Kritik: Başkalarının Acısına Bakmak

"Yapılan birçok katliam, belki artık yok sayılamaz ve engellenemez ama bütün bu gerçeklere daha duyarlı olmamıza neden olabilir..."


Kritik: Başkalarının Acısına Bakmak

Merve Balcıoğlu yazdı

Savaş yüzyıllardır acıların ve katliamların görünmeyen portreleriyle dolu bir albümdür. Günümüz modern toplumlarında kapitalizm ve modernleşmeyle birlikte kitleler üzerindeki sosyal yaptırımlar da geçerliliğini kaybetmiştir. Susan Sontag, "Başkalarının Acısına Bakmak" isimli kitapta, savaşın görünen ölü miktarları hesaplanarak anlatılan yüzünü çevirmiş ve bizlere insani değerlerimizi sorgulatan madalyonun diğer yüzüyle karşılaşmamızı sağlıyor.  Virginia Wolf’la birlikte birçok önemli ismin de yaptığı sosyal sorumlulukları ve fotoğrafları belge niteliğinden çıkarıp başkalarının acılarına uzaktan bakmak yerine, onlarla birlikte aynı acıları paylaşarak büyüyebileceğimizin ışığını yakıyor.

Kitapta ayrıca ilginç toplum analizleri de yapılıyor

Örneğin; erkeklerin savaşta bir kahraman olarak karşımıza çıkmasına rağmen gündelik hayatta hiç de böyle kahraman bir model olmadığı gerçeğini gözler önüne seriyor.

Yapılan birçok katliam, belki artık yok sayılamaz ve engellenemez ama bütün bu gerçeklere daha duyarlı olmamıza neden olabilir. Yazarın gözünden bütün bu gerçeklere bakıldığında enformasyon bombardımanının insanları sabah kahvaltıları sırasında canlı yayında savaş haberleri izleyerek yemek yiyebilecek şekilde duyarlılıklarını köreltmiştir. Savaşları engellemek, insanların ve çocukların ölmesine karşı koymak, sanatçıların ve bir sanatçı olma yolunda ilerleyen bizlerin yetki alanı değildir. Ancak bütün bunlara eleştirel bir gözle bakmak cephede olsa dahi objektifi hangi görüş açısına koymaya karar vermek noktasında bizi etkileyecek ve etik değerlerimizi bir kez daha sorgulatacaktır.  

Yazar yapıtınca ayrıca fotoğrafçılık sanatının sorumluluğunun diğer sanatlardan daha sağlam bir duruşunun olması gerektiğinin de altını çiziyor.  Savaş fotoğrafçılığının doğduğu yıllarda hükümet izni dahilinde belgelenmiş fotoğraflar, fotoğrafın temel ilkeleri olan “inandırıcılık” ve “fotoğrafçıya güvenilirlik”’liğin özgünlüğünü yok etmiştir. Görsel olan her şeye insanların ilgisi sanayi devriminden sonra ve makineleşmeyle birlikte daha çok artmıştır. Toplumlar artık sayfalar dolusu yazı yerine bir fotoğrafla birçok duyguyu bir arada yaşayabiliyorlar. Birçok katliam görüntüleri, savaşlardan alınan fotoğraf kareleri insanların kendi vicdan muhasebeleriyle birlikte bir sosyal paylaşım oluşturup geçmişten günümüze gelen bütün bu acıları ortak bir muhasebeyle birlikte bir mücadele başlatmaları için verdiği bir savaştır aslında yazarın savaşı.

Bizler; kendi evimizde ağlayan çocuklarımıza dayanamamamıza rağmen birçok sıcak çatışma bölgesinde on binlerce çocuğun ölümüne şahit olduk. Temel problem bu acıların üzerine konuşmak değil, bundan sonra olabilecek acıları ne kadar değiştirebileceğimizle doğru orantılıdır.

Tarih, güvenilirliği sınanamayan bir kaynaktır artık. Nazilerin yaptıkları katliamlarla ilgili tek bir görsel belgenin olmaması bunun çok açık bir kanıtıdır. Bir toplumu ortadan kaldırmak amacıyla yapılan soykırım, meşrulaştırılmış ve normalleştirilmiştir. Bugün yargılanması gereken bu soykırımı yapan insanlardan öte bunları geleceğe taşımayan ve birer ibret öyküsü oluşturamayan duyarsız sanatçıların bir eseridir.

"Savaşın ve dehşetin yüzünü sergileyen fotoğraflara bakmaya ne kadar dayanabilirsiniz?"

                                                                       Susan Sontag

Duyarsızlık sadece sanatçıların değil toplumun da içine işlemiştir artık. Toplum savaş ve acıya karşı körelmiş, 3 maymun misali gözlerini, kulaklarını ve en önemlisi ağzını kapatmıştır. Toplumlar birbirlerine eş ve denk olmalıyken tam tersi manzaralara sahneler yaratırlar. Toplumun birbirini kollamadığı ve önemsemediği bir dünyada her ülke bambaşka bir tarih yazar kendine. Toplumların korunması sadece kendi içine döner ve dünya bir bütün olmaktan çıkarak paramparça olur. Biz böyle bir dünyanın savaşlarını televizyonlardan ve radyolardan takip etmekteyiz. Gerçek belgelere ulaşmak gibi bir şansımız artık çok düşük, çünkü ulaşma imkanımız olduğu her seferde elimizin tersiyle itmiş olduk.

Günümüzde insanlık körelmiş olmakla beraber yıpranmış ve savunmasızdır da. Çünkü her insan, her vatandaş kendi başınadır. Savaşın getirileri, yarattıkları ve etkileri topluma işlemediği sürece hiçbir sorun yokmuş gibi herkes hayatına devam etmektedir. Bu nedenle de savaş asla bitmez. Çünkü bitmesi için sesini çıkaran kimse yoktur. İnsanlık tarihi boyunca tüm aşamaları beraber geçmiştir. Buzul çağına karşı koymuş, avlanmış ve modernleşmiştir. Fakat artık böyle bir birlik hissinden bahsedemeyiz. Hatta Nazilerin eylemlerinde ve Afrika kökenli insanlara yapılan kölelik işkencelerine bakılınca “Tüm insanlık denktir.” Demek hakaret sayılabilecek bir sözdür kimi toplumlar için. Çünkü artık insanlık “toplumlar” demektir ve toplumlar kendi egolarını geliştirmiştir. Toplumsal bilinç sayesinde her biri diğerini dışlamakta ve itmektedir. Böyle bir dünyada toplumun sevgi ve barışa yönelmesi nasıl beklenebilir?

Kitapla ilgili teknik bilgiler şöyle;

Baskı Yılı: 2005
Dili: Türkçe
Yayınevi: Agora Kitaplığı
ISBN: 9789758829224

Susan Sontag Kimdir?

Susan Sontag (d. 16 Ocak 1933 – ö. 28 Aralık 2004) dünyaca tanınan ABD'li deneme ve roman yazarı, kuramcı, eleştirmen ve insan hakları savunucusu.

2003'te Alman Yayıncılar Birliği’nin Geleneksel Barış Ödülü’nü kazandı.

Çocukluk ve gençlik yıllarını Arizona ve Los Angeles'ta geçiren Sontag'ın ilk romanı The Benefactor 1963'te yayımlandı.