Tarihte İnsan Kurban Etme Geleneği


Kurban kavramı millet olarak çokta uzak olduğumuz bir kavram değildir. Gerek İslam öncesi Türk toplumunda var olan kurban geleneği gerekse İslam sonrası dini bir vecibe olarak uygulanan kurban geleneği uzun yüzyıllardır toplumumuzun bildiği ve uygulayageldiği ritüellerdir.

Geçen yıl yine Mürekkep Haber yazarlarından Ömer Faruk Ateş’in “Türk Edebiyatında Kurban Motifi”[1] isimli makalesinde genel hatları ile kurban kavramı ve bunun edebiyatımıza yansıması çok güzel bir dille anlatılmış ve bu hususta aydınlanmamız bu makale sayesinde sağlanmıştı.

İlkel dönemlerden ortaçağa kadar var olan “Tarihte İnsan Kurban Etme Geleneği” ise bambaşka bir konu olup, tanrılara sunulan hayatların kısa tarihçesine ve anlamına bakmakta büyük yarar vardır.

Tarihte kurban konusunu ilk ele alan düşünürün Platon olduğu ve kurbanı, tanrılara sunulan bir armağan olarak nitelediği bildirilir. Ayrıca kurban türlerini, Antik Yunan’da ilk kez Theophrastus’un sınıflandırdığı ve buna göre kurbanların övgü, şükran (teşekkür), dilek (rica) ve ölülerin ruhlarına sunulanlar olmak üzere dört kategoride toplandığı ifade edilmektedir. Bazı bilim adamlarınca da kurban; doğaüstünün lütfunu güvence altına almak ve onun düşmanlığını en aza indirmek için doğaüstüne sunulan özgün bir armağan olarak tanımlanır.[2]

Tanrıların gazabından korunmak, onlara verdikleri için teşekkür etmek, istenilen dileğin gerçekleşmesi için önceden can sunmak görüldüğü üzere kurbanın temel şekillerindendir. İnsan kurban etmenin bilinen antik pek çok medeniyette var olduğu görülmektedir. Kimisinde senenin belli bir döneminde sınırlı sayıda insan kurban edilirken kimi medeniyetlerde bu sayı astronomik rakamlara ulaşabiliyordu.

Meksika’da yaşayan Aztek dininin temel inançlarından birine göre, Güneşin gökyüzünde kalıp ışık saçabilmesi için insanların kalpleriyle beslenmesi gerekirdi. Bunun için de durmadan savaş yapmak bir din görevidir diye düşülmekteydi. Bu görevi yerine getirmek için Aztekler durmadan savaşlar, akınlar yapmış yakaladıkları esirleri kurban taşı üzerine gererek yatıştırmışlardır. Tarih kayıtlarına göre Tenoktitlandaki büyük piramidin Güneşe adanması sırasında 1486 yılında 20.000 kişi kurban edilmiş ve bunların kalpleri, taş bıçaklarla göğüslerinden çıkarılmıştır. Ateş tanrısına adanan kurbanlarda, göğüsleri açılmadan ateşe atılıyor, beslenme tanrısına adanan kurbanların ise derileri yüzülüyor ve törenler bitinceye kadar öbürleri bu derileri üstlerine giyiyorlarmış. Kurban yerinde ölenlerin, savaş yerinde ölenler gibi, doğrudan doğruya güneş cennetine gittiğine inanılıyordu. Bazen tanrılara sunulan kurbanların etlerini yemek, bir dinsel ayin olarak kabul ediliyormuş.[3]

Kadim Mezopotomya ve Mısır medeniyetlerinde de insan kurban etme figürüne rastlanmaktadır. Öyle ki; Mezopotamya uygarlıklarından biri olan Sümerlerde hayvanların yanı sıra insanların da kurban edildiğine dair kanıtlar bulunmaktadır. Eski Mısır`da Nil nehrinin bereketini sembolize etmesi açısından insanların kurban edildiği arkeologlar tarafından açıklanmaktadır. Sami ırkından oldukları tahmin edilen bir Akdeniz topluluğu Fenikelilerin dini uygulamalarına bakacak olursak savaş zamanında çocukların tanrılar için kurban edilmesi sonucunda mutlak bir zafer kazanacaklarına inandıkları bilinmektedir. Aynı zamanda çocukların kurban edilmesi Fenikeliler için tarımsal nedenlere bağlı olarak ülkelerine bereket getirmesi demekti.[4]

Tüm bunların yanı sıra yine benzer nedenlerle ilk erkek çocuk ve herhangi bir hayvanın ilk yavrusunun kurban edilmesi geleneği de yine Mezopotomya medeniyetlerinde bilinen bir uygulamadır. Nitekim yaşadığı alanın bugünkü Ortadoğu sınırları olduğu bilinen İbrahim Peygamberin Allah’tan bir erkek çocuk dilediği bu çocuğun ona müjdelendiği kuran ayetlerinde anlatılmaktadır. Çocuğun koşma çağına geldiğinde onu Allah’a kurban etmek için yüksek bir yere götürdüğü ve tam Allah’a kurban edeceği sırada Allah katından bir kurbanlık gönderildiği yine ayetlerde anlatılmaktadır. [5]

Burada dikkat çeken nokta, İbrahim Peygamberin ilk erkek çocuğunu tanrıya adaması ve gördüğü rüya neticesinde bunu gerçekleştirmek istemesidir. Nitekim benzer ayetler Tevrat’ta da yer almaktadır ve kurban edilecek çocuğun İsmail mi yoksa İshak mı olduğu konusu hariç diğer hususlar tartışmasız kabul edilmektedir.

Mezotopotamya ve bugünkü İsrail-Filistin bölgesinde yapılan arkeolojik kazılar göstermektedir ki, İbrahim Peygamber çağında yaşayan komşu medeniyetlerde de ilk erkek çocuğun kurban edilmesi ibadeti yapılagelen bir uygulamaydı. Bunun temel sebepleri anıldığı üzere, bereketin sürmesi ve gerek erkek çocuk gerekse hayvanların soyunun sürmesinin temenni edilmesiydi. Yani diğer bir deyişle eğer ki ilk erkek çocuk tanrıya sunulursa bundan sonra daha çok erkek çocuk doğacak ve ilk doğan buzağı yada kuzu yine tanrıya kurban edilirse bundan sonra o hanede çokça buzağı ve kuzu doğacaktı ama bunun için ilk doğanın tanrı hakkı olduğu inanışın yerine getirilmesi gerekmekte idi.

İbrahim Peygambere gerek Kuran’da gerekse Tevrat’ta anıldığı üzere oğluna karşılık bir kurbanlık sunulması o dönemde var olan insan kurban etme geleneğini de sonlandıran bir uygulama olmuştur. En azından vahiy eksenli yani ilahi dinlerde böyle bir uygulamanın kabul edilmediği hangi nedenle olursa olsun Allah’a yaklaşmak için insan kurban edilemeyeceği açık bir hükme bağlanmıştır.[6]

İslam öncesi Arap toplumunda var olan kız çocuklarını diri diri toprağa gömme geleneği her ne kadar tanrıların gazabından korunmak yada onlara teşekkür etmek amaçlı olmasa da yine de insan kurban etmeye örnek teşkil edebilecek niteliktedir. İslam dininin yine şiddetle yasakladığı bu uygulama İslam sonrası Arap toplumundan tamamen silinmiştir.

Görüldüğü üzere ilkçağ medeniyetlerinden Ortaçağ Amerika’sına kadar var olan ve pek çok sebebe dayanan insan kurban etme geleneği günümüz dünyasından tamamen silinmiştir. En azından bilinen inançlar ve devletler literatüründen çıkmıştır, tabi ki gizli saklı yapılan uygulamalar var ise onları bilmemize imkan yoktur.

Tarihten bir ibadet yöntemi olarak silinen insan kurban etme geleneğinin süregelen savaşların bitmesi ile tamamen dünya tarihinden silinmesi insanlığın en büyük temennisidir.

 

 


[1] İlgili makalenin linki; http://www.murekkephaber.com/makale/omer-faruk-ates/turk-edebiyatinda-kurban-motifi/194.html

[2] ARMUTAK Altan, Eski Çağ Uygarlıklarında Kurban Edilen Hayvanlar Üzerine Bir İnceleme, Kafkas Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi,Shf:2

[3] http://hristiyanturk.com/forum/hr%C3%BDst%C3%BDyan-ya%C3%BEami-ve-uygulamalari/kurban/5890-kurban-edilen-%C3%BDnsanlar-medeniyetlerde

[4] http://smegilmezer.blogspot.com/2013/11/insan-kurban-etme-ritueli.html

[5] Kur’an-ı Kerim Saffat Suresi 100-110. ayetler

[6] Bugün Hristiyanlık, Yahudilik ve İslam dininin üçünde de insan kurban etmek haram kılınmıştır.