İstanbul’un en köklü çağdaş sanat etkinliklerinden biri olan İstanbul Bienali, bu yıl 18. edisyonuyla sanatseverlerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. “Üç Ayaklı Kedi” başlığıyla 20 Eylül – 23 Kasım 2025 tarihleri arasında gerçekleşecek bienalin ilk ayağında, Beyoğlu ile Karaköy arasında yürüyüş mesafesinde yer alan sekiz farklı mekân ev sahipliği yapacak.
Bienal, geçmiş edisyonlarda olduğu gibi bu yıl da sabit bir sergi mekânı kullanmak yerine, kenti bir bütün olarak sergi alanına dönüştürme yaklaşımını sürdürüyor. Etkinliğin küratörlüğünü üstlenen Christine Tohmé, İstanbul’un tarihi ve kültürel katmanlarıyla ilişkilenen yeni bir kavramsal çerçeve oluşturdu. Bienalin ilk ayağında yer alan mekânların bu çerçeveye göre belirlendiği belirtiliyor.
Kente Yayılmış Sanat Deneyimi
Bienalin sergi mekânlarının tümü, birbirine yakın konumda bulunuyor ve ziyaretçilerin karmaşık ulaşım planları yapmadan rahatlıkla gezebileceği bir güzergâh sunuyor. Bu sayede bienal, sadece bir sanat etkinliği değil, aynı zamanda İstanbul sokaklarında yürüyerek sanatı keşfetme imkânı da sağlıyor. İzleyicilerin eserlerle karşılaşması planlı değil, kentin doğal akışı içinde gerçekleşiyor.
Rotadaki Mekânlar: Tarihî Yapılarda Güncel Sanat
Bienalin rotasında yer alan her mekân, İstanbul’un tarihsel belleğine tanıklık etmiş yapılar arasında seçildi:
Galata Rum Okulu, geçmiş bienallerden aşina olunan bir yapı. 1885’te inşa edilen okul, 1988'e kadar Rum cemaatine hizmet vermiş, ardından kültür-sanat alanında kullanıma açılmıştı. Yakın zamanda restorasyonu tamamlanan yapı, bu yıl yeniden bienal mekânları arasında yer alıyor.
Zihni Han, Karaköy’de konumlanan ve ilk kez bienal izleyicileriyle buluşacak yapılardan biri. Bir dönem ticaretin ve zanaatın merkezi olan bu han, uzun süre sonra kamusal yaşama sanat yoluyla katılıyor.
Aynı bölgede yer alan, Meclis-i Mebusan Caddesi 35 numaradaki binanın zemin katı da yeniden bir sanat alanına dönüştürülerek bienal kapsamında değerlendiriliyor.
Muradiye Han, 20. yüzyıl başlarına ait bir diğer yapı olarak dikkat çekiyor. Restorasyonu 2021’de tamamlanan binanın zemin katı da bienal mekânları arasında yer alıyor. Hemen karşısında yer alan Galeri 77, sergi rotasına katkı sunan bir diğer durak.
Tarihî Külah Fabrikası, geçmişte dondurma külahı ve şekerleme üretimi yapılan bir yapı iken, bu kez sanat eserlerine ev sahipliği yapacak şekilde dönüştürüldü.
Eski Fransız Yetimhanesi Bahçesi, 1869 yılında hayır amaçlı hizmet vermek üzere inşa edilmişti. 1937 yılına kadar yetimhane olarak kullanılan yapı, 14. İstanbul Bienali’ne de ev sahipliği yapmıştı. Bu yıl, bienal ziyaretçileri için bir durak ve dinlenme alanı olarak kullanılıyor.
Elhamra Han, İstiklal Caddesi üzerinde yer alan simge bir yapı. 1827 yılında İstanbul’un ilk tiyatro salonlarından biri olarak açılan bina, bu yıl bienal kapsamında ilk kez sergi alanı olarak kullanılacak. Yapının ikinci katındaki karşılıklı iki daire, bu özel sergi için hazırlanmış durumda.
Kentle Temas Halinde Bir Bienal
Bu yılki İstanbul Bienali, sadece sanat eserlerini sergilemekle kalmıyor; aynı zamanda İstanbul’un çokkatmanlı yapısını, tarihini ve mimarisini güncel sanatın anlatı evrenine taşıyor. Sergi mekânlarının kentle kurduğu temas, ziyaretçilere bienali yaşarken aynı zamanda İstanbul’un tarihine ve dönüşümüne tanıklık etme fırsatı sunuyor.