Sahipsiz Kemikler ve Sahipsiz Mezarlar Ülkesi


Ülkemizin her köşesi tarihi bir hazinesi ile dolu. Antik kentlerden, kalelere, höyüklerden, amfi tiyatrolara daha nice türde ve nitelikte eser yurdumuzun her köşesinde bulunmakta. Zaman zaman bu eserlerin kazı, araştırma ve restorasyonu ile ilgili çalışmalar yapılmakta ancak bilindiği üzere bu yetersiz kalmaktadır.

Bir de hiç el değmeyen, yanından bile geçilmeyen ve her geçen gün talana ve tahribata açık olan tarihi yerlerimiz vardır ki, yazımızın konusu da işte böyle bir yer.

 

Mersin ilinin Mut ilçesi sınırlarında bulunan ve Mut ilçesi ile meşhur Sertavul Yaylası arasında bulunan kaya mezarları yok olmaya yüz tutmuş durumda. Nasıl mı dersiniz? Mezar odalarına dışarıdan baktığınızda yoğun bir kemik yığını ile karşılaşırsınız ki bu bize mezarların açıldığını ve talan edildiğini gösterir.

Peki kim niye açar bir mezarı; içerisinde değerli bir obje bulma kaygısı olandan tutun da bunu zevk için, vakit geçirmek için yapana kadar bir sürü nitelikte insan sayabiliriz.

 

Yüce dinimizce de mezarı tahrip etmek, ölüye saygısızlık etmek yasaklanmış olmasına rağmen bunları niye yapıyoruz peki, cahillikten mi yoksa yukarıda söylediğimiz gibi antik eser bulma ve satma kaygısından mı?

 

Tekrardan kaya mezarlarının içler acısı durumuna dönecek olursak; Mersin-Karaman devlet karayolunun her iki yanında var olan ve görüldüğü kadarıyla elliden fazla olan kaya mezarları hangi tür tahribatları yaşamakta, öncelikle bunlara dikkat çekmek gerekir.

 

1-        Doğal tahribat; yağmur, rüzgar ve kar gibi doğal olayların yarattığı tahribat.

 

2-        İnsanı tahribat; bu nasıl bir deyim demeyin. Gidip gözünüzle gördüğünüzde bana hak vereceksiniz ki, burada asıl tehlike insan eliyle yapılan tahribat. Öyle ki, hiçbir yağmur ya da fırtına o lahit kapaklarını yerinden sökmeye ve parçalamaya yetecek güçte değil ancak bir insan eli o güzelim lahitleri ve kapaklarını patlatıp kırdığı gibi üstüne bir de mezarda bulunan kemikleri gün yüzüne çıkarır.

 

3-        Doğal hayatın getirdiği tahribat; buradan kasıt özellikle çevrede yaşayan Yörük konar göçerlerin keçi sürüleri ve dağlarda yaşayan doğal yaban hayvanlarının getirdiği tahribattır ki, mezar odalarına girdiğinizde ya da dışarıdan incelediğinizde göreceksiniz ki yoğun bir hayvan dışkısı mevcut içerilerde. Buradan, hayvanlarını otlatan çobanların kimi zaman buraları ahır ya da ağıl olarak kullandığı anlamı çıkmakta ki bir mezarın ahır olarak kullanılması kadar kan donduran ne gelir akla…

 

4-        Teknolojik tahribat; aslında bu ifade tam karşılamasa da diğer başlıklardan ayırabilmek adına bu başlığı kullandım. Şöyle ki; kaya mezarlarının bulunduğu alanın tam ortasından Mersin-Karaman devlet karayolu geçmekte ve bu yol tüm Türkiye’de olduğu gibi duble yol çalışmaları ile büyütülmektedir. Hal böyle olunca, yol genişletme çalışmaları bu bölgede herhangi bir sit alanı ya da arkeolojik koruma alanı olmadığı için gelişigüzel yapılmakta ve yol hafriyatı kaya mezarlarını tehdit etmektedir. Bu karayolunun genişletilmesi elzemdir, öyle ki; antik dönemlerden beri Toros dağlarını aşmak için kullanılan Sertavul geçidi ve çevresini kapsayan yol çok önemli bir güzergahtadır ancak bu genişletme çalışmasında bölgenin bu tarihi mekanı dikkatle incelenmeli ve ona göre bir çalışma yapılmalıdır.

 

Üst katlarda bulunan mezarlara çıkmak için insan eliyle yapılmış kaya basamaklardan tutun, mezarların kendisine kadar müthiş bir insan harikası olan bu nekropol alanı -ki bence bir nekropol yani antik bir şehir mezarlığıdır,- bir an önce bölge müze ve kültür kurullarının kararı ile koruma altına alınmalı ve arkeolojik çalışmalar yapılmalıdır.

 

Yarın çok geç olabilir, orada bugün gördüğümüz ve bölgenin ve mezarların tarihi geçmişleri ile ilgili bilgi verecek kemik ve kalıntılar yarın kaybolup gittiğinde ya da yukarıda saydığımız tahribat yöntemlerinden herhangi biri yüzünden kaybolduğunda artık araştırma ve çalışmaları hayallerde yaparız…

 

Unutmayalım, ölüye ve mezara saygı ve ilgi sadece akademik arkeolojik bir çalışma değil yüce dinimizin de bir emridir. Bugün bu mezarlarda kemiklerini tahrip ettiğimiz kişiler bir dönem tıpkı bizim gibi bu topraklarda hüküm sürdüler.

 

Unutmayalım, gün geldiğinde bizlerde öleceğiz ve bu topraklara defnedileceğiz, yüzyıllar sonra kemiklerimizin mezarlarımızdan çıkarılıp ulu orta saçılması hoşumuza gider mi?!

 

Gelin dur diyelim bu yanlışa, hem akademik ve arkeolojik disiplinin gereklerini yapalım kurtaralım bu alanı hem de dinimizin gereği bir insan bedenine ne denli saygı duyduğumuzu gösterelim.

 

Bunu yapmak çok zor olmasa gerek…