Cem Toker: Devletin sanatla işi olmaz

Cem Toker: Devletin sanatla işi olmaz

Mürekkep Söyleşiler’de bu hafta, Liberal Demokrat Parti Başkanı Cem Toker ile “sanat” konuştuk.

30 Ocak 2017 - 17:57 - Güncelleme: 07 Şubat 2017 - 23:35

1996 yılında Liberal Demokrat Parti'ye katıldı. Liberal Demokrat Parti İstanbul İl Yönetim Kurulu üyeliği, İstanbul İl Başkanlığı, Genel Sekreter Yardımcılığı ve Genel Sekreterlik görevlerinde bulunduktan sonra 20 Haziran 2005 tarihinde Liberal Demokrat Parti Genel Başkanlığına seçildi.

Mürekkep Söyleşiler’de bu hafta, Liberal Demokrat Parti Başkanı Cem Toker ile “sanat” konuştuk.

Meslis’te iktidar ile muhalefet sürekli bir kavga halinde. Meclis’teki kavgalara baktığımızda “sanat kavgası”na neredeyse hiç rastlayamıyoruz. Sizce, neden siyasetçiler sanattan uzak duruyor?

Devletin sanatla işi olmaz. Sanat, sanatçının işidir;  siyaset, siyasetçinin işidir. Ne spora ne sanata ne kültüre devlet burnunu sokmamalı. Ha! Önünü açacak çalışmalar yapabilir, eğer ki önü kapalıysa. Mesala; bizim 20 senedir parti politikamızda vardır: Sanattan, kültürden vergi alınmasın. Yine bizim bakış açımıza göre, Devlet Tiyatrosu olmaz, Şehir Tiyatrosu olmaz. Ne bileyim Devlet Opera ve Balesi olmaz. Bu demek değildir ki bu sanat dalları olmasın, bu sanat dalları yok olsun. Devlet Tiyatrosu olursa özel tiyatro gelişmez. Belediye birkaç yıl önce ŞehirTiyatrolarında 1 TL’ye oyun oynadı. Küçük su parası... O zaman özel tiyatro nasıl para kazanacak? Devlet, bu  işe bir fon ayırıyorsa bunu özeli süspanse etmek için ayırmalı, rekabete girerek değil. Yani, ben devlet olarak opera sahnelenmesini istiyorsam, bunu da devlet operası olarak yapıyorsam bunun bir bütçesi var. Ben o bütçeyi alayım,  özele vereyim; o yapsın. Onu finanse edeyim. Parayı daha verimli kullanayım.  Bunu yaparken de ben, devlet olarak para verdiğim için bir şeyleri dayatmayayım. O zaman sanat olmaktan çıkıyor o iş.

Ayrıca, belki de iyi bir şey Meclis’in bu konulara girmemesi. Meclis’in bu konulara girmesi demek, kanun yapması demek. Kanun yapması demek, başına bela olması demek. Bir yaptırım, bir şart koyması demek. Burnunu sokması demek.

Peki “devlet memuru sanatçılığı” na ne diyorsunuz?

Devlet memuru sanatçılığı olur mu? Sanatçı, sanatçıdır.  Kesinlikle kabul edemiyorum.

Osmanlı padişahlarının bestekar olanları, şiirle ilgilenenleri; özellikle son dönemde batılaşma  ile birlikte,  Abdülhamit’in Yıldız’daki opera salonu; Halife Abdülmecit Efendi’nin resimleri olsun çöküş döneminde bile sarayın sanatla iç içe bir yaşamı  vardı. Cumhuriyet dönemine geldiğimizde de yine siyasetçilerin sanata aynı derecede yakınlığını görüyoruz.  Sonrasında ise bir kopuş süreci başlıyor. Siyasetçilerin sanattan ve sanat alanlarından uzaklaşmasını neye bağlayabiliriz?

Dünya tarihine baktığımızda sanatla siyaset el ele ilerlemiştir. Sanat, özgür ifade demektir. Hangi dal olursa olsun. Heykelden tutun da edebiyata kadar... Dünya tarihinde de önce Rönesans gelmiş, onun getirdiği aydınlanmayla da Sanayi Devrimi gerçekleşmiştir.  Sanayi Devrimi derken; adam, hür beyniyle hayal gücünü kullanarak önce şarkı yazmış, heykel yapmış, tablo yapmış; sonrasında makine yapmış, elektriği bulmuş.

Adam “ucube” dedi heykel yıktırdı. Sanane! Kars halkı beğenmiş veya beğenmemiş. Sen ülke başbakanısın, Kars’taki heykelden sanane!

Biz neyle büyüdük? “Böyle sanatın içine tükürürüm!”, “Sinemaya sansür koyarım.”, “Televizyona dansöz çıkarmam.”. Benim gençliğim bunlarla geçti. 

“KÜLTÜR BAKANLIĞI KAPATILMALI”

Kültür Bakanlığı'nın mevcut yapısı pek işlevsel değil. Bu bir gerçek.  Kültür Bakanlığının bütçesi konuşulurken kültür dışında her şey konuşuluyor.  Genelde de gündemde ne varsa o konuşuluyor.  Bakanlığın mevcut yapısını  daha aktif hale getirmek için özele de biraz daha kapısını açarak daha işlevsel hale gelmesi Kültür Bakanlığına canlılık getirir mi?

Kültür Bakanlığı’nı anında kapatmak  bir şeyleri canlandırır. Biz AKM olsak;  İKSV, Eczacıbaşı, Sabancı Müzesi, Borusan, Koç o grupları toplarız: “Kardeşim, bu bina sizin. Aranızda anlaşın;  yapın, yıkın. Yenisini nasıl istiyorsanız öyle yapın. İçini kendinize göre dizayn edin. Para lazımsa şu ayrıcalığı getirelim: Size yapılacak her bağış vergiden düşürülecektir. Ben vergiyi bu şekilde alıyorum. Bana vereceğin vergiyi doğrudan sanata yatır. Onu da verginden düş. 

Aynı şeye denk geliyor: ofisi, makam arabası, genel müdürü... Hem insanlar sanata sahip çıkar hem de devlete yük olmaz. Bizim vergimizle bu işler olmaz.

Müzeler de aynı şekilde; siz sanıyor musunuz Sabancı Müzesi’nden bir tane çöp kayboluyor? Bizim müzelerimizden yarısı çalınmış. DevLetinse o sahipsiz demektir. Onun için Kültür Bakanlığı yarın kapansa kimin ruhu duyar, neyin eksikliğini hissederiz?

“HAFTADA İKİ DEFA SİNEMAYA GİDERİM”

Bir parti başkanı olarak çok yoğun bir programınız var. Bu yoğun program arasında sanata yer bulabiliyor musunuz? Örneğin;  yeni çıkan kitapları takip edebiliyor musunuz, ara ara da olsa tiyatroya gidebiliyor musunuz? Müziğin neresindesiniz?

Haftada iki kere sinemaya giderim. Tiyatroya uzun zamandır gitmiyorum. Efes Pilsen Blues Festival’i kaçırmazdım. Hatta 1-2 şehirde de peşinden giderdim. Şimdi onu da aldılar elimden bira firmaları sponsor olamaz diye. Caz festivallerine giderim. Roman değil ama siyasi kitaplar okurum. Klasik müzik severim. Klasik müzik konserlerini kaçırmam.

İstiklal Caddesi’ndeysem Akbank Sanat’a girerim, onu takip ederim.

“EĞİTİM SİSTEMİNE GÜNLÜK 200 MİLYON TL VERGİ ÖDÜYORUZ”

Biraz da eğitim konuşalım. Türkiye’deki eğitim sistemi hakkında ne düşünüyorsunuz?  

Türkiye’de eğitim sistemi diye bir şey  yok, torna tezgahı var.  Beş yaşında, altmış aylık çocuğu alıyor, tornaya sokuyoruz. Tek tip adam yetişecek! Kemalistlerin yetiştirdiği ,19 Mayıs’ta kızlar kravat takıp rap rap yürüyünce çağdaş olunuyor. Bunlar da: “Anaokulundan itibaren belli bir hayat tarzı öğreteceğiz.” diyor.  O insan yaratıcı olabilir mi? Kuzey Kore... Onun için ne icat ne patent var. İnovasyon fuarı yapmışlar, ağlarsın! TÜBİTAK  buraya dünyanın farklı yerlerinden bilimadamlarını topladı. Orada birinciliği kim aldı biliyor musunuz? “Kutuplarda namaz saati nasıl belirlenir?” onu belirleyen kişi. Kutuplarda kim var ki böyle bir projeye ödül veriyorsun?

Bizim önerimiz;  eğitimin özelleşmesi. Parası olan parayla okuyacak, parası olmayanı devlet yine okutacak, ama müfredatın her detayına da karışmayacak.  

Türk milleti olarak günlük 200 milyon TL vergi veriyoruz eğitim sisemine.  Bir de eğitim bedava diyorlar. Neresi bedava?

Son sorumuz da sınav sistemiyle ilgili olsun. Ülkemizde uygulanan sınav sistemine nasıl bakıyorsunuz? Mevcut sınav sistemimiz öğrenci seçimi açısından doğru bir sistem mi?

Üniversite sınavını, her üniversite kendisi belirlemeli. Devlet neden karışıyor ki? 550’nin 550’si de bu konuda uzman mı? Değil. ODTÜ diyecek ki: “Benim öğrenci kabul kriterim şöyle;  lise ortalamam bu kadar olacak, bir de benim ayrıyeten ODTÜ’ye giriş sınavım olacak.” Belki 5 tane üniversite bir araya gelip ortak sınav yapacak. Özel üniversiteler öğrenci bulmak için daha kolay sınav yapacak.  –Orada okuyan kendini üniversite mezunu zannededecek, etsin.-  Ben de işverenim, biri gelecek ODTÜ’den diğeri başka bir üniversiteden. Bil bakalım hangisini işe alacağım? 

Röportaj: Ali İzzet Keçeci-Yusuf Çifci-Gül Şengül

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
“Imago Mundi” dünyayı dolaşıyor
“Imago Mundi” dünyayı dolaşıyor
İlk 100'de görülmesi gereken 3 destinasyon Türkiye'de
İlk 100'de görülmesi gereken 3 destinasyon Türkiye'de