“Saat Kaç? “ sergisi üzerine Eda Berkmen ile konuştuk

Mürekkep Söyleşiler'de bu hafta, Arter’in 3. ve 4. galerilerinde Emre Baykal, Eda Berkmen küratörlüğünden gerçekleşen 9 Şubat 2020 tarihine kadar devam edecek olan  “Saat Kaç? “ sergisi üzerine Eda Berkmen ile konuştuk.


“Saat Kaç? “ sergisi üzerine Eda Berkmen ile konuştuk

Röportaj: Ömür Bayramoğlu

Arter Koleksiyonu’ndan oluşturulan Saat Kaç? başlıklı grup sergisi, koleksiyondaki zaman, mekân ve bellek kavramlarıyla ilişkilenen yapıtları bir araya getiriyor. Sergi, koleksiyondan 34 sanatçının 44 yapıtını bu kavramlar ve gündelik nesneler, ev, bireysel ve kolektif tarihler, içerisi ve dışarısı, kentsel ritimler, mimari, arkeoloji, sınırlar ve göç gibi temalarla kurdukları ilişkiler üzerinden ele alıyor ve farklı bağlamlar içinde ürettikleri anlamları, bir araya geldiklerinde nasıl işlediklerini araştırıyor.

Mürekkep Söyleşiler'de bu hafta, Arter’in 3. ve 4. galerilerinde Emre Baykal, Eda Berkmen küratörlüğünden gerçekleşen 9 Şubat 2020 tarihine kadar devam edecek olan  “Saat Kaç? “ sergisi üzerine Eda Berkmen ile konuştuk.

Cengiz Çekil’in  “Saat  Kaç?” isimli yapıtının  esin  kaynağı olduğu “Saat Kaç?”   sergisinde zaman, mekân  ve bellek kavramlarıyla ilişkili yapıtların bir araya gelme sürecini ve konsept belirleme aşamalarını öğrenebilir miyiz? “Saat Kaç? adlı çalışmada konsepti belirlemenize etki eden,  ön plana çıkan neydi?

Küratöryel ekip olarak koleksiyonda yer alan yapıtları daha yakından tanımaya çalışırken ağırlıklı olarak değindikleri kavramlar üzerine birlikte düşündük ve konuştuk. Saat Kaç? sergisinde odağa alınan bellek-zaman-mekân kavramları bu şekilde koleksiyondaki yapıtların içinden çıktı. Bu kavramlar, aynı zamanda kişilerin ve kurumların kendilerini ve çevrelerini tanıma ve tanımlamalarının temelinde yer alıyor. Dolayısıyla, 10 yıl sonra ilk defa yeni evinde bu koleksiyonu izleyiciye açarken serginin bu kavramlar üzerine kurulu olmasının özdüşünümsel bir tarafı da var.

Arter Koleksiyonu’nun içeriği ve kurum olarak yeni bir dönmeye geçiyor olmanın yanı sıra, taşınacağımız yeni bina, yani sergi mekanı da serginin şekillenme süreci için çok önemli bir etken. Saat Kaç? sergisini planlamaya başladığımızda bu bina hala inşaat halindeydi, ilk denemelerimizi kâğıt üzerindeki planlar ve maket üzerinde yaptık. Fakat katlar tamamlanıp binayı ziyaret etmeye başladığımızda önceden çalıştığımız yerleşim planı büyük ölçüde değişti. İstiklal Caddesi’ndeki binanın sütunlarla bölünen parçalı yapısına kıyasla Dolapdere’deki binanın geniş yekpare galerileri, değişken tavan yükseklikleri ve katlar arası transparanlıkları bize hem zorluklar, hem de olanaklar sundu ve bizim için büyük heyecan kaynağı oldu. Kronolojik ya da belirli soru ve argümanların yapıtlar üzerinden öne sürüldüğü bir kurgu yerine, mekâna olabildiğince müdahale etmeden, bina tasarımının sunduğu fırsatları değerlendirerek, denemeler sonucu yapıtlar yerlerini buldular. Bu çalışma şekli yapıtlar arasında, bir kısmını bizim de önceden öngöremediğimiz yeni bağlantıların çıkmasına vesile oldu sanıyorum.

Emre Baykal’la beraber küratörlüğünü yaptığınız “Saat Kaç? sergindeki sanatçıları ve işleri nasıl belirlediniz?  Sanatçılar ve hakkında neler söylersiniz? Serginin izleyici üzerindeki hedefi nedir?

Sergi, koleksiyondan 34 sanatçının 44 yapıtını bellek, zaman, mekan kavramları ve bu kavramların gündelik nesneler, ev, bireysel ve kolektif tarihler, içerisi ve dışarısı, kentsel ritimler, mimari, arkeoloji, sınırlar ve göç gibi temalarla kurdukları ilişkiler üzerinden ele alıyor. Bu kavramların farklı bağlamlar içinde ürettikleri anlamları, bir araya geldiklerinde nasıl işlediklerini araştırıyor. Yapıtların bazıları yerleştikleri yeni mekân içinde kurumsal hafızayı canlandırıyor. Örneğin, Deniz Gül’ün 5 Kişilik Bufet (2011) adlı sergisinden Buzlu Cam’ı, Aslı Çavuşoğlu’nun Taşlar Konuşuyor (2013) adlı sergisinin bu yeni mekâna uyarlanarak gösterilen parçalarını, Mona Hatoum’un Hâlâ Buradasın (2012) adlı sergisinden 3-D Cities gibi yapıtlarını Arter’in daha önce İstiklal Caddesi’ndeki mekanında gerçekleştirmiş olduğu sergilerden hatırlayanlar olacaktır. Bunun yanı sıra Türkiye’nin yakın dönem sanat tarihinde önemli yer tutan Sarkis’in 1986’da Maçka Sanat Galerisi’nde gösterdiği, Türkiye’de çağdaş sanatın mihenk taşlarından biri olan Çaylak Sokak yerleştirmesi, Hale Tenger’in 1995’te 4. Uluslararası İstanbul Bienali’nde Antrepo’da gösterdiği Dışarı çıkmadık, çünkü hep dışardaydık / İçeri girmedik, çünkü hep içerdeydik adlı yerleştirmesi; Sigmar Polke’nin yine aynı yıl Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen ve bienali önceleyen Çok Düğümlü Uzun Bir Öykü adlı Fluxus Sergisi’ndeki Patates Ev’i; Ayşe Erkmen’in İskele (1994) sergisi için Kreuzberg’de bir binanın üzerinde yerleştirdiği ve hâlâ orada bulunan Evde (Am Haus) adlı yerleştirmesi gibi yapıtlara da sergide yer veriliyor.

Arter’in 2010’daki ilk açılışında bir bölümü sergilenen koleksiyonunun şimdi de bir kısmı izleyici ile buluşuyor. Arter’in koleksiyonundaki eserler hakkında bilgi verebilir misiniz?

2007 yılından bu yana oluşturulmakta olan Arter Koleksiyonu’nda 1960’lardan bu yana çağdaş sanatın çeşitli ifade biçimlerini, farklı tavır ve pratiklerini örnekleyen, resim, heykel, fotoğraf, video, film, yerleştirme, ses, ışık ve performans gibi çeşitli mecralarda üretilmiş eserler yer alıyor. Uluslararası bir koleksiyon olarak kurgulanmış olmakla birlikte, Türkiye ve çevre coğrafyalardaki sanatsal ve kültürel üretimler ağırlıkta. Farklı yerlerde farklı zamanlarda üretilmiş biçim, ifade ve içerikler arasındaki yakınlık ve farklılıkları keşfetmeyi amaçlayan ve yaklaşık 1400 eserden oluşan koleksiyonun odak noktaları arasında Türkiye sanatının yakın tarihinden seminal yapıtlar, uluslararası Fluxus akımı kapsamında düşülebilecek çalışmalar ve Arter’in Beyoğlu’ndaki binasındaki sergiler için üretilen yapıtlar da bulunuyor.

Serginin küratörlüğünü Emre Baykal’la beraber yaptınız. Sergi küratörlüğünde ortak çalışmanın olumlu ve olumsuz yönler var mı?

Bir serginin, özellikle bu boyutlarda bir grup sergisinin oluşum süreci oldukça uzun bir yolculuk. Arter Koleksiyonu’na eklendikten sonra birçok yapıtın ilk defa sergileneceği ve serginin yepyeni ve oldukça sıra dışı bir mimari yapı içerisinde gerçekleştiği de düşünülünce bu yolculuğun macera ve heyecan dolu, dolambaçlı, meşakkatli fakat bir o kadar da keyifli olduğu tahmin edilebilir sanıyorum. Burada, zaten sergi yapımında aslında küratörün hiçbir zaman yalnız olmadığını, koleksiyon ekibi, teknik yapım ekibi, prodüksiyon ekibinden, mimar, ışık tasarımcısı gibi birçok arkadaşımızın fikir ve bilgi birikiminden yararlanıldığını da hatırlatmak isterim. Yeniden değerlendirmelerin ve düşünülmesi gereken detayların yoğunluğu da göz önünde bulundurulduğunda ortak çalışmanın bize katkı sağladı sanırım. Farklı bakış açılarını konuşabilmenin sonucunda serginin zenginleştirdiğini, bu uzun süreci paylaşıyor olmanın motivasyonumuzu arttırdığını düşünüyorum. Ayrıca, kendi adıma konuşmam gerekirse İstanbul Bienalleri, Santral İstanbul ve Arter’deki sergiler başta olmak üzere pek çok önemli sergide çalışmış ya da küratörlük yapmış ve aslında yakın sanat tarihinin oluşumunda rol almış biri olan Emre Baykal ile çalışmak tabii benim için büyük bir şans, ayrıcalık, harika bir deneyim kazanma ve bilgi edinme fırsatı oldu.

Sergiyi hazırlarken Arter binasında yer alan diğer sergilerle de bir bağlantı düşündünüz mü konsepti belirlerken? Arter’in çalışmaları, yeni binası ve sergiler ile ilgili bilgi alabilir miyiz?

Arter’in açılış sergilerinin programı birkaç yıl süren çalışmalarla ve bütün sergiler beraber düşünülerek şekillendi. Fakat sergi programı belirlendiğinde sergilerin içeriği henüz kesinleşmediği için nasıl bağlantılar çıkacağını önceden öngörmek aslında tam da mümkün olmuyor. Örneğin, Rosa Barba’nın  Arter Koleksiyonun’da bulunan Gizli Konferans isimli serisinin solo sunumunun koleksiyondan yapıtlardan grup sergilerinin temalarıyla örtüşeceğini bilerek ve planlayarak açılış programına dahil ettik. Diğer yandan, İnci Furni’nin bu mekan için üretilen ve tamamı yeni çalışmalardan oluşan sergisinin, Selen Ansen küratörlüğünde sanat yapıtını ve tanımını gündelik eşyalar ve eylemler üzerinden ele alan Kelimeler Pek Gereksiz sergisiyle kesişimi önceden tahmin etmediğimiz, güzel bir sürpriz oldu. Yani sergiler arası bağlantılar düşünülmüş olsa da sergiler meydana çıktıkça ve mekan içerisine yerleşildikçe bizim de zaman içinde keşfettiğimiz, sergiler ve yapıtlar arası ilişkiler görünür oldu.

Arter’in gelecek programları konusunda daha genel bilgi vermek gerekirse; hem Arter Koleksiyonun’dan yapıtların bir tema etrafında kurgulandığı grup sergiler, koleksiyondan solo sunumlar, koleksiyonda yer almayan yapıtlardan tematik solo ve grup sergiler ve tamamen yeni üretim yapıtlara imkan verilen sergiler olmak üzere, açılışta da görülen çeşitlilikle programımız devam ediyor olacak. Bina içerisindeki tüm sergiler süreli; yani 3 ay ile 7 ay içerisinde değişecekler. Ayrıca, koleksiyon sergileri ya da solo projeler için ayrılan sabit galeriler yok. Yani, koleksiyondan ya da koleksiyon dışından eserlerden oluşan, solo veya grup sergiler farklı galerilerin volümlerinin sağladığı potansiyeller değerlendirilerek planlanıyor.

Sergi programına ek olarak, Arter’in yeni binasında performans, müzik, tiyatro, dans gibi sanatın diğer disiplinlerinin de yer aldığı bir etkinlik programı, çeşitli sergi turları, çocuk ve yetişkin atölyeleri, konuşmalar ve yorumlama etkinlerinden oluşan yoğun bir öğrenme programı, Jonas Mekas retrospektifi ile başlayarak sergi temalarıyla bağlantılı bir şekilde planlanan bir film programı da yer alıyor.