Ali İzzet Keçeci yazdıKitabeler; hemen her caminin, külliyenin, medresenin ya da topluma açık diğer tüm yapıların ya giriş kapılarının üzerinde ya da gözle görünür bir yerinde dikkati çekmektedir.Kitabelerde genel olarak, kimin tarafından yapıldığı ya da yaptırıldığı ve hangi amaca hizmet etmesi maksadıyla yapıldığı ve en önemlisi hangi tarihte yapıldığı yazmaktadır. Bugün başta İstanbul olmak üzere, Anadolu’nun tamamında hemen tüm tarihi yapılarda kitabeler bizi karşılamaktadır. Osmanlı Türkçesini okumayı bilenler, direkt yaptıranın adını mimarını ya da tarihi okurken, okumayı bilmeyenler günümüz Türkçesine çevrilmiş halinden öğrenirler bu tarihçeyi.Yıkılan ya da tahrip olan camilerin ve eski eserlerin kitabelerini muhafaza etmek gibi duyarlı bir davranışa sahip olanlar sayesinde, eseri günümüze ulaşamasa da kitabesi günümüze ulaşmış pek çok yapı vardır. Özellikle 1950’li yıllarda İstanbul’da yaşanan imar faaliyetleri esnasında yıkılan onlarca yapının kendileri bugüne ulaşamasa da özellikle çeşme kitabelerinin çoğu bugün Topkapı Sarayı avlusunda yer almaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında bulunan eserlerin kitabesi olmasa dahi, dönem tarihi çalışanlar ve eseri sanatsal açıdan inceleyenlerce tahmini bir yapılış tarihi ve hangi dönemde yapıldığı tespit edilirken, artık Osmanlı hakimiyetinde olmayan topraklarda kalan eserlerin tarihlenmesi ve incelenmesi için üzerlerinde bulunan kitabelerin korunmuş olması büyük önem taşımaktadır.Balkan ülkelerinde özellikle Yunanistan’da bulunan Osmanlı eserleri üzerinde duran kitabeler, hangi tarihte ve kim tarafından yaptırıldığını beyan etmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Bunun yanı sıra geçmişte Osmanlı egemenliğinde bulunan topraklarda kalan bir nişane özelliği göstermesi bakımından da ayrıca büyük önem taşımaktadır.
Bugün kitabesi olmadığı için üzerinde ihtilafa düşülen pek çok eser, kimi tarihçi ve sanat tarihçilerince farklı dönemlere tarihlenmektedir. Artuklu eseri olduğu iddia edilen bir cami için, erken Selçuklu dönemine ait olduğu iddiası da başka otoriteler tarafından ileri sürülmektedir. Dönemin hükümdarı adına yapılan cami, medrese ya da hanlar için ihtilaf pek olmasa da, ileri gelenler ya da dönemin zenginleri tarafından yaptırılanlar açısından itilaf sürmektedir.Kitabelerin zamanında konulmuş olması ve günümüze değin muhafaza edilmesi, tarih yazıcılığı açısından büyük önem taşımaktadır. Bugün dahi, dönemin mimari özelliklerinden tamamen farklı bir mimari de yapılan eserler mevcut iken, geçmişte sadece bir dönemin özelliklerine bakarak kitabesiz bir eseri farklı bir zamana tarihleme hatasına düşülebilmektedir.
Kitabelerin diğer bir faydası da, yaptırana yönelik övgü dolu sözlerin bugünlere ulaşabilmesi ve halen kendilerine bu eserlerden dolayı bir Fatiha okuyanın bulunmasıdır. Şöyle ki; “Alemi islamın sultanı, güçsüzlerin koruyucusu sultan…. oğlu, … sultan tarafından bu eser kimsesizlerin barınması amacıyla imar olunmuştur.” Ya da, “bu semtte ikamet eden ve tüm gelirini insanlara vakfeden hacı…. tarafından yaptırılmıştır.” gibi ifadelerle, gerek sultan ya da ileri gelenlere gerekse sıradan halk kitlesine dönük ifadelerin neler olduğu ve farkları da kayıt altına alınmıştır.Sayısı her ne kadar çok olmasa da tarihsiz kitabelere sahip olan eserler de mevcuttur, bu eserler tarihli olanlara göre daha az yardımcı olsa da, hayrat ya da imar sahibi olanın adı unvanı ya da görevini belirtmesi halinde ikinci derece de faydalı bir eser haline gelmektedir.Kitabelerin tarih yazıcılığına etkileri şüphesiz bunlar ile sınırlı değildir, yukarıda da belirttiğim üzere, hayır sahibinin adını açıkça anarak halen hayır dua almasına da vesile olmaktadır. Günümüzde hayatta olmayan ancak yüzyıllar önce kendi mal varlıkları ile ölümsüz eserler bırakan kişilerin eserlerine birer kitabe ekleyerek bu eseri tümden ölümsüz hale getiren taş ustalarını, hattatları ve sanatkarları da unutmamak gerek.Kitabeleri nakşedenler, sanırım asıl isimsiz kahramanlar ve dünü bugünde anlamamızı sağlayanlar onlardır. Bugüne ve bizlere düşen ise, o eserleri korumak ve hayır sahiplerine ismini bilmesek dahi bir Fatiha okuyarak yad etmektir.
Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında bulunan eserlerin kitabesi olmasa dahi, dönem tarihi çalışanlar ve eseri sanatsal açıdan inceleyenlerce tahmini bir yapılış tarihi ve hangi dönemde yapıldığı tespit edilirken, artık Osmanlı hakimiyetinde olmayan topraklarda kalan eserlerin tarihlenmesi ve incelenmesi için üzerlerinde bulunan kitabelerin korunmuş olması büyük önem taşımaktadır.Balkan ülkelerinde özellikle Yunanistan’da bulunan Osmanlı eserleri üzerinde duran kitabeler, hangi tarihte ve kim tarafından yaptırıldığını beyan etmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Bunun yanı sıra geçmişte Osmanlı egemenliğinde bulunan topraklarda kalan bir nişane özelliği göstermesi bakımından da ayrıca büyük önem taşımaktadır.
Bugün kitabesi olmadığı için üzerinde ihtilafa düşülen pek çok eser, kimi tarihçi ve sanat tarihçilerince farklı dönemlere tarihlenmektedir. Artuklu eseri olduğu iddia edilen bir cami için, erken Selçuklu dönemine ait olduğu iddiası da başka otoriteler tarafından ileri sürülmektedir. Dönemin hükümdarı adına yapılan cami, medrese ya da hanlar için ihtilaf pek olmasa da, ileri gelenler ya da dönemin zenginleri tarafından yaptırılanlar açısından itilaf sürmektedir.Kitabelerin zamanında konulmuş olması ve günümüze değin muhafaza edilmesi, tarih yazıcılığı açısından büyük önem taşımaktadır. Bugün dahi, dönemin mimari özelliklerinden tamamen farklı bir mimari de yapılan eserler mevcut iken, geçmişte sadece bir dönemin özelliklerine bakarak kitabesiz bir eseri farklı bir zamana tarihleme hatasına düşülebilmektedir.
Kitabelerin diğer bir faydası da, yaptırana yönelik övgü dolu sözlerin bugünlere ulaşabilmesi ve halen kendilerine bu eserlerden dolayı bir Fatiha okuyanın bulunmasıdır. Şöyle ki; “Alemi islamın sultanı, güçsüzlerin koruyucusu sultan…. oğlu, … sultan tarafından bu eser kimsesizlerin barınması amacıyla imar olunmuştur.” Ya da, “bu semtte ikamet eden ve tüm gelirini insanlara vakfeden hacı…. tarafından yaptırılmıştır.” gibi ifadelerle, gerek sultan ya da ileri gelenlere gerekse sıradan halk kitlesine dönük ifadelerin neler olduğu ve farkları da kayıt altına alınmıştır.Sayısı her ne kadar çok olmasa da tarihsiz kitabelere sahip olan eserler de mevcuttur, bu eserler tarihli olanlara göre daha az yardımcı olsa da, hayrat ya da imar sahibi olanın adı unvanı ya da görevini belirtmesi halinde ikinci derece de faydalı bir eser haline gelmektedir.Kitabelerin tarih yazıcılığına etkileri şüphesiz bunlar ile sınırlı değildir, yukarıda da belirttiğim üzere, hayır sahibinin adını açıkça anarak halen hayır dua almasına da vesile olmaktadır. Günümüzde hayatta olmayan ancak yüzyıllar önce kendi mal varlıkları ile ölümsüz eserler bırakan kişilerin eserlerine birer kitabe ekleyerek bu eseri tümden ölümsüz hale getiren taş ustalarını, hattatları ve sanatkarları da unutmamak gerek.Kitabeleri nakşedenler, sanırım asıl isimsiz kahramanlar ve dünü bugünde anlamamızı sağlayanlar onlardır. Bugüne ve bizlere düşen ise, o eserleri korumak ve hayır sahiplerine ismini bilmesek dahi bir Fatiha okuyarak yad etmektir. 



















