Ali Baki yazdı
-1-
Tanımlamalar; politika bilimcilerinin anakronik olma endişesi ile genel kabul görmüş soğuk terimlerle başka terimleri bir çerçeveye sokma faaliyeti değildir diyerek şu iddiayı ortaya atıyorum: Siyaset, insandır; gelişimi ve değişimi, obezite ya da zayıf oluşu, girdi ve çıktılarıyla birebir bağlantılıdır. Siyaset’in yaşanmışlığından çıkaracağı şey şudur: Ateş yakar, dokunma. Herkesle iyi olmaya çalışma. Sıfır sorun demek değerini sıfır etmek, bulaşma.
Böyle bir siyasetin dolaşıma soktuğu siyasetçiler insan benzeri şeydir. İki üç yaşındaki çocuğa benzer. Oedipus Kompleksini (Can Yücel’in ifadesiyle Anam Avradım Olsun Kompleksi) atlatamazsa işimiz kötüdür. Hatta evlenilen kızda anadan özellikler görme isteği bu çocukluk nevrozunun dışa vurumudur. Annem gibi yemek yapıyorsun aşkım, örneğinde olduğu gibi.
Siyasetin bu kurguya göre kalender meşrep olduğunu varsaydık ya; onun yavruladığı siyasetçiler de bu yolun yolcusu olacak, başka yol bilmediklerinden, atadan öyle gördüklerinden. Peki hiç gömleğini yırtan olmayacak mı bu durumda, olacak, zalimden alim doğacak, kompleksten kurtulacak kimileri. Fakat, “Anam Avradım Olsun”cular o kadar alışacak ki anaları olan meşrepsize; namusu düşman belleyecekler. Namus babaydı, namussuzluktan önce de vardı. Cennette cereyan edenler, cehennemi yarattı. Yavrum bunu hiçbir vakit bilemedi, iyi olan her şeyi kendi doğrusu için katletti. Baba katili oldu, kardeş katili oldu, dışarıya evlenmedi, kendi içinde türedi, adına kimileri elitist yaklaşım dedi, herkes yanıldı. Bu bir ensest ilişkiydi ve içine giren herkes pislikti. Siyaset kirlendiyse onu tüm organlarıyla defnedip yeni bir siyaset doğurmak gerekti. Rutubete boya çalınır, boya yine zamanla rutubete bulanır. Ruh öldürülmedikçe suretlerin değişmesi sonsuz döngü içinde şeytanın gizlenmeye bile tenezzül etmeyeceği bir ayrıntıdır.
-2-
Siyaset, toplumdur. İtiraz edilip hemen şöyle bir soru yöneltilebilir: Toplumumuza benzemeyen siyasetimize ne diyeceksiniz, Bay Kurgucu? Cevap: Halihazırdaki siyasetimizin eksik uzuvlarıyla birlikte Batı diye bir yerleşkede doğduğunu (“kime göre, neye göre batı” tartışmasında; “bize göre batı” demekle yetinelim), sakat yavrucuğu çok çirkin bulduklarından cami avlumuza bıraktıklarını, tam o sırada kısırlık sorunumuzun olduğunu da hesaba katarsak yetim büyütmek sevaptır diyerek siyaset isimli yavruyu alıp bağrımıza bastığımızı, sonra biz besledikçe şişmanladığını, bedeni büyüdükçe bize hareket alanı kalmadığını, bambaşka bir serseri olup çıktığını, Batı toplumuna çok benzediğini, siyasetin yine de toplum olduğunu söyleyebilirim. İkinci olarak bu siyasetin yine bir yerlerden ithal edildiğini, kullanma kılavuzunun elimize verilmediğini, temsilcilerimiz çocuğun orasıyla burasıyla oynarken, siyasetin ayıpçı oğlan edildiğini görmek gerekir.
Bir toplumu alın Avrupa ile Asya arasında bir yarımadaya oturtun. Sonra o topluma ilk önce erdemi gösterin. Adaleti toplumun en küçük unsuru bireye bile yedirin. Biraz özgürlük giydirin, hakları içirin, mesuliyet izletin. Geçimini sağlaması için eline terazi verin, gözünü kapatmayın. Gözlerin açık olması şart! Göz görsün, kalp hissetsin. Pazar yerleri düz bir zemin üzerine inşa edilsin. Ve toplum böyle bir zihniyetin meyvesini versin, adına da Siyaset desin. Kötülükleri minimize edilmiş bir toplum, helal süt emmiş bir siyasetin refahı içinde güvenlik sorunu duymadan, gürültüsüz patırtısız, mutlu mesut, insanlık haklarını yaşayarak, diğerinin yaşadığını da görerek olgunlaşmanın dünyadaki örneği haline gelecektir.
Sonra bir toplum dost olduğunu söyleyecek, huzuru bir cehennemmiş gibi telkin edecek, neden diye soracak? Neden sen bu kadarına kanaat getiriyorsun, bizim siyaset eşitlik üzerine kurulu, sen benim dostumsun, bendeki formülü sana göstermezsem komşuluğumdan şüphe ederim. Ben çocuğuma çal dedim, zamparalık et dedim, kibir olmadan olmaz dedim, koyunla başladı çalmaya, şimdi kervansaraylarda kırmızı halılar serdi ayaklarımın altına. Benim çocuk beni, senin çocuğun seni yaşattığından daha iyi yaşatıyor. Sefih sizinki, az kazanıyor. Bizim oğlan bin üretirken seninki bir üretiyor, tutmuş kalitesiyle övünüyor. Canım sizin oğlanın adını değiştirin. Siyaset ismi ona hiç gitmiyor. Bizim Siyaset daha fazla kazanmak için kol kesiyor, adam öldürüyor, gasp edip yağmalıyor. Koç gibi Siyaset yetiştirdim. Benim iki oğlum var, birini sana evlatlık vereyim.
Zavallı Türk aydını: ‘Umrandan Uygarlığa’ adlı eserinde Cemil Meriç bu durum karşısında kalan bir toplumun aydınına böyle sesleniyor ve devam ediyor: “Batılı dostları alınmasınlar diye hazinelerini gizlemeye çalışır. Sonra unutur hazineleri olduğunu. Düşmanın putlarını takdis eder, hayranlıklarını benimser. Dev papağanlaşır”.
Papağanlarımız artık hiç susmaz. Kendisi gibi olmasını ister toplumunda. Ona yeni bir yaşamı, kendi yaşamını benimsetmeye, toplumunu hafızasız etmeye yeltenir. Bidon kafalı der, modernleşmeyen toplumuna, göbeğini kaşıması bile hoşuna gitmez dağdaki çobanın çünkü o tüm öteki batılı düşünen entelektüeller gibi burnunu karıştırıp, pisliği iyice yuvarladıktan sonra deri koltuğun dibine sürmeyi adet edinmiştir. Göbek kaşıntıyı hissedemeyecek kadar büyümüş, kafa bidon olamayacak kadar küçülmüştür.
İnananlar çıkar papağana, kafeste yaşamak özgürlüktür. Ve özgürlük bir başkasının özgürlüğünün başladığı yerde de sona ermeyecektir bundan böyle, asıl özgürlük kendi varlıkları için başkasının özgürlüğüne de müdahale edebilme, topluma bir dönüşüm yaşatabilme özgürlüğüdür. Kendisi gibi olmayan tehlikedir. Siyaset artık bu insanların başka bir yerden getirdikleri, başka bir toplumun çocuğudur.
Eyvallah der, toplum. Misafir gelmiş, bizim ev onun evi, istediği kadar kalabilir. Yersiz yurtsuz deyip sömürü yaparlar, toplum der topraklarımız senindir. Al bizi yönet, al bizi bizden et. Başlangıçta der siyaset siz seçin benim irademi, bu sizin misafirperverliğinize karşı bir hediyemdir, yanlış duymadınız, ipim ellerinizdedir. Toplum seçer, bir davranış modeli, bir yönetim paketini sever ama huylu huyundan nasıl vazgeçer? Vazgeçse de hamiliğini yapan ‘elit papağan takımı’ acaba ne der?
-3-
Siyaset devlettir. Devlet toplumdur. Toplum insandır. İnsan bir tür yaratıktır. Aslında tüm mesele budur.
Alın bir devleti internet ortamının bir yerine koyun. Adını “demokratik” koyun. Gürültüsüz siyaset isteyin gökten. Başınıza düşen siyaset illaki bir gürültü çıkaracaktır. Siyasetin doğasında vardır, gürültüyü minimize etmek; önce insanı, sonra toplumu, ondan sonra devleti gürültülü durumlardan, çevre kirliliğine neden olacak, özellikle papağan olmaya bizi zorlayan komşulardan uzak tutmaktan geçer. Farklılıklarımız renklerimizdir, iyiye ulaşmamızda çok seçeneğin önemi yadsınamaz. Varlıklarına saygılı olacağız ama onların varlıklarına hürmeten, “aman bir patırtı kopmasın” diye kendi değerlerimizi sandığa kaldırmak aklımızın ucundan geçmeyecek. Bu işi kendimiz olarak yürütmek, gürültüsü en aza indirilmiş siyaseti kendi ellerimizle büyütüp gönül rahatlığıyla onu meydana bırakmamıza ortam sağlayacaktır.
Aksi düşünüldüğünde insan rüyasında şöyle sayıklayacaktır: Olamaz! (Namusunu kaybetmiş bir rüyanın içinde besbelli) Bu kadarı bu ülkeye yapılamaz. Onlar yaptı ve oldu. Set içinden biri bile eksilmeden işte yine orada. Haber alma, kanaat getirme ve açıklama: Hayalimin beslediği kanaatim, kanaatimi getiren siya(h)set. Kendi statükosu adına tüm cinayetleri işleyen o cani. Unutanlara katilliğini hatırlatan şarlatan olacaktır zamanla. Siyaset tek vücutlu çokluktur aslında. ‘Olamaz’ diyecek ter su içerisinde kalmış, yatak içinde debelenip duran genç, olamaz… Ama olacak.
Çılgınlıktan uzak tek şey bir fincan çay içmek olacak. Çay içerken bize edilenleri televizyonda seyretmek en büyük zevk kaynaklarımızdan sayılacaktır. Filistin’e gözyaşı akıtmadan ağlayacağız, İsrail’e tüküreceğiz, Amerika’ya söveceğiz, Türkiye’yi ah biz bi yöneteceğiz, yaşanamamışlıklarımızın, yaşanılan acıların acısını çılgınlıktan uzak bir çay saatinde kusup yaşamımıza öylesine devam edeceğiz.
…
( Ayıpçı olmamın sebebi bu aralar Freud okumamdan kaynaklanıyor olabilir. Ben bu yüzden sizden özür dilemiyor, siyasal bir sorumsuzluğun rahatlığıyla genel ahlakımıza aykırı davranan Freud’a dokunmanıza izin veriyorum. Freud’a dokunun. Ya bu daha bir çılgınca… Çılgınlık, siyaset şeydir, çılgınlık! )
murekkephaber.com
*Gwendolyn Brooks



















