İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi, Rasathane sergisiyle Barbara ve
Zafer Baran’ın 1999’dan günümüze son dönem ortak üretimlerinden bir
retrospektif sunuyor. Baranların çalışmaları; “arkeolojik bir kazının en üst tabakası” olarak nitelendirdikleri, 11 seriden oluşan bu sergiyle,
Türkiye’de ilk kez kapsamlı biçimde sergilenecek. İstanbul Modern
Fotoğraf Bölümü Yöneticisi Sena Çakırkaya’nın küratörlüğünü üstlendiği
sergi, 28 Kasım 2013-27 Nisan 2014 tarihleri arasında yer alacak. 1981’den bu yana birlikte çalışan Barbara ve Zafer Baran’ın çalışmaları, yaşamın içinde gizli kalan basit, sıradan ve minimal olanı; sanat tarihi, doğa, bilim ve teknolojiyle iç içe, imgeler yaratarak, deneysel uygulamalarla görünür kılıyor. İkilinin çalışmalarının merkezinde her zaman “en saf
haliyle fotoğraftan aldıkları haz (izleme ve dönüştürme edimi)” var. Baranların yapıtlarında kullandıkları teknikler, gereçler ve süreçler çok sayıda
temaya hizmet ediyor. Görüntü üretme gereçlerinin mümkün olduğunca
basit olmasını tercih ediyorlar. Kameralı ve kamerasız fotoğraf
tekniklerini kullanan Baranlar, çalışmalarında deneysel yaklaşımlarını
anlatıyla zenginleştiriyor. “1999’dan bu yana, iki tekniğe dayalı
çalışıyoruz: kameralı ve kamerasız; sadece temel ekipmanı kullanıyor ve
asgari oranda post-prodüksiyon işlemi yapıyoruz.” Aralarında
Victoria & Albert Museum, The Photographers’ Gallery, Saatchi
Gallery, British Library ve Tel Aviv Müzesi’nin de bulunduğu çok sayıda
galeri ve müzede kişisel sergiler açan ve grup sergilerine katılan,
V&A, Tate Britain başta olmak üzere çeşitli koleksiyonlarda
çalışmaları bulunan Baranlar, aynı zamanda kurumsaldan kültürele çok
sayıda ısmarlama proje için yapıtlar üretti. Hazırladıkları bu
çalışmalar arasında İngiliz Ulusal Operası için İngiltere’de soyut
fotoğraf kullanarak gerçekleştirilen ilk opera afişleri, Phaidon’un The
Photography Book’unun tipografik alfabe fotoğraflarından oluşan ünlü
kapağı, Birleşik Krallık Bahçecilik Cemiyeti’nin iki yüzüncü yılı
nedeniyle yaptıkları bir seriyi de içeren Birleşik Krallık Posta Kurumu
için pul tasarımları, David Hare’in The Designated Mourner filminin
jeneriği için film sekansı bulunuyor. İşlerinin kalbinde “zaman” var Baranlar’ın gördüklerinin ve düşündüklerinin birer yansıması olan işlerinin
kalbinde, “zaman” yer alıyor. Zamanın geçmesiyle oluşan doğal yıpranmayı ve aşınmayı, geçiciliği, dönüşümü, doğanın kırılganlığını, insanoğlunun dünyadaki etkisini estetik olarak yeniden görselleştirerek
belgeliyorlar: Arkeolojik alanlarda bulunan taş ve kaya parçaları,
çürümekte olan çiçekler, göz alıcı ama zehirli egzotik çiçeğin
derinlikleri, parklarda istenmeyen yabani otlar, uçağın içinden
şehirlerin kuşbakışı görüntüleri, ay ve yıldızlardan yayılan ışıklarla
yaratılan farklı formlar ve ayın denizdeki yansımalarında saklı doğal
çizimler hep bu belgeleme çabasına birer örnek teşkil ediyor. Baranlar
“zamansızlığın ve sükûnetin peşinde”, nesneleri ve “aralarındaki”
uzamları gözlüyor, kendilerine özgü yöntemleriyle insanın varoluşunun ve etkileşimlerinin izlerini kayıt altına alıyor. “Görüntülerimizde zamanın geçişi bir çiçeğin çürüyen taç yaprakları, kayaların ve taş
parçalarının yavaşça aşınması, ayın bir su örtüsünün üzerindeki ya da
bulutların gökyüzü boyunca devinimleri, her yıl düzenli olarak saçılan
tohumlar, ya da hayal bile edilemeyecek kadar uzaktaki yıldızların bize
ulaşan ışıkları yoluyla ima ediliyor. Ayrıca, fotografik pozlamanın
milisaniyelerden dakikalara uzanan kendi zamanı var. Ve tabii bir de bizim kendi zamanımız var; kendi yaşamımızın çatısı içinde ilerlediğimiz sürece.” 1998’de Royal Mail (Birleşik Krallık Posta Kurumu) tarafından fotoğrafın icadı
konusunda talep edilen çalışmaları dolayısıyla inceledikleri, fotoğrafın öncülerinden William Henry Fox Talbot’ın fotojenik çizimlerinden
esinlenerek, negatif-pozitif tekniğini yorumladıkları yöntemi, sonraki
üretimlerinde de farklı konularla sürdürüyorlar. Fotogramın güncel bir
yorumu olarak kabul edilebilecek bu teknikle; doğanın kırılganlığı,
içeriğe hiçbir müdahalede bulunulmadan, dolaysız bir şekilde
aktarılıyor. Sergiye ismini veren Rasathane 7 adlı
(2002) fotoğraftaki nesne, Zafer Baran’ın babasının İzmir’de 1960’lı
yıllarda inşa ettiği rasathaneyi yıllar sonra ziyareti sırasında çiftin
dikkatini çeken, bahçedeki ağaçtan düşen bir elmaya ait. Elmanın tepeden çekilmiş bir görüntüsü olan fotoğraf, Baranların çalışmalarının
temelini oluşturan gözlemleme, nesnelere yöneltilen farklı bakış açıları ve daha sonraki gökyüzü temaları için de bir haberci işlevi taşıyor.
“Çoğu kez işlerimizde fazlasıyla küçük ve çok yakında olan nesneler ile
uzakta yer alanların arasında belirgin bağlar var: Bir elma, göze ya da
kozmik bir hadiseye, tohumlar bir teleskopun içinden gözlenen yıldız
kümelerine dönüşüyor ... Biz, yıldızları ve ayı kendi halleri ile
görüntülemiyoruz. Işıklarını kullanarak ‘çizimler’ yapıyoruz. Bu da
bizim çizme, resmetme edimine ayrıca fotografik dile ve onun sınırlarına duyduğumuz ilgiyi yansıtıyor.” Serginin başlangıcını oluşturan
Atlas serisi (1999-2000), farklı coğrafyalardaki arkeolojik alanlarda
bulunan taş ve kaya parçalarının arazi ve stüdyo çekimlerinden oluşuyor. Fotoğraflanan bu hareketsiz objeler, bulundukları ortamda kendi zaman
ve mekanlarına kök salarak durağan bir varoluşun getirdiği
aidiyeti sergiliyor. Diğer yandan o bölgenin tarihiyle aynı geçmişe
sahip, belki bir zamanlar büyük anıtların parçası olan küçük taşlar ise
kaynaklarından koparılarak stüdyo ortamında bir çekime ve çeşitli fotoğraflama tekniklerine maruz bırakılıyor. Atlas’taki kalıcılık duygusuyla tezat oluşturan Efemera (2002) serisi, çiftin
canlı bitkilerden topladığı ya da düşmüş, çürümekte olan çiçek parçaları üzerinden geçicilik ve dönüşüm fikrini ele alıyor. Siyah bir fon üzerinde, kesitler ve yakın planlar halinde ele alınan çiçeklerin
detaylarında cinsellik, üreme ve ölüm döngüsü tek bir görüntüde vücut
buluyor. Zehirli Orman adlı seri (2003-2005), 18.
yüzyılda İngiltere topraklarına getirilen egzotik bir çiçek türü mor
çiçekli ormangülüne (Rhododendron ponticum) odaklanıyor. Göz alıcı
renkleriyle İngiliz parklarına canlılık katan bu bitki, yayılmacı ve
zehirli yapısı fark edildikten sonra diğer yaşam formlarına zarar
verdiği için yabani bir ot olarak görülmeye başlanıyor. Baranlar iki
farklı ışıkta ve yaklaşımla çekim yaparak, alacakaranlıkta, ufak bir
kamerayla bitkinin ve ormanın gizemli ve klostrofobik ortamını
gösteriyor; bitkinin renkli çiçeklerine yakın bir plandan yapılan diğer
çekimle de, çiçeğin erotik ve cazibeli derinliklerine bizi davet ediyor. Efemera ve Zehirli Orman serisinin devamı niteliğinde
olan Yaban Otları (2006-2007), konvansiyonel tarımda veya süslü park ve
bahçelerde istenmeyen yabani otları inceliyor. Baranlar, bulunduğu doğal ortamda önemli işlevleri olmasına rağmen insanın kontrol etmeye
çalıştığı topraklarda istenmeyen bu yabani türlerin ve onlarla beraber
yaşayan (kadraja giren böcekler ve küçük bir örümcek gibi) canlıların
işitilmeyen sesini, gözden kaçan mütevazı güzelliğini gösteriyor. Parçacıklar ve Akışkan Bedenler serisi (2007), tohum ve tozların yakın plan
çekimlerinden oluşuyor. Ezilmiş bir meyvenin, insan vücudunun içindeki
akışa; sıradan tohum ve toz zerreciklerinin, uzayın derinliklerindeki
gök cisimleriyle benzerliği dikkat çekiyor. Xanthos /
Letoon adlı seri (2007) ismini, bugün Antalya - Muğla sınırları içinde
bulunan, Likya medeniyetinin idari ve dini merkezlerinden alıyor.
Xanthos’taki en önemli parçalar bugün asıl topraklarından çok
uzakta, British Museum’da sergilenirken, Baranlar bu arkeolojik
bölgedeki tohum ve botanik türlerin peşine düşüyor. Turner’ın
Manzarası: Yapay Bulut Serisi I (2006-2009), sanatçıların – ve bir
zamanlar İngiliz ressam J.M.W. Turner’ın – konu edindiği Richmond
Hill’in üzerindeki gökyüzü, Londra üzerinde yüksek irtifada seyreden
uçakların geçiş güzergâhını görüntülüyor. Turner’ın bundan iki yüzyıl
önce, Sanayi Devriminin zirvesinde resimlediği nefes kesici gökyüzü
manzaraları bugün uçakların ardında bıraktığı yoğunlaşmış buhar
izlerinin oluşturduğu bulutlarla farklı bir dramatik etki yaratıyor. Bu
ince çizgilerin sirüs bulutlarına dönüşmesiyle oluşan yapay ve aldatıcı
manzara; dünyadaki dolaşımın, teknolojik ilerlemelerin, hava
kirliliğinin ya da kısaca insanoğlunun dünyadaki etkisinin görsel bir
kaydını oluşturuyor. Şehirden gökyüzündeki uçakların
izlerine bakan Turner’ın Manzarası’nın aksine Metropolis (2008-2011)
serisi, şehir ve kasabaların bir uçağın içinden kuşbakışı görüntülerini
yansıtıyor. Yıldızların yüzlerce ya da binlerce yıl öncesinden bize
ulaşan ışıklarının aksine, şehrin anlık ışıkları evrenin insanlar
tarafından her gün yeniden üretilen basit bir kopyasını hatırlatıyor.
Uzaydaki galaksiler gibi, insanoğlunun dünyada kurduğu yerleşimler de
karanlığın içinde yaşamın izlerini yansıtıyor. Yıldız
Çizimleri’nde (2009-2010) kameranın kadrajı boş bir kağıt, yıldızlar ve
ay ise bir kalem gibi kullanılarak gökyüzünde çizimler meydana
getiriliyor. Ay ve yıldızlardan yayılan ışığa odaklanan kameranın
hareketiyle gökyüzünde farklı formlar yaratılıyor. Yıldız Çizimleri’nde var olan ışıklardan yeni figürler yaratan Baranlar, en
güncel çalışmaları Ay Çizimleri’nde (2012-2013) ise ayın denizdeki
yansımalarında saklı doğal çizimleri ortaya çıkarıyor. Su ve rüzgarın
hareketiyle denizin yüzeyinde oluşan ışık oyunlarını kaydediyorlar.
Sanat
Yayınlanma: 04 Aralık 2013 - 10:24
Rasathane
Barbara ve Zafer Baran Rasathane adlı sergileriyle İstanbul Modern`de
Sanat
04 Aralık 2013 - 10:24




















