Deniz Yüce Başarır ile Türkiye'de sesli kitap ve podcast kültürünü konuştuk

Mürekkep Söyleşiler’de bu hafta Deniz Yüce Başarır ile Türkiye’de sesli kitap ve podcast kültürünü konuştuk.


Deniz Yüce Başarır ile Türkiye'de sesli kitap ve podcast kültürünü konuştuk

Röportaj: Yusuf Çifci

Deniz Yüce Başarır, Psikoloji okudu. Seslendirme sanatçılığı, çevirmenlik, televizyon programcılığı ve sunuculuğu yaptıktan sonra 2003 yılında editör olarak Doğan Kitap’ta yayıncılığa başladı. 2017 yılında yayın direktörüyken yayınevinden ayrıldı; aynı yıl genel yayın yönetmeni olarak hep kitap’ın kurucu ekibinde yer aldı. Geçtiğimiz yıl mart ayında bu görevinden de ayrılan Başarır, şu günlerde birçok kitabın sesi olarak ve “Ben Okurum” adlı podcast’iyle dinleyicilerle buluşuyor.

Mürekkep Söyleşiler’de bu hafta Deniz Yüce Başarır ile Türkiye’de sesli kitap ve podcast kültürünü konuştuk.

Öncelikle en baştan başlamak istiyorum. Nasıl gidiyor korona günleri? Vaktinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Korona günleri çok yoğun geçiyor. Ev işleri, yemek yapmak, bol bol kitap okumak, bir şeyler izlemek ve tabii çalışmak. Ben Okurum için her kitabı tekrar gözden geçiyorum daha önce okumuş olsam da. Sonra metin yazıyorum. Dostlarla sohbetler için sorularımı hazırlıyorum. Telefonda sohbetler… Ve şimdi artık evimde de bir seslendirme stüdyom var. Storytel sayesinde… Onlar için kitap seslendirmeyi de sürdürüyorum. Gün nasıl geçiyor anlamıyorum bile. Ama içimizde bir sıkıntı var tabii. Sağlık söz konusu olunca, endişe ağır basıyor; hastalığa yakalananların durumu düşündürüyor ve üzüyor insanı. O duygu olmasa evde olmaya hiç itirazım yok benim.

Benim de sıklıkla takip ettiğim bir platformda kitap seslendirmeleri yapıyorsunuz. Kitap seslendirmek nasıl bir deneyim?

Ben üniversite yıllarım boyunca hep seslendirme yaptım TRT stüdyolarında. Sonra da zaman zaman sürdürdüm bu mesleği. Sesli kitap benim çok inandığım bir mecraydı yıllardır. 2000’li yıllarda o zamanlar çalıştığım televizyon kanalından ayrıldığımda YKY’ye giderek, Harry Potter’ın sesli kitabını yapalım demiştim. Yaptık da. Tek kitapla sınırlı kaldı ve çok da satmadı ne yazık ki. Ne teknik yapı hazırdı sanırım o zaman ne de okurlar. Sonuçta 7 CD, bilmem kaç kaset satın almak zorundaydı okur. Oysa şimdi telefonunuza indiriyorsunuz ve kulaklığınızı takıp her yerde dinleyebiliyorsunuz. Duygu meselesine gelince, çok zevk alıyorum. Daha önce okuduğum ve sevdiğim bir kitapsa ayrı zevk alıyorum, ilk kez stüdyoda tanıştığım bir kitapsa farklı bir zevk alıyorum. Ben zaten şiirleri, metinleri yüksek sesle okumaya taa çocukluğumdan beri bayılırım. Benim için ideal bir iş bu. İşin ucunda hem edebiyat hem de seslendirme var. Daha ne olsun!

Klasik bir okuma eyleminde karşımıza iki kişi çıkıyor: Yazar ve okuyucu. Bir okuyucu bir yazar ile bu karşılıklı alışveriş ile bağ kuruyor. Fakat sesli kitapta bir üçüncü kişiyi daha görüyoruz, o da seslendirme sanatçısı. Bir kitapta üçüncü bir ses olmak nasıl bir duygu?

Bir aracı oluyor o ses. Yazarın cümlelerini, duygularını dinleyene aktarıyor sesimiz. Sorumluluk gerektiriyor. Yazılanı doğru anlamak, dolayısıyla doğru tonlamak çok önemli. Çok dikkatli ve kendini vererek çalışmak gerekiyor. Bazen stüdyodan bacaklarım ağrıyarak çıkıyorum. Çünkü bütün vücudum geriliyor bir yanlış yapmamak için. Ama acayip keyif alıyorum. Bazen kitapların altındaki yorumları okuyorum ve beğenildiğini, tam onun gibi konuşmuş, duyguları çok iyi yansıtmış denildiğini gördükçe mutlu oluyorum. Zorlu ama çok keyifli bir deneyim bu.

"NERMİN YILDIRIM'IN SESLİ KİTAPLARININ YERİ AYRI"

Sesli kitaplarda bir anlamda seslendirme sanatçısı kitabın yüküne de ortak oluyor. Belki de kitabın beğenilmesi yahut beğenilmemesinde katkısı oluyor. Bu durum sizi korkutmuyor mu?

Korkmuyorum ama sorumluluk hissediyorum. Bir alışveriş bu. Ben çok okuyan biriyim. Bu alışkanlığımın seslendirmede de faydası olduğunu düşünüyorum. Yazarları iyi tanırım, elimden geldiğince iyi aktarmaya çalışıyorum onların duygularını.

Bugüne kadar seslendirmekten en keyif aldığınız kitap hangisi?

Nermin Yıldırım’ın tüm kitaplarını büyük bir zevkle okudum. İlk kitabından beri yayıncısı da olduğum için yeri ayrı onun sesli kitaplarının. Eşim Başar Başarır’ın kitabı Sibop’u okumak da benim için keyifli bir yolculuk oldu. Geçtiğimiz yıl Barış Bıçakçı’nın Tarihi Kırıntılar’ını ilk çıktığında basılı halinden okurken, ‘ah bunu sesli kitap olarak da okusam’ diye geçirmiştim içimden. Neyse o da gerçekleşti. Ayrıca diğer Barış Bıçakçı kitaplarını da okudum Storytel için ama henüz yayına çıkmadı ne yazık ki. Ama genel olarak iyi bir metin ve iyi bir çeviri ise hep çok zevk alarak okuyorum zaten.

Türkiye’deki sesli kitaba olan ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

İlginin artmakta olduğunu görüyorum ve bu beni sevindiriyor. Burada Storytel’in başarısından söz etmeden olmaz. Sevgili Berk İmamoğlu bir çeşit Don Kişotluk yaparak Seslenen Kitap’ı kurduğu zaman bir dirençle karşılaştı önceleri yayıncılık dünyasında ama sektöre çok uluslu bir şirketin ve sermayenin girmesi, yani Seslenen Kitap’ın Storytel’e satılması ve bu isimde sektörde yerini almasıyla, hem büyük bir know how oluştu yayıncılık dünyasında hem de böylece tanınırlığı arttı sesli kitapların.

 

Geçelim podcast’lere… Aynı zamanda farklı platformlarda podcast yayınları yapıyorsunuz. Şu anda “Ben Okurum” podcast serisinde kitaplara odaklanıyorsunuz? Dinleyicileri neler bekliyor Ben Okurum’da?

Yine Storytel’in sponsorluğunda hazırlanıyor Ben Okurum. Ama içerik tamamen bana ait. Her bölümde bir kitaba odaklanıyor, kitabın bana hissettirdikleri, kitap ve yazarıyla ilgili bilgileri harmanlayan bir metin yazıyorum. Tabii önce bu kitabı kiminle konuşabilirim diye düşünüyorum. Kitabı benim kadar sevmiş dostlarımdan birini arıyorum, onunla kitap hakkında bir sohbet gerçekleştirip, onu da metnin arasına katıyorum, kitaptan bölümler seçip onları da seslendiriyorum. Böylece Ben Okurum’un bir bölümü ortaya çıkıyor. Sağolsunlar Storytel'deki arkadaşlar da benim yazdığım metin ve yaptığım kayıtlar doğrultusunda montajı yapıyorlar, sonra da yayına giriyor işte. Yani dinleyicileri kitaplar, kısa bilgiler, alıntılar ve tatlı sohbetler bekliyor Ben Okurum’da.

"TÜRKİYE'DE PODCAST YAYINCILIĞININ GELİŞECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM"

Amarika’da yapılan bir araştırmaya göre ABD’de her ay 73 milyon kişinin ortalama yedi podcast dinlediği ortaya çıkmış. Türkiye için elimizde bir veri yok. Bizzat bu işin içinde olan biri olarak Türkiye’deki podcast’lere olan ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye için çok yeni bir mecra podcast. Ama çok popüler olan yayınlar da var. Yine de ülkenin geneline o kadar yayılmadığını düşünüyorum. Fakat gelişecek ve ilerleyecek. Gün geçmiyor ki yeni bir podcast yayına başlamasın. Sonuçta geleneksel medyanın ölmekte olduğunun hepimiz farkındayız, haber almak, bilgi ya da eğlenceyi paylaşmak için farklı yollar açılmak zorunda. Podcast de bu anlamda güçlü bir yol açıyor.

Peki Türkiye’de podcast’lerin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Gelişeceğini ve artacağını düşünüyorum. Teknik ve içerik anlamında da daha özenli ve daha güçlü işlerin gelmesini bekliyorum ve diliyorum.

Özellikle söyleyecek sözü olan gençlerin son dönemde podcast yayıncılığına yöneldiklerini görüyoruz. Bu gençlere bir seslendirme sanatçısı ve yayıncı olarak neler tavsiye edersiniz?

Samimiyetin önemine inananlardanım ama samimiyetin özensizliğine varmaması gerektiğini düşünüyorum. Dinleyicilere saygı duymak, ne yaparsam yapayım dinlerler diye düşünmemek lazım. Podcast de bir program, o ciddiyetle hazırlanmalı bana sorarsanız. Araştırma, düşünce, özen içeren işler ayrışacaktır.

Deniz Yüce Başarır’a Sordum: 10 Kısa Soru 10 Kısa Cevap

Sinemada izlediğiniz ilk film?

Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler

En sevdiğiniz üç kadın şair?

Birhan Keskin, Gülten Akın, Lale Müldür

İlk ezberlediğiniz şiir?

Babam Kamran Yüce’nin Gölge şiiri

Sizi en etkileyen üç kitap?

Hım zor soru. O kadar çok kitap var ki beni etkileyen. Hadi üçe indirmeye çalışalım.

-Narziss ve Goldmund / Hermann Hesse

-Aşk ve Öbür Cinler-Marquez

-Gülün Adı-Umberto Eco

İlk izlediğiniz tiyatro oyunu?

Hamlet-Biraz küçüktüm. İki yaşında :)

En sevdiğiniz üç yerli yazar?

Ben bu soruyu yanıtlayamam. Valla birinin adını ansam öbürünün gönlü kırılır.

En sevdiğiniz üç yabancı yazar?

Bu da zor bir soru. Geçmişten gelen sevdiklerim var, sonra yeni tanıştıklarım.

Son zamanlarda okuyup, sevdiğim üç yazar söyliyeyim isterseniz. Güncel olalım bu sefer de..

Per Petterson, David Grossman, Valeria Luiselli

En sevdiğiniz şiir dizesi?

Behçet Necatigil/Sevgilerde

Sevgileri yarınlara bıraktınız

çekingen tutuk saygılı

Okuduğunuz bir kitapta aklınızda kalan bir cümle?

“…baba dediğin tamamlanmamış bir kelimedir zaten.” Kemal Varol/Aşıklar Bayramı’ndan

En sevdiğiniz söz?

Kifayetsiz muhteris. İçeriği güzel değil ama bazı insanları tarif etmek için harika bir söz ve sesi güzel.