1828 yılında kurulan Mızıka-yı Hümayun’un yapısını genel olarak değerlendirerek, musikimizin geldiği noktayı daha iyi anlayabiliriz. Bu kuruma 1831 yılında okul hüviyetine sahip ve mevcut kuruluşlara san’atçı yetiştirmek üzere bir bölüm de ilâve edilmişti. Önce bando, sonra orkestra, kurulan ilk temel bölümler idi. Daha sonra mevcut durum da gözetilerek, fasıl heyeti ve Müezzinan Bölükleri de bu kuruluşa eklenmiş ve geniş manâda bir Türk müziği bölümü oluşturulmuştur.Daha sonra Fasıl Heyetinin ‘Fasl-ı Atik / Eski Fasıl’ ve ‘Fasl-ı Cedid / Yeni Fasıl’ olarak ikiye ayrıldığını görmekteyiz.Sultan Abdülhamid Han dönemine kadar devam eden bu yapıya, sonradan opera ve operet, tiyatro, orta oyunu, cambaz, karagöz, hokkabaz ve kukla… gibi yeni bölümler eklenmişti. Bir ara da mandolin grubu oluşturuldu.Fasıl Heyetini oluşturan iki bölümden biri olan Fasl-ı Atik’de geleneksel anlayış devam ettiriliyordu. Meşk anlayışının devam ettiği, klâsik eserlerin klâsik sazlarla icra edildiği Fasl-ı Atik’de döneminin önde gelen bestekârları, hânendeleri ve sâzendeleri görev yapmışlar, yine bu musikiyi gelecek nesillere aktarabilecek seviyeye sâhip öğrenciler yetiştirmişlerdir. Bunların içinde ün sahibi olarak ve bir ölçüde Dede Efendi zincirini oluşturan şu isimleri sayabiliriz: Dede Efendi, Dellâlzade, Haşim Bey, Rifat Bey, Hacı Ârif Bey, Lâtif Ağa, İsmail Hakkı Bey, Şekerci Cemil Bey.Fasıl Heyetini oluşturan ikinci bölüm olan Fasl-ı Cedid’de ise tam bir fantezi usul uygulandı. Ud, keman, lavta, flüt, trombon, gitar, mandolin, ney, violonsel, dümbelek, kastanyet, zil… gibi enstrümanların bulunduğu bu bölümde nasıl bir müziğin yapıldığını düşünmek pek de zor değildir.Batı müziği ile Türk musikisini kaynaştırmak, bu bölümün temel amacı idi. Bu sebeple Hacı Ârif Bey, Rifat Bey gibi bestekârların bazı eserleri ile zamanın bilinen şarkılarını basit bir armoni ile icra ediyorlardı.Bunların yanı sıra Mızıka-yı Hümayun’un batı müziği bölümlerinin de oldukça yoğun faaliyetlerde bulunduklarını görmekteyiz. Bir taraftan sarayda nefesli, yaylı sazlardan oluşan guruplar oluşmakta, opera, operet gurupları, san’atlarını icra etmekte, yurt dışından gelen müzisyenler konserler vermekteydi.Geleneğin çözülmeye başladığı bu dönemde bazı bestekârların mevcut ortamın ‘moda’ sayılabilecek anlayışı dahilinde besteler yaptığını görmekteyiz. Fakat diğer taraftan da Zekâî Dede, Tanburî Ali Efendi gibi bestekârlarımızın geleneğe bağlı, klasik formlarda eserler verip öğrenciler yetiştirerek, devamı sağladıkları görülmektedir.Günümüzde de bu iki anlayışın sürdüğünü de söyleyebiliriz.Çetinoğlu: Popüler müzik baskısı altındaki Türk müziğinin geleceğinde neler görüyorsunuz? Tahmin ve temenni bazındaki düşüncelerinizi lütfeder misiniz?Salgar: Aslında her dönemde bir popüler müzik mevcut idi. Mesela döneminde, Hacı Ârif Bey’i bile böyle değerlendirebiliriz. Burada asıl değerlendirilmesi gereken konu, musikinin bir sanayi hâline gelmesi, sanattan ziyâde kazancın ön plana alınması, başka bir deyişle, müziğin hiçbir zaman olmadığı kadar geniş kitlelere ulaşabilmesi ve bütün bunların doğurduğu sonuçlar. Bu durumun olumlu tarafı da kaliteli musikinin de aynı nimetlerden faydalanıyor olması.Bu şartlarda, özellikle klasik musikimizin temel birikimlerinin tesbiti, aktarımı ve ulaşmak isteyen kişilerin rahat ulaşabileceği bir yapı oluşturmak en isâbetli yol olur diye düşünüyorum. Genlerimize işlemiş ve yeryüzünün bu en güzel musikilerinden biri olan klasik Türk müziğinin her halükârda devamını sağlayacak kişiler mutlaka çok sayıda olacaktır.Çetinoğlu: Zeki Müren’in Türk müziğindeki yerini yorumlar mısınız?Salgar: Aslında bizim anladığımız musiki kulvarında, Zeki Müren’in esamisinin okunmaması gerekir. Türk musikisindeki en önemli problemlerinden biri, musikideki kavramların yerine oturmaması meselesidir. Yani sosyal hayatımızın çeşitli kademelerinde yapılan musiki vardır (Klasik müzik, piyasa müziği, eğlence müziği, pop vs.vs.) Bizim değerlendirmelerimiz sanat değeri yüksek olan (özellikle klasik Türk müziği) müziğini temel almaktadır.Zeki Müren, yaşadığı döneminde Türk musikisinin piyasa kulvarında icrada bulunmuş ve bu kulvarda başarılı olmuş, o anlayışa göre tavır ve davranışlar sergilemiş, ‘sanat güneşi’ diye de anılmış biri olduğunu söyleyebilirim.Çetinoğlu: Sayın Salgar, Uygun görürseniz, son birkaç soru ile; sizi, Bakırköy Musiki Vakfı Konservatuarı’nı ve Başkanı bulunduğunuz Bakırköy Musiki Vakfı Konservatuarı Türk Musikisi Bölümü’nü okuyucularımıza tanıtalım.Müzik yeteneğiniz nasıl doğdu, nasıl keşfettiğiniz ve nasıl geliştirdiniz?Salgar: Kendiliğinden doğdu diyebilirim. Aile içinde Türk musikisine olan sevgi ve merak bizi yönlendirdi. Daha sonra tesadüfen girmiş olduğum o dönemin en önde gelen kurumu İstanbul Belediye Konservatuarı Türk Musikisi Bölümü’nde çok iyi hocalar sâyesinde bu musikiyi çok yönlü öğrenmeye başladım.1972 yılından buyana da öğrenmeye, öğretmeye, dinlemeye, dinletmeye devam ediyorum.Çetinoğlu: Müzikteki hedeflerinizin doruklarında neler var?Salgar: Yaptığım her işi en iyi şekilde yapmak gibi genel bir hedefim var.Çetinoğlu: Bakırköy Musiki Konservatuarı Vakfı’nı tanıtır mısınız?Salgar: Bakırköy Musiki Konservatuarı Vakfı1999 yılında kuruldu.1985 yılından itibaren BakırköyMusiki Derneği olarak hizmet veren bu kurum böylece bütün varlıklarıyla vakfa katılmış oldu.Vakıfta Itrî, Dede Efendi,Gençlik Korosu ve Fasıl topluluğu olmak üzere, dört koro mevcuttur. Koro çalışmaları belirli bir plan dahilinde haftanın belirli gün ve saatlerinde yapılmaktadır. Ud, keman, tanbur gibi Türk Musikisi sazlarının da dersleri verilmektedir. Vakfın önemli hizmetlerinden birisi de Nevzat Atlığ hocamla beraber hazırladığımız çeşitli formlarda 500 eseri kapsayan nota fasikülleridir ki bu fasiküller yıllarca sonrasına hitab edecek bir değere sahiptirler. Yine hocamızın yönetiminde çeşitli makamlardan, 6 fasılı kapsayan CD yapılmıştır.Bunlardan başka vakıf bünyesinde ayrıca Millî Eğitim Bakanlığı’nın müfredatına göre, 3 yıllık yarı zamanlı Türk ve batı müziği bölümleri bulunmaktadır. Bu bölümler konservatuar eğitimi vermektedirler.Vakfın son dönemlerde yayımladığı ‘BASINDA NEVZAT ATLIĞ’ isimli kitap, yakın musiki tarihimizin bir vesikası olma özelliğine sahip, adeta Devlet Klasik Türk Müziği Korosunun da bir belgeseli gibidir. Vakıf her yaştan ilgiliye hizmet vermektedir.Çetinoğlu: Vakıf bünyesindeki Türk Musikisi Bölümü hakkında neler söylemek istersiniz? Kimler, ne şartlarla çalışmalarınıza katılabilir ? Salgar: Vakıf bünyesindeki Türk Musikisi Bölümü’nü 2003 yılında kurduk. Bu bölümde başta, solfej, nazariyat, repertuar, usul ve toplu teganni dersleri verilmektedir. Her yıl sonunda yapılan imtihanlarda başarı gösteren öğrenciler bir üst sınıfa geçmekteler. Tabiatıyla bu bölüme girmeyi isteyen kişilerin yapılacak ön elemede başarı göstermeleri gerekmektedir. Eğitim tamamen klasik mânâdadır. Çetinoğlu: İyi bir müzisyen olabilmek için gerekli alt yapının unsurları ile bu alt yapının geliştirilmesi konusunda gençlere tavsiyelerinizi alabilir miyim?Salgar: Bir defa, bu gençlerin ne istediğini bilmeleri gerek. Müzikte elbette yetenek çok önemli, fakat bununla beraber bu doğrultuda sanatın emrettiği duruşa uygun olarak çalışmak gerekli. Çalışmak çok çok önemli. Okulların, değerli hocaların yanı sıra günümüzün en büyük nimetlerinden biri olan teknoloji sâyesinde, kendisine bu yönde destek sağlayacak birikimden de istifade imkânı olduğuna göre, yüzlerce yıldır nesilden nesile bu güzelliği yaşayan kişilerden biri olma şuuruna da sâhip olunursa, sanırım belirli bir noktaya gelinir.Çetinoğlu: Sayın Salgar, Yüklü programınıza rağmen Vakit ayırdığınız, kültürümüze ve insanlarımıza faydalı olacak çok kıymetli bilgiler sunduğunuz için şahsım ve okuyucularım adına teşekkürlerimi sunarım. Salgar: Ben de teşekkürler ediyorum.M. FATİH SALGAR’ın biyografisi 22 Şubat 1954 tarihinde Adana'da doğdu. 1972 yılında başladığı İstanbul Belediye Konservatuarı'ndan, Nevzad Atlığ, Süheylâ Altmışdört, İsmail Hakkı Özkan ve Muazzam Sepetçioğlu gibi hocalardan eğitim görerek mezun oldu. Nevzad Atlığ'ın düzenlediği koro çalışmalarına katılarak repertuarını geliştirdi. 1978 yılında mezun olduğu İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ndeki yüksek öğrenimi sırasında, 1973'ten itibaren Üniversite Korosu'nun çalışmalarına katıldı ve 1976-1988 arasında şef yardımcısı olarak yüzlerce üniversiteli gence Türk Musikisi klasiklerini öğretti. 1976'da kurulan Devlet Korosu'nun ilk kadrosunda ses sanatçısı olarak yer aldı. Belediye Konservatuarı'nda, 1978-2005 yılları arasında usûl öğretmenliği yaptı. Bir süre İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı'nda da öğretim görevlisi olarak çalıştı. Nevzad Atlığ ile birlikte Türk Musikisi Klasikleri nota yayınını Bakırköy Musiki Vakfı Konservatuarı kanalıyla yayınlamaya devam etmektedir. Yesârî Âsım Arsoy ve İsmail Hakkı Özkan ile birlikte ayrıntılı musiki çalışmalarında bulundu. İstanbul Ânsiklopedisi'nin yanı sıra çeşitli dergilerde ve gazetelerde araştırmaları ve yazıları yayınlandı. Dede Efendi, Sultan Üçüncü Selim Han, Türk Musikisi'nde 50 Bestekâr ve Mevlevî Âyinleri adlı kitapları Ötüken Yayınları tarafından yayımladı. Halen, kurucuları arasında yer aldığı Bakırköy Musiki Vakfı Konservatuvarı Türk Musikisi Bölümü'nün başkanlığını yürüten Salgar, 1998'de, Sanat Kurulu üyesi olduğu İstanbul Devlet Korosu'nun şef yardımcılığına, Ağustos 2006'da ise şefliğine tâyin edildi. Koro ses sanatçılarından Berna Salgar ile evli olan Fatih Salgar iki kız çocuk babasıdır.
|
FATİH SALGAR’IN YÖNETİCİSİ OLDUĞU İSTANBUL DEVLET KLASİK TÜRK MÜZİĞİ KOROSU Topraklarında zincirleme medeniyetler oluşturmuş ve dünya ortak kültürü açısından söyleyecek çok sözü bulunan ülkemizin, derin ve tarihî klasik müzik birikimini ortaya koymak, yurtiçinde ve yurtdışında üst düzeyde icra etmek; bu yolla dünya kültürüne ve sanatına katkıda bulunmak üzere, Cumhuriyet Türkiye’sinin ilk resmî Türk Müziği topluluğu olarak 1975 yılında kuruldu. Aradan geçen 35 yılda yüzlerce konser veren İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu'nun etkinliklerinin odak noktasını, İstanbul Atatürk Kültür Merkezi'nde verdiği geleneksel Pazar Konserleri ve TRT ekranlarında yaptığı yüzlerce program oluşturdu. Koro, tam kadrosuyla veya gruplar halinde Amerika, Avrupa, Afrika, Asya, Akdeniz ve Uzakdoğu ülkelerinde ve yurtiçinde birçok şehirdeki sanat ve bilim kurumlarındaki organizasyonlar kapsamında çok sayıda konser verdi. Konserlerinin ve TV programlarının dışında kalıcı nitelikte eserler de veren İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu'nun, bu kapsamda yayınladığı plakların, kasetlerin ve CD'lerin toplam sayısı 50 civarındadır. 1991'de UNESCO arşivi için de bir CD doldurmuştur. Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı ve Bakırköy Musiki Vakfı işbirliğiyle hazırladığı Türk Musikisi klasiklerinden oluşan nota fasiküllerinin toplam sayısı 50 civarındadır. Klasik Türk Müziği alanında Türkiye'nin önde gelen isimlerinden olan Prof. Dr. Nevzad Atlığ ile Tarihçi ve Müzikolog Yılmaz Öztuna tarafından kurulan ve ilk şefi Nevzad Atlığ olan İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu, Atlığ'dan sonra Ender Ergün; bugün ise Birol Yayla'nın yardımcılığı ile şef Fatih Salgar tarafından yönetilmektedir. İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu'nun seslendirdiği Türk Müziği klasikleri, ortaya çıktıkları dönemden müzikal yapılarına ve ifâde ettikleri estetik değerlerden felsefi altyapılarına kadar bütünüyle, kendi hikâyemizi müziğin sınır tanımayan ortak diliyle anlatıyor ve dünya kültürüne anlamlı bir katkı niteliği taşıyor. |




















