Sema Demir yazdı
“Gezen güzel , oturan gazel olur..”
Bu güzel deyiş Antep’e özgüdür efenim, meali ise şudur: Gazel bildiğiz üzere edebiyatta bir nazım biçimidir. Şimdi demeyin oturan ne için gazel olsun... İçinde gezen insanın güzelliğinden bahsettiğinden araştırdım ki Antep’te güzün kuruyan yaprağa ‘gazel’ denirmiş. Ne de güzel denirmiş, dillerine sağlık..
Evet efendim, Güneydoğu’da görev yapmanın faidelerinden yararlanmaya devam etmekteyim. Madem devlet baba beni buraya göndermeyi uygun gördü ben de etinden, sütünden, kılından, tüyünden…… yararlanmalıyım. Öyle oldu, böyle oldu derken yolum Gaziantep’e düşüverdi, e gitmişken bir plan yapayım da değsin dedim. İlk fırsatta öğretmen evini aradım fakat boş yer bulamadım, daha sonra booking.com’dan arayışa geçtim ve neredeyse öğretmen evi fiyatına Yunus Otel’den yer ayırttım. 3 kişi iki gece 90 euro’ya kaldık. Öncelikle otel hakkında yorum yapmak isterim gidecekler için. Otel Kültür Yolu veya Bedesten olarak geçen çarşıların ve müzelerin bulunduğu yerleşime 12 dk. yürüme mesafesinde, caddeye yakın. Dışarıdan gayet iyi durumda gözükse de içerisindeki eşyalar eski fakat kullanışsız değil. Yine de yenilemeye gitmeliler. Otel personeli cana yakın ve yardımsever. Öyle ki ters yöne giren aracı gidip alıp gelebiliyorlar hiç erinmeden. Kahvaltı ücrete dahil ve gayet güzel. Oteldeki sıcak su ve kalorifer sorunsuzdu.
![]() |
| Çingene Kızı (Gaia) |
Gelgelim güzel gezimize. İki günlük gezimizde ilk gün sabahın erken saatlerinde uzak olan yerleri gezmeye karar verdik. Bunlardan biri yanımda eserlere basacak topuklu ayakkabılarım olmasa da(!) Zeugma Müzesi, diğeri ise Hayvanat Bahçesi. Zeugma Mozaik Müzesi çarşının biraz dışında kalıyor, şehir içi otobüsleri ile 30dk.da gidebilirsiniz rahatlıkla. Müze üç bölümden oluşuyor, iki bölümü sergiye açılmış diğer bölüm ise toplantı, konferans yeri olarak kullanılmakta, ayrıca hediyelik eşya alabileceğiniz ve oturup bir şeyler içebileceğiniz yerleri de mevcut. Nizip ilçesinde Fırat Nehri kenarında bulunun antik kent Zeugma’nın Birecik Baraj gölünden elde kalanlar bu müzede sergileniyor. Kazılar sonucunda ortaya çıkarılan villalarda bulunan mozaikler en iyi şekilde buraya getirilmeye çalışılmış fakat yine de aşırı tahribat var. Bi kısm eser çalınmış, bir kısmı da çalınmak üzereyken kurtarılmış, bi kısmı ise yarısı çalışmış durumda. Yani içler acısı bir durumda. Müzenin girişinde görevliler size gelip 12 dakikalık tarihçeyi anlatan videoyu 5 lira karşılığında izleyebileceğinizi söylüyor. Karar sizin. Zeugma’nın tarihi M.Ö. 300’lü yıllara dayanıyor, birçok tanrıya, tanrıçaya, millete ev sahipliği yapmış. Ne güzeldir ki müzede bu yaşanan veya rivayet edilen hikayelere de yer veriliyor. Bazıları gerçekten ilginç geldi bana. Mozaiklerin yanında yazılı hikayeleri okuyabilir, ayrıca ekstradan girişte cihaz alıp dinleyebilirsiniz ekstra bilgileri. Müzede meşhur Çingene Kızı (Gaia) kısa bir labirenti andıran simsiyah bir odada ve mozaiğe yansıyan ışıklarla daha ilgi çekici ve özel kılınmış. Etkilenmemek elde değil o bakışlardan. Gerek Çingene Kızı gerek diğer mozaiklerdeki insan ve hayvan figürleri olsun o kadar ince işlenmiş ki üzerlerine düşen gölge ve ışık, yüzlerine, gözlerine yansıyan o ifade harika! İnsan o dönemde bunca güzelliği nasıl yapmış. Biz bu dönemde daha güzellerini yapmalıyız diyor insan.. Hayranlık duyuyorum tek kelime ile.
Zeugma’dan çıkınca iki saattir gezdiğimizi ve saatin 11 olduğunu fark ettik, henüz öğle yemeği için vakit varken Hayvanat bahçesini de gezelim dedik. Yaklaşık bir 15 dklık bir mesafe sonrası merkezin dışında sayılacak Hayvanat Hapishanesine! vardık. Esasında vejetaryen olan birinin burayı gezmesi tuhaf, evet, fakat annemle babamın gelmişken gezmesini istedim, keşke istemeseydik. Geniş bi alana kurulmuş burası fakat hayvanların doğal yaşamlarını yaşayabileceği kadar geniş olabilir mi? Gördüğüm ve görmekten hiç de hoşnut olmadığım durum şudur ki hayvanlar belli m2’ler içerisine sözde doğal ortam adı altında hapsedilmiş durumda. Dahası, özellikle yırtıcı ve vahşi hayvanların etrafları demir tel artı elektrikli tellerle çevrilmiş durumda.. Hayvanlar yan alana hemcinsine gitmeye çalışıyor daha tellere yanaşmadan geri dönüyor ve bu davranışı yineliyor, yineliyor… Maymunlar küçük odaların içinde sağolsunlar kendilerine hazırlanan salıncak ve ordan oraya uzanan ince odunlar etrafında dönüp duruyor. Yavrular çok rahatsız olmuş görünmezken büyük olanlar, orangutanlar hayli mutsuz ve düşünceli gözüküyor. Evet cidden düşünceliler.. Bir tanesi gözümün önünden hiç gitmeyecektir ki cama bi eli çenesinde dayanmış öylece duruyordu. Çoğu hayattan bezmiş bi şekilde kıyıda köşede uyukluyordu. Bu bir hissizleşme, umutsuzlaşma, bir hapsoluştur. İnsanların hayvanları tanıması, yakından görmesi gerçekten güzel ve ele geçmesi bir şeydir fakat bu, bu şekilde olmamalı. Çünki hayvanlar bir manzara veya canlı belgesel değildir!!!
Evet efenim hayvanat bahçesinde geçen üzünç dakikalarımızdan sonra dönüş yolunda karnımız acıkıyor. Ben vejetaryenim fakat annem-babam değil, Antep’e gelmişken onların kebap yememesi imkânsız. Zeugma’nın 3 arka sokağındaki meşhur Halil Usta’ya gidelim diyoruz fakat günlerden Pazar ve Halil Usta istirahatta. Yönümüzü Küşlemeci Mehmet Usta’ya çeviriyoruz ve orada iki karışık ( önce fındık lahmacun sonrasında simit kebabı ve küşleme geliyor, salata eşliğinde.) bir peynirli pide yiyoruz. Pidesi güzeldi, annemlere göre ise eti de güzeldi. Sırada ise gezebileceğimiz kadar müze gezmeye devam etmek var. Fakat öncesinde buralarda meşhur olan şehir kalelerini görmeliyiz. Antep kalesinin girişi nerde nerde derken restorasyon için kapatıldığını görüp ne yapalım diye düşünüyoruz. Bulunduğumuz mevki ‘Kültür Yolu’ olarak geçmekte ve ‘Zincirli Bedesteni, Bakırcılar Çarşısı, Almacı Pazarı, Gaziantep Mevlevihanesi, Gümrük Hanı, Tahmis Kahvesi, Şehir Müzesi, Mutfak Müzesi, Cam Müzesi’ni buradayken yürüyerek keyifle gezebilirsiniz.
Öncelikle Cam Müzesi’ne giriyoruz. Küçük bir konak müzeye dönüştürülmüş ve içinde çok fazla eser yok. Ayrıca cam eserler dışında eski bakırlar ve değişik antikalar da sergileniyor hatta antikaların bazıları satışta. Cam müzesinde çeşitli dönemlere ait şişeler, cam takılar, mutfak eşyaları, dönemin kullanılan diğer cam eşyalarını görebiliyorsunuz. Antika olduğundan tercihen(veya olması gerektiğinden) olsa gerek cam eşyalar tozları üzerinde sergileniyor. Ben müzedense konağı daha çok beğendim, evim olsa mis gibi yaşar giderdim.
![]() |
| Cam Müzesi'ndeki küçük cam atölyesi. |
Cam Müzesinden sonra bakıyorum hala kararmadı hava hemen Mutfak Müzesi’ne geçiyoruz. Burası da küçük bir konak, Zeynep Göğüş ailesinden kalan bu konağı müzeye dönüştürmüş, iyi de etmiş. Müze içerisinde çeşitli bölümler ile Antep’in yemek kültürü çok iyi anlatılmış. Kullanılan baharatlar, sebzeler, tahıllar manaları ve kullanıldıkları yemekler ile yazılı ve görsel olarak ifade edilmiş. Bunun dışında yemek kültürünü yansıtan hikayeler ve adetler de anlatılmış. Mesela Anteplilerin sebzeye de düşkün olduklarını buradan öğreniyorum, öyle ki ‘Yeşile tepeden inerler’ deyişi yine Antepliler için söylenmiş. Yine ‘Gezen güzel, oturan gazel olur..’ deyişi de Anteplilerin pikniğe ve toplu yenilen yemeklere verdikleri önemden doğmuştur. Evlerde yapılan ve hep bir manası olan ( kız isteme, çeyiz götürme, sünnet, bekar erkeklerin ve kadınların düğün öncesi toplanmaları ve hatırlıyamadığım tuhaf fakat güzel nedenler) toplanmalar. Ayrıca eski mutfak eşyaları yer yer ve evin eski sahiplerine ait eşyalar da bir odada onların hatırasına saygı duymak adına sergilenmekte. Müzede çalışanlar sıcak ve samimi, bir sorsanız üç sohbet edersiniz. Mutlu ayrıldık, eminim.
![]() |
| Çarşının öteki yüzü. |
İlk gün bu kadar gezebiliyoruz. Ertesi sabah gezeceğimiz çok yer kalmadı, hepsi yürüme mesafesinde. İlk olarak Kültür Yolu’na dönüp Zinciriye Bedesteni’ne giriyoruz. 3-4 kola ayrılmış orta büyüklükte bir iç çarşı olan bedestende Antep’e özgü kumaş, sedef işçiliğinden yapılan kutu ve bilumum tahta eşyaları, özellikle de Yemeni denilen muhteşem pabuçları bulabilirsiniz. Çeşitli eşarplar, takılar, tespihler ve başka hediyelikler de rahatlıkla bulabilirsiniz. Buradan çıkıp doğruca Bakırcılar çarşısına geçiyoruz. Yol boyunca sessizce yürüdükten sonra duyduğumuz bakır dövme sesleri bize yaklaştığımızı söylüyor adeta. Ve bakırcıların arasındayız. Bu çarşı Zinciriye’ye göre daha büyük, çeşitli bakır ürünler fazlasıyla bulunmakta. Bir yanda bakır döven, bir yanda bakır yıkayan diğer yanda işim yok deyip keyf yapan esnaflar ciddi anlamda güzel bir görüntü koyuyor ortaya. Ve bu insanlar kendi olağan işlerini yaparken öyle peşinden de koşmuyor gel bakır al, gel benden al diye.. Herkes kendi güzel halinde. Ben fiyat sormadım fakat Antep’te bakırın daha uygun olduğunu söylerler. Sonraki yönümüz Almacı Pazarı, burada da Antep’e özgü bir sürü baharat, kuru gıda ve tabiî ki fıstık burada! Hani onu almayım deseniz şunu kesin merak edip alıyorsunuz, benden söylemesi. Baharatları ile ünlü Antep’in olmazsa olmaz bir mekanıdır.
Yorulduk, acıktık derken kendimizi 1887’den günümüze gelen ‘İmam Çağdaş’da buluveriyoruz. Mekan Küşlemeci Mehmet Usta’ya göre daha otantik ve güzel. Dahası çalışanlar da daha samimi ve sıcak geliyor bize. Girişte bir bölümün sadece paket yapmak için çalıştığını görüyoruz ve sonradan öğreniyoruz ki şehir içi ve dışı servis yapıyorlar. Kebap dışında baklavasıyla da ünlü bir mekan. Burada artık Güneydoğu’da benim dışarı yemeğim olan peynirli pidenin olmadığını dahası çorba ve pilavında da olmadığını duyunca bir hüsrana uğruyorum ki o anda imdadıma bi garson yetişiyor size etsiz Ali Nazik yapayım diyor. Sevinçle evet diyorum. Yediğim en güzel sarımsaklı patlıcanlı şeydi eminim. Annemle babam burada yeni olarak mevsime özgü Soğan Kebap’ını tadıyorlar ve sonunda Simit Kebabı, Soğan Kebabı ve Küşleme olarak sıralıyorlar lezzetini etlerin. Tatlılarımızı burada yemiyoruz ve Mehmet Usta’dan daha mutlu ve dahası daha az hesap ödeyerek ayrılıyoruz.
Sıradaki durağımız kahvesiyle ünlü mekan Tahmis Kahvesi. Tahmis Kahvesine giderken Gümrük Han’ı görüp gireceğimiz tutuyor fakat Pazartesileri kapalı olan hana giremiyoruz. Tahmis Kahvesi, tahta mobilyalar ve büyük otantik avizeleri, iç terası ile ve ve girişte tam ortadaki kocaman kömür sobasıyla önce gözümüzü sonra içimizi ısıtıryor. Birer Antep’e özgü menengiç kahvesi içip buradan ayrılıyoruz. İlk hedefimiz Gaziantep Mevlevihanesi fakat burayı da pazartesi günleri kapalı olduğundan gezemediğimiz yerler arasında. Eee gezemediğimiz yerler var yemediğimiz kalmasın diyoruz ve doğruca kendimizi Koçak Baklava’da buluyoruz. Üç karışık (her porsiyonda 4 çeşit baklava var) sipariş ediyoruz. İnanın baklava değil tatlı fakat kesinlikle şerbeti rahatsız etmeyen fıstık yedik gibi bir şey, daha önce bu kadar fıstığı bir baklavada görmemiştim. Ciddi anlamda hakkını veriyorlar baklavanın. Ayrıca burada sevdiklerinize de kargo aracılığı ile baklava gönderebiliyorsunuz, duyurulur J Tabi ki Antep’in en iyisi değil Koçak ama biz onun methini çok duyduk, daha bir çok baklavacı var her sokakta ayrı ayrı..
Son olarak Antep’i nasıl gördün derseniz. Güzel bir şehir, turistik ve tarihi alanları da görülmeye değer fakat şehir bana yerleşim açısından biraz karışık geldi. Öyle ki navigasyonla bile kaybolduğumuz oldu, bi yolu iki kere döndüğümüz de. Bunun bir nedeni de bazı sokakların isminin değişmesi ve navigasyonda hatalı olmasıdır. Buna ek olarak Kültür Yolu civarındaki yerlerin ardındaki evler ciddi anlamda tahrip olmuş durumda, büyük bir tezat var ortada. Belediyenin bir an önce oralarda restorasyona geçmesi oradaki halkın evlerini ellerinden almadan ( bi hayal galiba) yenilemeli.
Bu şehir Güneydoğu’da nüfusu ve gelişimi konusunda su götürmez bi şekilde diğer illerden öndedir. Fakat benim çok kanım kaynamadı bu şehre.. Gezdim, gördüm, yedim , içtim ve keyifli iki gün geçirdim, evime döndüm. Bir daha gitmek bazı yerleri yeniden de olsa yenileri ile görmek, hamamlarında yıkanmak ve bu sefer güzelce bir alışveriş yapmak isterim. Sizleri uzunca yazıyla sıktıysam affola, dinlerseniz beni derim ki gidiniz Gazi şehrimizi görünüz..
Ne demişler: ‘GEZEN GÜZEL, OTURAN GAZEL OLUR..’
------------
Zeugma Mozaik Müzesi : Giriş ücreti tam 10, öğrenci 8 lira
Hayvanat Bahçesi : Giriş 4 lira, öğrenci sanırım 2'ydi. Ayrıca fokların gösterisini izlemek isterseniz 5 lira.
Cam Müzesi: Giriş 4 lira
Mutfak Müzesi: Giriş 1 lira
Faydalanabileceğiniz güzel linkler: http://www.zeugmaweb.com/ , http://www.gazianteplilerdernegi.org/tarihialmaci.htm

























