi mümkün olabilir mi? Dilden başlayarak ortaya çıkan yozlaşmayı kültürümüzün bütün unsurlarını taşıyabilirsiniz… İzin verirseniz sadece bir kaç kültürel unsurun başlığını koyarak, bazı iyileşme emarelerine rağmen, nerede bulunduğumuzu okuyucularımızın idrakine bırakmak istiyorum… Dinî anlayıştaki şekilcilik, ahlâkî değerlerdeki sarsıntı, musikîmizdeki en basit ifadesiyle arabeskleşme, san’atın birçok dalları yanında özellikle mimarîmizde yok olmuş millî üslûp ve kısaca hayat tarzımız! Sorunuza kısaca ‘evet’ demem gerekiyordu: Fakat sanırım bazı başlıkları vermeliydim.Çetinoğlu: ‘Bir dokun, bin ah dinle bu k3ase-i fağfurdan’ gibi… İzninizle, çârelere gelelim. Dr. Metin Eriş olarak bütün yetkiler elinizde olsa, diktatörce yasaklamalara başvurmadan, demokratik çözümler üreterek kültürümüzü yozlaşmaktan nasıl kurtarırdınız?Dr. Eriş: Önce eğitim sistemimizin millî kültür unsurlarıyla donanmasını, çocuklarımızın düşünen, irdeleyen, gözleyen, araştıran ve kişilik sâhibi kimseler olmalarına imkân veren bir yapıda yetişmelerini sağlardım. Böylece kendi kültürlerinin hiç de batılı ve/veya başkaca kültürler karşısında itilip kakılacak, hor görülecek bir yapı taşımadığını kendi düşünce ve idrakleriyle görmelerini kolaylaştırmış olurdum. O zaman bugünün bütün kurumları, sanırım başta iletişim araçları kendileri için basitçi ve magazinleşmekten öte başka zeminler de olduğunu değerlendirmek mecburiyetini duyarlardı…Çetinoğlu: Sizce medeniyet; kültürlerin kesişme noktası olan daha geniş bir alan mıdır?Dr. Eriş: Kültür ile medeniyetin keşiştiği noktalar bulunmakla beraber aralarında fark olduğu muhakkaktır. Medeniyet insanı bilgiye, tecessüse, ilme, tekniğe dayanarak konfor ve hayat imkânlarını arttırmaya, hayat şartlarını iyileştirmeye sevk eden ama millî rengi olmayan evrensel faaliyet ve eserlerdir. Ancak şurası muhakkaktır ki kültür, ortaya koyduğu değerlerle medeniyetin gelişme ve ilerlemesine tesir ettiği gibi, medeniyet de kültürel değerlerin şekillenmesinde rol oynar. Ancak kültürel gelişme ve/veya değişimde de maddî olan medeniyet araçlarının belirli tesirlerinin olduğu görülür. Tıpkı medeniyetin ortaya çıkaracağı hayat seviyesinin, ferdin tutum ve davranışlarına tesir ederek dünya görüşü üzerinde değişiklikler meydana getirdiği gibi…Çetinoğlu: Kültürler nereden beslenerek gelişirler? Sımsıkı sarılmak suretiyle kültürümüzü güçlendirebileceğimiz bir kaynak nedir?Dr. Eriş: Kültürlerin beslenerek geliştirdikleri yapıyı hemen bir iki noktaya sıkıştırarak ifadelendirmek mümkün değildir. Aileden başlayarak şekillenmeye başlayan birlikte yaşama anlayışı aşiretlere, millet ve devletlere doğru yol alırken şüphesiz önce anlaşma noktası olan dilden hareket etmişlerdir. Topluluklar için dil en köklü bağdır. Sonra, coğrafyanın tesiri içinde şekillenmiş olan örf ve âdetler… Ve zamanla bütünleşen tarih, san’at, inanç gibi unsurlar bu beslenmenin ana diğer unsurları olurlar ki böylece bütün bunları birleştiren ana unsur ortaya çıkar, buna dünya görüşü ve bir adım ilerisiyle millî şuur demek doğru olanıdır. Sımsıkı sarılacağımız kültürümüzü güçlendireceğimiz temel kaynak ‘millî şuur’dur.Çetinoğlu: Bilim veya ilim ile kültür ilişkisi nedir? Bilgiye dayalı olmayan kültür var mıdır? Ve de bütün bilimlerin çıkış noktası, alanı neresidir?Dr. Eriş: Gelenek ve görenekler veya kültürün herhangi bir unsurundan yola çıkıldığında bunların herhangi birinin ilmî temele dayanmadan var olabileceğini veya varlığını sürdürebildiğini söylemek mümkün müdür? Tabiatıyla burada kastettiğimiz ilmî bilgiyi bugünkü değerleriyle değil, bulunulan o günkü, o çağdaki yapısıyla ele almak gerektiğidir. Yani herhangi bir kültürel unsurun ilk adımı atılırken ilk ilmikte basit de olsa bir bilgi vardır ve bu gelişerek ivme kazanır. Tabiatıyla burada ilkel kültürlerin varlığını, bunların kendi yöntemleriyle bilgilendiklerini, buna ilim adı verilmese de, göz ardı etmemek gerektiğini söylemeliyiz. Özetle bütün bilimlerin çıkış noktası şüphesiz ilk denemelerdir… O halde denemeler ilmin temelini teşkil ettiğine göre, basit ve/veya ilkel olsa da, bütün kültürlerin temelinde bir bilim anlayışının olduğunu söylememiz gerekir.Çetinoğlu: Avrupa medeniyetinden söz ediliyor. Avrupa’nın bir ortak medeniyeti var mı? Hıristiyan medeniyeti, Avrupa medeniyetinden ayrı bir kavram mı?Dr. Eriş: Avrupa medeniyetinin ve/veya buna belki batı medeniyeti adını da vermek kabildir, temelinde Grek-Latin-Hıristiyan hatta Musevî unsurlar bulunmakla beraber, Avrupa’da 16. yüzyılda gündeme gelen Protestan anlayıştan günümüze uzanan şekillendiriciliğin önemli rol oynadığı görülecektir. Ancak batı dünyasının sadece kendine bağlayarak, bir başka ifadeyle vehim içersinde, başka topluluklara sunduğu üzere medeniyetin sadece batıya münhasır kılınması, herhalde en basit tâbiri ile inkârcılıktır. Zira medeniyetin oluşmasında, gelişmesinde ve yaygınlaşmasında rol alan önce Asya ve sonraları İslâm menşeli, çağları içindeki ilmî bilginin varlığıdır. Ayrıca tekrar tekrar vurgulamaya çalıştığım gibi kültürlerin millî, medeniyetin ise beynelmilel nitelikli olduğudur. Medeniyetin gelişmesinde günümüzde birileri öncülük rolü üstlenmiş olabilirler. Fakat dün bunun sahiplerinin başkaları olduğunu, yarın da medeniyet yürüyüşünde başka birilerinin olacağını kabul etmek gerekir. Batı, Avrupa ve/veya Hıristiyan medeniyeti kavramlarından söz edildiğinde, daha önce de vurgulamaya çalıştığım gibi, bu medeniyetin kök kültüründe Greko-Latin-Hıristiyan unsurlar temeli teşkil eder. Fakat bu, medeniyetin alt yapısını sınırlandırarak sadece bir kesime mal etmek anlamını taşımaz. Batı’nın bugün kendi dışındaki topluluklar üzerindeki yönlendirici, beyin yıkayıcı temel hareket noktası ise bu yöndedir. Yani sanki medeniyet batılılara mahsusmuş intibaı sürdürülmektedir. Eğer mutlâka ayrıştırmak istenirse medeniyet değil kültür farklılıklarından söz edilmeli, ancak maddî değerlerden meydana gelen medeniyetinse beynelmilel olduğunun altı çizilmelidir.Çetinoğlu: Türk milletinin, İslâm medeniyetine ait olduğu söylenebilir mi?Dr. Eriş: Sanırım mesele, medeniyet kavramına nasıl baktığımızla yakından bağlantılı. Unutulmaması gereken hususun dinin bir kültür unsuru, değeri olduğudur. Bu yüzden İslâm kültürü veya Hıristiyan kültürü gibi tabirler tek cepheli mânâ taşırlar. İslâm medeniyeti, Hıristiyan medeniyeti kavramları ise dinî unsurdan da tesir aldıklarından, daha kapsayıcı anlam ifade ederler. Ve tabiatıyla 1000 yılı aşkın bir süredir büyük çoğunluğu ile Müslüman olmuş Türklerin medeniyetini, eğer medeniyet kavramını beynelmilellikten çıkarıp mutlaka bir başlıkla sınırlandırmak istersek, İslâm Medeniyeti halkası içersinde olduğunu söyleyebiliriz. Ama o zaman medeniyetin gerek İslâm, gerek Hıristiyan ve gerekse diğer din mensuplarına olan bağlarını da bölgeselleştirmek gerekir ki, ben kültür ile medeniyet kavramlarının karşılaştırılmaması gerektiğini savunuyorum.Çetinoğlu: Kültür ve medeniyet kavramları çoğu zaman birbirine karıştırılıyor. Bu iki kavramın farklılıkları nasıl açıklanabilir?Dr. Eriş: Kültür, her topluluğun kendine mahsus yaşayış ve davranış tarzıdır ve burada mânevî değerler ağırlıktadır. Medeniyet ise uluslararası ortak değerler seviyesindeki anlayış, davranış ve yaşama vasıtalarının bütünüdür ki daha çok maddî değerlerden mürekkeptir. Özetle kültür bir milletin hayatına ait unsurlar bütünü iken, medeniyet milletlerarası boyuta sahiptir.Çetinoğlu: Dil ve müzik… kültürümüzün ana unsurları. Bu iki unsurun, temel değerlerini koruyabiliyor muyuz?Dr. Eriş: Kültürümüzün ana unsurları dil ve musikimizde, batılılaşma baskısının yoğun olarak yaşanıldığı ilk yıllara göre kendine dönme arayışları vardır. Fakat iletişim araçlarının yaygınlaşması basitçi anlayış içinde halka inme (!), arabesk, magazin adı altındaki kolaycılık yazı ile konuşma dilindeki yabancılaşmayı ve tabiatıyla beraberinde yozlaşmayı hızlandırmıştır. Bu noktada sanırım eğitim ve kültür müesseselerimize olduğu kadar, millî şuura sahiplenmesi gereken bütün insanlarımıza, özellikle de münevverlerimize tek tek görev düşmektedir.Çetinoğlu: Sayın Eriş, çok teşekkür ederim. Derin tahlillerle çarpıcı belirlemeler ortaya koydunuz. Bazı kişilerin ezberlerini bozdunuz, Bilinen bâzı gerçekleri de farklı bir tarzda ifade ettiniz. Çok faydalı bir röportaj oldu. Umarım, ilgililere ulaşır ve gereken mesajı alırlar.Dr. METİN ERİŞ 1936 yılında Gaziantep'te doğdu. Gaziantep Dayı Ahmet Ağa ilkokulunda, İstanbul Birinci ilkokulda, Galatasaray Lisesi'nde, Avusturya Lisesi'nde okuduktan sonra İstanbul İktisadî ve Ticarî İlimler Akademisi'ni bitirdi. Askerlik görevini yedek subay olarak yaptıktan sonra; Vefa Akşam Lisesi, İstanbul İmam Hatip Okulu, Beyoğlu ile Bakırköy Kız Meslek liselerinde ve Bakırköy Ortaokulunda Lisan, Matematik ve Ticaret dersleri öğretmenlikleri yaptı. 1972 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde Siyâset İlmi Kürsüsü'nde ‘Doktor’ unvanını aldı. 1969 yılında Sanayi ve Teknoloji Bakanı'nın Özel Kalem Müdürü olarak kısa bir süre çalıştıktan sonra BASF-Sümerbank Türk Kimya Sanayi Anonim Şirketi'nde Genel Müdür Yardımcısı olarak göreve başladı. 2002 yılında buradan emekli oldu. Kimya İşverenler Sendikası Yönetim Kurulu Başkan Vekilliği ve Türkiye İşverenler Sendikaları Yönetim Kurulu Üyeliği, İzmit Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanlığı, Kocaeli Çevre Vakfı Yönetim Kurulu Üyeliği, Gebze Dilovası Sanayiciler Vakfı Yönetim Kurulu Başkanlığı yaptı. Kurucu Üye ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak hizmet verdiği sivil toplum kuruluşlarından bâzıları şunlardır: Milliyetçiler Derneği, Kültür Ocağı, Aydınlar Ocağı, Türk Edebiyatı Vakfı, İbn-ül Emin Mahmut Kemal İnal Vakfı ve İlim Yayma Vakfı. Türk Kültürüne Hizmet Vakfı ve Kültür Konseyi. Metin Eriş evlidir ve bir oğlu vardır. Yayınlanmış kitapları:Siyaset Tarihimizde CHP: Özel Baskı, 1968. (Celal Bozkurt takma adı ile)Asgarî Ücretler ve Türkiye'deki Durum: Şeker-İş yayınları, 1969.İşverenin İşçi Karşısındaki Ödevleri: Şeker-İş Yayınları, 1970.İşletmelerde Prodüktivite Unsuru Olarak Ücret: Sümerbank Dergisi ilavesi, 1971.Amerikan-Rus Emperyalizmi: Boğaziçi Yayınları, 1974. İkinci Baskı 1978.Kemalizm, Marksizm ve Ecevit: Boğaziçi Yayınları, 1976. (Celal Bozkurt takma adı ile)Kamu İktisadî Teşebbüsleri ve Halka Açılımı: Boğaziçi Yayınları, 1983.Gönül ve Dostluk Üzerine: Gebze Gazetecilik ve Mabaacılık, 1995.Dünya ve Türkiye'yi Gözlemlerken Meselelerimiz: Boğaziçi Yayınlan 1997.Ülkemde Demokrasi Arıyorum: Boğaziçi Yayınları, 1999.Avrupa Birliği ve Küreselleşmeye Havet: Cem Ofset. 2007.Gönlümde Taht Kuranlar: Kubbealtı Neşriyatı, 2009Yelkovanın Ucundan Düşen Takvim Yaprakları: (Hatıralar) Boğaziçi Yayınları. 2011 (İki Cilt)İktisadî Kalkınmanın Kültürel Temelleri ve Türkler: (Oğlu Celal Kâmil Eriş ile birlikte) Başlık Yayınları, 2011 Ayrıca, çeşitli dönemlerde değişik gazete ve dergilerde, 500'e yakın makalesi yayınlanmıştır.
Röportaj
Yayınlanma: 03 Ocak 2015 - 00:01
Güncelleme: 13 Mayıs 2015 - 12:22
"Topluluklar için dil en köklü bağdır"
Mürekkep Söyleşiler'de bu hafta Oğuz Çetinoğlu, Kültür Konseyi Başkanı Dr. Metin Eriş ile bir söyleşi gerçekleştirdi.
Röportaj
03 Ocak 2015 - 00:01
Güncelleme: 13 Mayıs 2015 - 12:22
İlginizi Çekebilir


















