| Türk dili dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki bu dil şuurla işlensin..Ülkesini yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır. Atatürk |

| Dil, ilmin ve kültürün de temelini teşkil eder. İnsanın bilgi, kültür ve düşünme kabiliyetinin hududu bildiği kelimelerin sayısı ile çizilmiştir. Yazma, konuşma, anlama ve her türlü yaratma kabiliyeti için de aynı ölçüyü kullanabiliriz. Çünkü her şey, ilim kültür, düşünce ve duygu, dilin kelime ve kavramlarında billurlaşmıştır, kalıplar hâlinde donmuştur. Bir insanın kelime ve kavram bilgisi sıfıra indirildiğinde hayvanî hayat başlar. Aksine kelime ve kavram hazinesi zengin olan kimse çok bilen, çabuk kavrayan, geniş ve derin düşünen kimsedir. Kelimeler ses alma cihazları gibi geçmişe ait her şeyi bünyelerinde taşırlar. Öyle ise onları çalmayı, dinlemeyi, anlamayı iyi bilmeliyiz. İşte bunun içindir ki, yaşamakta olan canlı kelimeler dilden atılamaz. Süleymaniye’nin duvarından bir taş parçasını çekip atamayacağımız, bir Rodin heykelini hoyrat çekiç darbeleriyle yontamayacağımız, billur bir avizeyi kendi zevkimize göre traş edemeyeceğimiz gibi.’ (Prof. Dr. NECMEDDİN HACIEMİNOĞLU) |
| Her halk kendi ikliminin lisanını söyler. (Y. Kemal Beyatlı) |
Eski Çin yıllılarındaki bu sözler ne kadar düşündürücü ve ibret vericidir. Türk Milletini yıkamayanlar onun dilini, kültür değerlerini dejenere etmeye çalışmışlar ve günümüzde de bu olgu devam etmektedir. Hiçbir dil Türkçenin maruz kaldığı ölçüde yozlaştırıcı baskılara içten ve dıştan saldırılara uğramamıştır.Çetinoğlu: Her dilin sâdeleşmeye ihtiyacı var mıdır? Var ise, sâdeleştirmenin sınırı nedir?Karaörs: Sadeleşme nesiller arasındaki kültür bağlarını koparmayacak şekilde olmalıdır. Bunu zaten dilin kendisi yapar. Sadeleşme konusunu en iyi şekilde Genç Kalemler dergisinde Ömer Seyfettin imzasıyla yayınlanan ‘Yeni Lisan’ başlıklı makalesiyle Ziya Gökalp’ın ‘Yeni Lisan’ başlıklı şiiri işlemiş ve yazılardaki görüşlere uygun olarak Türkçenin sadeleşmesi Cumhuriyetin ilk yıllarında en uygun bir mecraya girmiştir. Daha sonra Türkçeye girmiş olup Türkçeleşmiş bütün kelimeleri Türkçeden atmak anlamındaki tasfiyecilik hareketi başlamış bu hareket Atatürk’ün “Ketebe yektübü Arabındır, kâtip mektup Türkündür.” gibi isabetli görüşleriyle önlenmiştir. Öztürkçecilik akımı da son zamanlarda gözden düşmüş bir akım olarak gündemden çekilmiştir.Türk dilinde Türkçe kökenli kelimeler ve alıntı kelimeler olmak üzere iki çeşit kelime vardır. Alıntı kelimeler her dilde bulunur. Alıntı kelimeler toplum tarafından benimsenmiş, yabancı dilden geldikleri dili kullananlar tarafından bilinmeyen, Türkçenin özelliklerine sahip olmuş kelimeler haline gelmişlerse bunları Türkçeden atmaya gerek yoktur.Çetinoğlu: Yeni ihtiyaçlar, yeni kelimeler üretilmesini gerektirir. Biz üretmekten ziyâde, teknolojik ürünü imal edenin koyduğu ismi aynen alıp kullanmayı tercih ediyoruz. Doğru mu yapıyoruz, ne yapılması gerekir?Karaörs: Yeni kavramları karşılamanın yabancı dilden kelime almak, kelime diriltmek ve derlemek, birleşik kelime yapmak ve kelime türetmek olmak üzere dört çeşit yolu vardır. Yabancı kelime almak uygun değildir. Diğer iki yolun imkânları ise sınırlıdır. Dilde yeni kavramların karşılıkları türetme yoluyla karşılanmalıdır. Toplum türetme kurallarına uygun şekilde türetilmiş kelimeleri benimser. Kelime türetmenin; ihtiyaç, canlı kök, işlek ek, yapım şekli, karışıklıktan kaçınma ve benimsenme olmak üzere 6 çeşit kuralı vardır. Bu kurallara uygun olarak türetilmiş kelimeler toplum tarafından benimsenir.| TÜRK DİLİNİ ÇİRKİNLEŞTİREN UYDURMA KELİMELER:Halkımızın ve aydınlarımızın dil meselesindeki şikâyetleri şöylece sıralanabilir: Dilimiz buhran içendedir ve bir anarşiye sürüklenmektedir. Öztürkçe adı altında uydurma bir dil meydana getirilmiştir. Bu acayip dil, okul ve radyo yolu ile zorla kabul ettirilmek istenmektedir. Bir takım bilgisiz ve yetkisiz kimseler kelime, deyim ve terimler uydurmakta; bunu okullarda, gazete ve dergilerde, radyolarda kullanmaktadırlar. Bu hareket bir ilericilik (!) sayılmakta, bu gariplikleri beğenmeyenler, maddî ve manevî baskı altında tutulmaktadır. Ortaya konuşulan, yaşayan dilden uzak, sun'î bir dil çıkmıştır. Nesiller birbirini anlamamakta, eski kültür eserlerimizle ilgi büsbütün kesilmiş bulunmaktadır. Türkçemiz fakirleşmekte, ifade gücünü yitirmekte bir çöl manzarası göstermektedir. Dilde sun'î olarak ortaya çıkarılan bu buhran kültür anarşisi doğurmakta; büyük çapta sanat, düşünce ve ilim eserlerinin meydana gelmesi zorlaşmakta, hattâ imkânsızlaşmaktadır. Bu vahîm hâle bir an önce çâre bulunması gerekmektedir.Halkımız ve aydınlarımızın büyük çoğunluğu yukarıya sıraladığımız bu şikâyetlerinde elbette haklıdırlar. Aslında bir milliyetçilik dâvası olan dili sadeleştirme cereyanının, ‘Arı Dil’ adı altında dejenere edilmesi ve bütün aşırı solcuların böyle bir dil kullanmaları ve bunu kabul ettirmeğe, yaymağa çalışmaları işin vehâmetini daha da arttırmaktadır. Türkiye'yi ve Türk Milletini içinden çökertmek isteyenler dil sahasına da el atmış bulunuyorlar.Önüne gelenin kelime uydurması; ses ve mâna değişikliğine uğradığı, yüzyıllar boyu kullanılıp Türkçeleştiği halde, Arapça ve Farsça asıllıdır diye bir takım çok kullanılan herkesin bildiği kelimelerin atılması; batı dillerinden gelen kelimelere ise hiç dokunulmaması, oynanmak istenen dramı bütün açıklığı ile göstermektedir. Niyetin Türk dilini bozmak, fakirleştirmek, gelişemez hâle getirmek olduğu aşikârdır. Bütün bunlar Türk dilini sadeleştirme ve özleştirme dâvasına hizmet değil, dâvaya da dile de ihanettir.* * * Dili sadeleştirme cereyanının uydurmacılık hâlini alması, ne idüğü belirsiz bir takım kelimelerin ortalığı tutması, Türkçeyi seven bütün vatanseverlerimizi düşündürmekte, üzüntüye sevk etmektedir. Bu başıbozukluğun bir anarşi doğurmasından korkuluyor. Herkesin bildiği kelimelerin atılıp yerlerine uydurma kelimelerin konulmak istenmesi, dilin istikrarını bozmakta, onun ifade gücünü ve zenginliğini azaltmaktadır.Uydurma kelimelere, bu görüş ve cereyanı beğenmeyen kimselerin yazısında bile rastlanıyor. Buna ihmal ve dikkatsizlik kadar, bu kelimelerin radyolar ve bir kısım basın tarafından sık sık kullanılması sebep olmaktadır. Bu yalan yanlış, uydurma kelimelerin bazısı, çok kullanılmak ve alışılmak dolayısıyla ‘galat-ı meşhur’ haline gelmiş olmakla beraber, yine de dilin tam olarak malı olmuş sayılmazlar. Öbürleri ise, ancak belirli bir çevrenin ve küçük bir zümrenin dilinde yer almış bulunuyor. Fakat, okullar ve T.R.T. vasıtasıyla yayılmakta olduğu için, bunlara karşı tedbir almak, Türkçemizin geleceği bakımından bir zaruret halini almıştır.Uydurma kelimeleri kullanmak istemeyen pek çok kimse bunların hangi kelimeler olduğunu, ne için yanlış ve uydurma sayıldığını bilmek istemektedir.Cümleleriyle konuya dikkatleri çeken Prof. Dr. FARUK KADRİ TİMURTAŞ, sözü edilen kelimelerin en çok kullanılanlarını; (neden yanlış olduklarını da açıklayarak liste hâlinde veriyor.) Rahmetli Timurtaş Hocamızın verdiği kelimelerin bâzıları aşağıda listelenmiştir:aklama – aklanma (beraat yerine), algı, amaç, aşkın (fazla yerine), ayırga, ayrıcalık, bağıl, bağımsız, bağnaz, başatlık, batkı, bayrılık, belgin,belgit, betimlemek, bilimtay, bilseme, birim, bozut, buluç, çavlan, değimli, değinmek, devinmek, doğal,düşün (fikir yerine), düzey, edi, edim, ekin, ekit, fiziksel, gülünçlü, ıra, içlek,içsel, ilginç, ilişkin, imge – imgeleme, istem, izlemek, izlenim, kavra, kayıtmak, konum,konut, neden (sebep yerine), olanak, olasılık, olay, olut, öngörmek, örgüt, örneğin, öykü (hikâye yerine), özgü, özgür – özgürlük, özveri, peşinen, rastlantı, salık, siyasa – siyasal, tanım, tanıt, tikel, tinsel, toplumsal, törel, tutsa, tutu, tutuklu, tüm, tümel, ulus – ulusal, uyartı, uygar – uygarlık, ürem, ya da, yadsımak, yangılı, yanıt, yaşam, yaşıt, yeğleme, yekten, yüzey, zorunlu – zorunluluk…(Prof. Dr. Faruk Kadri Timurtaş’ın, TÜRKÇEMİZ VE UYDURMACILIK isimli kitabından yararlanılmıştır.) Oğuz Çetinoğlu |
Prof. Dr. MEHMET METİN KARAÖRS 1944 yılında Isparta’nın Uluborlu İlçesi’nde dünyaya geldi. İlk ve ortaokulu Uluborlu’da okuduktan sonra 1962 yılında Kuleli Askerî Lisesinden mezun oldu. 1963 yılında Kara Harp Okulunda öğrenci iken 20-21 Mayıs olayları sebebiyle ayrıldı. Yabancı dil olarak Rusça okudu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Umumi Türk Dili Sertifikasından Ebu’l-gazi Bahadır Han’ın ‘Şecere-i Türkî’ isimli eserinin bir bölümünü (metin, edisyon kritik, indeks, sözlük) mezuniyet tezi olarak hazırlayıp 1968 yılında mezun oldu. 1968-1976 yılları arasında orta öğretimde edebiyat öğretmenliği ve idarecilik görevlerinde bulundu. (Burdur Lisesi, Aydın Cumhuriyet Kız Lisesi Müdürlüğü ve Edebiyat Öğretmeni, Aydın Ortaklar Öğretmen Lisesi Edebiyat Öğretmeni ve Müdürü.) 1976 – 1986 yılları arası Bursa Eğitim Enstitüsü daha sonra Bursa Yüksek Öğretmen Okulu Edebiyat Öğretmenliği ve Türkçe Bölümü Başkanlığı görevlerinde bulundu. 1981 yılında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde Prof. Dr. Muharrem Ergin’in danışmanlığında başladığı doktora çalışmasını 1985 yılında tamamladı. Doktora tezi Ali Şir Nevâyî’nin İkinci Divanı Nevadirü’ş-Şebab’ (giriş, dil hususiyetleri, metin) tır. 1986 yılında Erciyes Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Yeni Türk Dili Ana Bilim Dalına Yard. Doç. Dr. olarak tâyin edildi. 1988 yılında aynı üniversitenin Rektörlüğe bağlı Türk Dili Bölümü Başkanlığına da tâyin edilerek bu görevi 6 yıl süre ile yaptı. 1991 yılında önce ilmî bir kongre için daha sonra kendi isteğiyle Kırım’a gidip Kırım Tatar Türklerinin dil ve edebiyatları üzerinde incelemeler yaptı. 1- Eylül 1994’ten itibaren iki öğretim yılı süresince Kazakistan’ın Türkistan şehrinde bulunan Hoca Ahmet Yesevi Uluslar Arası Türk Kazak Üniversitesinde Türkiye Türkçesi ve Edebiyatı Öğretim Üyesi ve Bölümün Kurucu Başkanı olarak çalıştı. Ayrıca bu üniversitede görevli olarak bulunduğu sırada 12 Mart 1995 tarihinde girdiği Doçentlik yabancı dil sınavını (Rusça) ve 24 Ekim 1995 tarihinde girdiği Doçentlik Bilim Sınavını kazanarak Doçent unvanı aldı. Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi Türkiye Türkçesi Kursları Koordinatörlüğü görevi de yaptı. 2- Kasım 1998’de Erciyes Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Başkanlığına tâyin edildi. Kendi bölümünde Türkiye Türkçesi 1-2, Yaşayan Türk Lehçeleri (Kazak Türkçesi), Türkçe- Rusça Mukayesesi, Çağatay Türkçesi ve Edebiyatı, Türkçenin Yabancı Dillere Etkisi gibi lisans derslerini, Sosyal Bilimler Enstitüsünde Türkçenin Morfolojisi, Eski Göktürk-Uygur Türkçesi Kazak Türkçesi gibi Yüksek lisans ve doktora derslerini ve Yozgat Fen Edebiyat Fakültesinde Türkiye Türkçesi, Eski Türkçe ve Yaşayan Türk Lehçeleri ve Çağatay Türkçesi ve Edebiyatı derslerini okuttu. 23 Mart 2001 tarihinde Profesörlüğe yükseltildi. 2002-2003 ve 2003-2004 Eğitim-Öğretim yıllarında Kıbrıs Girne Amerikan Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü Öğretim Üyeliği ve Bölüm Başkanlığı, adı geçen üniversitenin Yönetim Kurulu ve Senato üyeliği görevlerinde bulundu. Eylül 2004 tarihinde Erciyes Üniversitesindeki görevine döndü.16.07.2006 tarihinde 38 yılı aşkın devlet memurluğu görevinden kendi isteği ile emekliye ayrıldı.01.09.2008 tarihinde İstanbul Beykent Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi ve TDE Bölümü Başkanı olarak çalışmaya başlamıştır. Halen bu görevdedir.Prof. Dr. Metin Karaörs, akademik çalışma hayatı boyunca; 12 adet yüksek lisans, 2 adet doktora tezi yönetmiş, 142 adet ilmî makale ve bildiri kaleme almış, gazete ve dergilerde 100’den fazla makalesi yayınlanmış, milletlerarası sempozyumlarda oturum başkanlıkları yapmıştır.Kitap hâlinde yayınlanmış eserleri:1- TÜRKÇENİN SÖZ DİZİMİ VE CÜMLE TAHLİLLERİ: Erciyes Üniversitesi. Kayseri,1993 2- TÜRK LEHÇELERİNDE KARŞILAŞTIRMALI ŞEKİL VE CÜMLE BİLGİSİ: Akçağ Yayınevi. Ankara, 2005 3- NEVÂDİRÜ’Ş-ŞEBÂB / Ali Şîr Nevâyî: Türk Dil Kurumu Yayınları. Ankara, 20064- TÜRK DİLİNİN SARF VE NAHVİ / Köprülüzâde Mehmet Fuat- Süleyman Sâip: Türk Dil Kurumu Yayınları. Ankara 2006. 5- KIRIM TATAR TÜRKLERİNİN MASAL VE EFSANELERİ: Rusça’dan tercüme. (Basılmaya hazırdır)6- YAŞAYAN TÜRK LEHÇELERİ: (KAZAK TÜRKÇESİ) (2 Cilt hâlinde Ders notu) |





















