Yrd. Doç. Dr. Göktan Ay: Sanat alanında en önemli sınav...

Yrd. Doç. Dr. Göktan Ay: Sanat alanında en önemli sınav yetenektir

Mürekkep Söyleşiler'de bu hafta Oğuz Çetinoğlu, Yrd. Doç. Dr. Göktan Ay ile bir söyleşi gerçekleştirdi.

19 Aralık 2016 - 15:42 - Güncelleme: 19 Aralık 2016 - 15:47

Röportaj: Oğuz Çetinoğlu

Oğuz Çetinoğlu: Müzik alanında eğitim veren kurumlarda, ‘Doçent’ olabilmek için aranan şartlar hakkında şikâyetler olduğu biliniyor. Şartları ve şikâyetleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yrd. Doç. Dr. Göktan Ay: Şunu belirtelim ki, sanat alanında en önemli sınav ‘yetenek’tir. Yabancı dil bilgisi -kesinlikle- yetenekle bir tutulamaz… Akademisyen sanatkârların Doçent unvanı alabilmesi için gerekli şartlar, Doçentlik yönetmeliğinde belirtilmiştir.

Birçok akademisyen sanatçının zorlandığı, şikâyet ettiği fakat dile getiremediği Doçentlik yönetmeliğinin bazı maddelerine birlikte göz atalım.

Müzikoloji:

Basılmış KİTAP, kitap BÖLÜMÜ veya hakemli dergilerde MAKALE yayımlamış olmak.

Müzik Teorileri:

Müzik teorisi ve analizi ile ilgili (solfej, armoni, form bilgisi, kontrpuan, v.b. gibi) alanlarda yayınevlerince basılmış BİR KİTAP veya İKİ MAKALE yazmış olmak, ayrıca uzmanlarca onanmış, basılmış veya basıma hazır EĞİTİM içerikli en az ÜÇ ÇALIŞMA SUNMAK.

Türk Sanat Müziği /Türk Halk Müziği:

Geleneksel MÜZİK TEORİSİ ve analizi ile ilgili BASILMIŞ KİTAP ve yayımlanmış MAKALESİ olmak.

Her iki alanda herhangi bir enstrümanın İCRA TEKNİĞİNİ GELİŞTİRMEK üzere METOTLAŞTIRILMIŞ, yararlılığı BEŞ UZMAN (prof., devlet sanatçısı, eğitim bilimci, editör v.b.) tarafından ONANMIŞ  eğitim MÜZİĞİ DİZİNİ  yaratmış veya DERLEMİŞ olmak…

Çetinoğlu: Şikâyetlerin, yönetmelikteki hangi ifâdelerden kaynaklandığını araştırmadan önce, bu yönetmeliğin kimler tarafından hazırlandığını öğrenebilir miyim?

Ay: Hep söylüyorum, ‘yönetmelik yazmak’ kolay değil, uzman olmak gereklidir. Görüldüğü gibi, yönetmelik kendi içinde tutarsız, cümlelerde düşüklükler var. Kimler hazırladı bilmiyoruz, ama,  mutlaka Profesörlerden  bir kurul oluşturulmuştur. Ve tahmin ediyorum arkadaşlarımızdır. Nedense 2547’de, yönetmelikler -idârî görevler/komisyonlar dâhil-  hep Profesör olmayı üstün tutmaktadır.

Çetinoğlu: Aksaklıklara bakabilir miyiz?

Ay: Mesela; yönetmelikte çok kullanılan 'yaratı' kelimesi, Türkçe kullanımında yaygın değildir. Eğer yönetmelikte olup, uygulanmayacak veya uygulanmayan maddeler varsa çıkartılmalı, akademisyenlerin, YDS’de olduğu gibi yanlış yollara sapmalarına fırsat verilmemelidir.

Çetinoğlu: Neden?

Ay: Akademik çalışmaların temeli ‘etiklik olmalıdır.’ Aksi takdirde inandırıcılık, saygınlık ve etiklikten bahsetmek mümkün olmayacaktır. Bu da ‘güzel sanatlar alanının’ kan kaybına yol açacaktır ki, gidiş o yöndedir…

Üniversitelerde yapılan araştırmalarda; intihal, etiklik ve mobing  ilk üçte çıkıyor. Bundan utanmak lâzım. Ortada kitap yok, yayın yok… Peki; Doçent dosyalarına konan basıma hazır kitaplar nerede? Kim kimi bilerek kandırıyor? Gerek var mı? Sanki; yönetmelikler akademisyeni yalana sevk ediyor… Bunlar ancak şikâyet konusu olursa ortaya çıkıyor, ama kimse -kendine dönülmesin diye- diğerinin ayağına basmıyor…

Çetinoğlu: Hakemli dergilerle ilgili olarak dikkat çekici görüşleriniz var. Lütfeder misiniz?

Ay: Hakemli Dergiler - İnternet Dergiciliği; son yıllarda gelişen ve geliştikçe kuralsızlığa doğru giden bir alan! Gerçekten bir derginin çıkarılması maddî ve manevî olarak kolay değildir. Her sayıya aynı kalitede yazı bulmak, bunları kontrol etmek, düzenlemek zor iştir. ‘Yazılardan imza sâhipleri sorumludur’ demekle iş çözülmeye çalışılmaktadır ki son derece yanlıştır. İçi boş bir yazıyı yayınlamak ta sorumluluktur. Ülkemizde araştırmacılık hâlâ yerine oturtulamamıştır.

Çetinoğlu: Ne gibi problemler var?

Ay: Biz incelediğimiz dergilerden çıkardığımız sonuçları sorular hâlinde soralım;

-Her kişi veya akademisyenden hakem olur mu?

-Makalesi, kitabı olmayandan hakem olur mu?

-Literatürü takip etmeyenlerden hakem olur mu? (Bu arada belirtelim hakemli dergide hakem olmanın da, yayının da Doç., Prof.  olmada oldukça iyi puanı var)

-Hakemli dergide yazılar için kurallar belirtilmez mi?

-Bir dergi sahibi, istediği kişiyi/kişileri hakem yapabilir mi?

-Bunların bir kıstası yok mu?

-Bir sempozyumda verilen bildiri, sunulduğu yer belirtilmeden hakemli dergide ‘makale’ olarak nasıl yayınlanabilir?     

-Hakemli dergide yayınlanan yazıda; paragraflar arasında kopukluk veya paragraf içinde cümle bozuklukları olabilir mi?

-Hakemli dergide; yayının dipnotları, kaynakçası yanlış yazılabilir mi?

-Hakemli dergide; kaynakçasız ve dipnotsuz yayın olabilir mi?

-Bir konu, hakemli dergide 4-5 paragrafla anlatılabilir mi?

-Alanda hakem belirtildiği halde, hakemin haberi olmadan, olur alınmadan yazı basılabilir mi?

-Hakemlere sormadan, hatır için yazı basılabilir mi?

-Parayla, hakemli dergide makale yayınlanabilir mi?

Bu soruları sorduğumuza göre, uygulamada yapılıyor demektir.İşte bu nedenle; alanımızda -güvenilir- ulusal hakemli dergi  yoktur diyoruz…

Acaba Yüksek Öğretim Kurulu’nun;

-Üniversitelerin veya ilgili kuruluşların; sempozyumları ve hakemli yayınları kontrol eden bir birimi var mıdır?

-Bu güne kadar yapılmış bir işlem var mıdır?

-Unvan dosyaları bir etik kurul tarafından kontrol edilmekte midir?

-Yoksa sadece şikâyet olduğunda mı gerçekler ortaya çıkarılabilmektedir?

Çetinoğlu: Sanatkâr akademisyenin doçent unvanını alabilmesi için yabancı dil bilme şartı konulmasının esbab-ı mûcibesi ne ola ki?

Ay: Sadece kalite düşmesin diye… Ben kemanı, bağlamayı, piyanoyu v.b. çalgıları yabancı dille çalan! türküleri/şarkıları yabancı dilde okuyan bir kişi görmedim. Çünkü burası Türkiye… Yabancılar diyor ya; ‘bu nasıl iş, yabancı dil nasıl baraj/engel olur, Türkiye bir müstemleke memleketi değil ki’ inanın; susuyor, cevap veremiyoruz.

Çetinoğlu: Sanat açısından yetersiz fakat yabancı dil bilgisi ve kullanımı açısından en üst dereceye çıkmış bir sanatkâr akademisyen, öğrencilerine daha iyi ve daha çok bilgi aktarabilir mi?

Ay: Mümkün değil… Yabancı dilin yararı bir yere kadardır. Yabancı ülkelere giden arkadaşlarımız, sadece giriş, hoş geldin, eserin ismi v.b. yabancı dilde konuşurlar. Ki zaten her akademisyenin bu kadar yabancı dili vardır. Kısaca; anadil olmadan, siz sanatı kişilere öğretmezsiniz…

Çetinoğlu: Türkçesi yetersiz, telaffuzu bozuk, ifâdesi sakat, imlası sıfır, kelime hazinesi fakir bir akademisyen… Yabancı dili çok iyi bilmekle mükemmel bir öğretici olabilir mi?

Ay: Kesinlikle olmaz… Öğretmen/akademisyen; giyimi, konuşması, kelime zenginliği, cümle kuruşu, güzel telaffuzu, üretimi ile öne geçer… Özellikle, sahne sanatlarında bunlar çok önemlidir.  Yabancı dil, uluslar arası arenaya açılmak isteyen sanatçılar için yararlıdır. Ama herkesi uluslar arası çalışma yapacak olarak görmek de yanlıştır.

Çetinoğlu: ‘Yabancı dille eğitim’ konusundaki görüşlerinizi lütfeder misiniz?

Ay: Uluslararası bağlantısı olan alanlarda/bölümlerde elbette yabancı dille eğitim şarttır. Uçak Mühendisliği/Denizcilik v.b. Diğerlerinde ‘yabancı dille eğitim’ değil, ‘yabancı dille öğretim’ yapılmalıdır. Bir dil bir insan demektir, doğru, ama kişiler için; bir başka dil, ana dilin üstüne hiçbir zaman çıkamaz.

Çetinoğlu: Efendim, sizin ‘kitap’ ve yabancı dil konusunda tespitlere dayalı önemli iddialarınız var. Okuyucularımıza aktarır mısınız?

Ay: Güzel Sanatlar Eğitimi alanında 1982 YÖK Kanunu ile birlikte bütün birimler üniversite çatısı altına girince, yeni bir yapılanma kaçınılmaz oldu. Her ne kadar; ‘sanat’, ‘özel’ bir alandır. “Uçak Mühendisliği v.b. ile Güzel Sanatlar Fakülteleri (GSF), Konservatuarları ve Güzel Sanatlar Bölümleri’ni bir tutmayın, ‘aynı ÜDS/YDS puanı’ istemeyin, ‘yetenek en büyük sınavdır”  denilse de başarılı olunamadı. Sonunda dağ fare doğurdu ve;

a) Yabancı dili iyi olanlarla/yabancı dili usulsüz yollarla geçenlerin,

b) Yabancı dili iyi olup ta sanatı iyi olmayanların hızla yükselmesi ile sanat kurumlarında depremler meydana gelmeye ve maalesef  ‘unvan geldi, sanat gitti’ sözü yaygınlaşmaya başladı. Alanında; birikimli, kendini ispatlamış ve yabancı dili hakkı ile vermiş arkadaşlara -elbette- saygımız/sevgimiz sonsuz…

Çetinoğlu: Misal verebilir misiniz?

Ay: Habertürk eğitim yazarı P. Kaplan şöyle yazmış: “Akademide ‘üçkâğıt’ bir türlü bitmiyor. Her defasında ‘Bu kadar olmaz’ dedirtecek türden üçkâğıtlar ortaya çıkıyor. Defalarca yazdım. 500 dolar karşılığında başta Pakistan, Malezya ve Hindistan’da çıkarılan ve yayın kurullarını Türk ‘akademisyenlerin’ oluşturduğu dergilerde 500 dolara makale yayımlatıp bunlarla hem teşvik hem de akademik unvan alanları yazdık. Atıf sayılarını yükseltebilmek için ‘çakma dergi’ler kurup, birbirlerine atıf yapan, sonunda uluslararası kurumların bile farkına varıp veri tabanlarından attığı ‘atıf çetelerini’ dile getirdik. Türkiye akademisinin adını uluslararası arenada nasıl kirlettiklerini anlattık. Düzmece konferanslar düzenleyenleri, bir otel odasında aynı gün hatta aynı saatte birkaç konferans yapılmış ve burada bildiri sunmuş gibi gösterip, bunlardan teşvik alanları, unvanı yükselenleri, CV’leri bunlarla allayıp pullayanları zâten bütün akademi, isim isim biliyor…”

Ya arkadaş, bir cümle bile beni rahatsız ediyor. Ne demek üç kağıt, nasıl olur, üniversiteler toplumun en üst kurumları değil mi? Ama geri kalanlar tamamen doğru. Şimdi teşvik çıktı, göreceğiz yanlış uygulamaları, ama inanın bir şey olmayacak. Muhafazakârız, milliyetçiyiz diyenleri de bu işlerin içinde görünce heyecanımız kalmıyor…Çünkü, bu güzel ülkemizde, bu güne kadar yanlış yapanlar hep kazandı.  Ben de internethaber.com’daki köşemde zaman zaman yazıyorum.

Çetinoğlu: Kimler biliyor?

Ay: Boğaziçi Üniversitesi’nin yaptığı araştırma ve ‘Akademide hırsız var’ diye bağırtacak sonuçları her şeyi ortaya koyuyor. Çünkü bu araştırmaya göre master ve doktora tezlerinin üçte biri intihal yani çalıntı. Kurumlardaki akademisyenler, çalışanlar; her şeyi görüyor, biliyor, ama susuyor. Çünkü önlerinde ceza almış bir örnek yok. Ben yazmıştım; bir akademisyen Doçentlik imtihanında 3 jürinin haklı sebepleri ile sınavdan çıkartılıyor ve etik kurula şikâyet ediliyor. Yönetmeliğe göre 3 yıl aynı jüri ile sınava girmesi gereken kişinin 6 ay içinde jürisi değiştiriliyor, kişi Doç. oluyor, dilekçe veren Profesörlere kınama veriliyor. Onlarda, bundan sonraki Doçent jürilerinden çekiliyorlar. İşte küstürme/caydırma böyle yapılıyor.

Çetinoğlu: Netice?

Ay: Sonuç, sıfıra sıfır, elde var sıfır... Akademik alanda yanlış yollara sapanlar hep kazanıyor. Şahsım 2809 Sayılı Kanunun geçici 10. Maddesi 5. fıkrasına göre, yıllarım eksik hesaplanarak Doç. yerine Y. Doç. yapılmıştı. Ne beklersiniz, uygulamanın düzeltilmesini değil mi? Dâvâ açanlar kazandı, biz devletimiz bağlı kaldık, ‘düzeltirler’ dedik. Çok safmışız… Bir YÖK Başkanı, başvurularımıza yabancı dil şartını göstererek, sesimizi -bir elin beş parmağı kadar yokuz- duymak istemedi. Oysa, yabancı dil imtihanına alınmış, imtihanı geçenler Y. Doç., Doç., ve Prof. yapılmıştı. Onu da belgeledik, hala ‘unvanımızı verirlerse dünya yıkılacak?’ diye olsa gerek, YÖK; ‘haklarımızı iade etmiyor.’ O sebeple Prof. Olamıyorum Çocuklarımın hakkı yeniyor, zararımız çok, üzülmemek elde değil…

Geçen gün kargo ile bir kitap geldi, adı; ‘Kendi kendine dilli kaval öğren’ Yazarı/hazırlayanı kaval üstadı Burhan Tarlabaşı.. O da, benim gibi Prof. olamayıp Y. Doç. iken emekli olan bir arkadaşımız. İçine sindirememiş, bütün masrafını karşılayarak hazırladığı kitap Türkçe ve İngilizce basılmış…Yanında bir de patentini aldığı kaval hediyesi var…Yazık değil mi bu arkadaşa, Y. Doç. yerine Prof. Olarak emekli olsa, madden ve ruhen huzurlu olsa değmez miydi?

Bakın, geçen hafta TBMM’de eski milletvekillerinin üniversitelerine dönmelerini ve çifte maaş almalarını isteyen önerge, olumsuz görüşlere rağmen AK Parti oylarıyla kabul edildi. Sosyal medya ayaklandı. Sayın Cumhurbaşkanı ‘hop’ dedi, TBMM’de savunan AK Parti, önergeyi geri çekti. Oysa bu teklifin yanlış olduğunu lisans öğrencisine sorsanız size söylerdi. Yani, işlerin düzelmesi için, hep üstten mi talimat gelecek?

Çetinoğlu: Teşekkür ederim efendim. Sorumsuz yetkililerle yetkisiz sorumlulara lafımız yok. Ümit edilir ki yetkili sorumlularla, sorumlu yetkililer uyanırlar, tedbir alırlar.

Ay: İnşallah diyelim… Biz, yinede bıkmadan üretime devam ediyoruz. 2017 Mayıs ayında, 24. İstanbul Türk Müziği Günleri’ni hazırlıyoruz. Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölüm Başkanlığı  ev sahipliğinde… ‘Güzel Sanatlar Eğitimi-Toplum Bilimler Etkileşimi Uluslararası Sempozyumu’nu hazırladık. İlgilenenler için bilgi linki; (http://www.internethaber.com/guzel-sanatlar-egitimi-toplum-bilimler-etkilesimi-uluslararasi-sempozyumuna-davet-1735053y.htm) 

Yrd. Doç. Dr. GÖKTAN AY

     4 Mart 1957 târihinde Artvin’in Ardanuç ilçesinde doğdu.

İlk, orta, lise tahsilini babasının öğretmen olarak bulunduğu Tokat’ta tamamladı. 1974'de Kültür Bakanlığı Halk Dansları Eğitim Merkezi'nde göreve başladı. Aynı zamanda Gazi Üniversitesi Müzik Bölümüne devam etti. 1975 yılında İstanbul Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nın kurulması ile Temel Bilimler Bölümü’nün imtihanını kazanarak İstanbul'a geldi. Konservatuarın ilk öğrenci ve mezunlarından oldu. Bilim imtihanından sonra ‘asistan’ olarak göreve başladı. 1982 yılında Konservatuarın YÖK yasası ile İstanbul Teknik Üniversitesi’ne (İTÜ) bağlanması ile okutman, 1985 yılında sanatkâr öğretim elemanı, 1987 yılında Yrd. Doç. unvanlarını, devam etmekte olduğu yüksek lisans ve doktora programlarını tamamlayarak 1988 yılında ‘Doktor’ unvanını aldı.

     Konservatuarda Türk Halk Oyunları (THO) Bölüm Başkan Yardımcılığı, Ana Sanat Dalı Başkanlığı, Çalgı Eğitim Bölümü Başkan Yardımcılığı, Konservatuar Yönetim Kurulu Üyeliği, Konservatuar Müdür Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Türk Musikisi Vakfı, Folklor Kurumu, İTÜ Türk Mûsîkîsi Devlet Konservatuarı Mezunları Derneği, Unesco Cid (Uluslararası Dans Konseyi) Danışma Kurulu Üyeliği, Başbakanlık Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü (GSGM) Türk Halk Müziği Danışma Kurulu, Başbakanlık GSGM THO Federasyonu Gözlemciliği, İTÜ TMDK Mezunları Derneği üyesidir.

     Radyo ve televizyonlarda programlar yapmakta, 1980 yılından bu yana, dergi ve gazetelerde makaleleri yayımlanmaktadır. Son 4 yıldır internethaber.com da eğitim/kültür/sanat üzerine güncel yazılar yazmaktadır.

     Folklora Giriş, Folklor (Halkbilim), Sempozyum kitapları (10 adet)  yayımlandı.

    23 yıldır, her Mayıs ayı boyunca,  ‘İstanbul Türk Müziği Günleri’ adlı özgün ve tek Türk Müziği Festivali’ Genel Sanat Yönetmenliği’ni, ‘Ulusal ve Uluslar arası Sempozyumları’ editörlüğünü yapmaktadır.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Yeşille mavinin buluşma yeri: Madam Martha Koyu
Yeşille mavinin buluşma yeri: Madam Martha Koyu
Çocuk Filmleri Festivali'nin ilk durağı Elazığ
Çocuk Filmleri Festivali'nin ilk durağı Elazığ