Haydaa! Gene "Lan-Ulan" Meselesi


Aradan 7 yıl geçti; biz gene dönüp dolaşıp “lan-ulan” meselesine geldik.

     2006 yılının Şubat ayı başlarında da Tayyip Bey bi konuşmasında “lan” demişti de ortalık karışmıştı.  Fakir de o günlerde bir yazısında konunun etimolojik boyutuna dikkat çekmiş, yazı, Hakkı Devrim’in Radikal’deki köşesinde yayınlanmıştı. Müsaade ederseniz o yazıya bir göz atalım mı?

 

SÖZLÜKLERDE GEZİNTİ                                                                              

 

Önce sözlükler okyanusunda bir seyr ü sefere çıkalım. Malûm, eskiler, sözlükçülüğü; haydi olduolacak onu da eski tâbirle söyleyelim “lugatçiliği” “Okyanus” şeklinde tesmiye etmişlerdir.

 

Kelime, Hulki Aktunç’un Büyük Argo Sözlük’ünde ne “lan” ve ne de “ulan” imlâsıyla var. Sözlük büyük (!) ya; ondan bu kadar küçük bir kelimeyi almamış herhalde. Ne bilsin üç harfli bir kelimenin Türk siyâsetinin gündemini bu kadar meşgul edeceğini; bilseydi sözlüğüne alırdı herhalde Aktunç.  

 

Bu kelime ile ilgili olarak bakılacak ikinci eser ise, Ferit Devellioğlu’nun Türk Argosu adlı eseridir. Kelime onda da yok. Geriye, Türkçe’deki her kelimeyi alması gereken Türk Dil Kurumu’nun yayımladığı,Türkçe Sözlük adlı eser kalıyor. Tabiî biz de ona baktık. Şöyle diyor: lan: ünl. Argo Ulan (TDK, Türkçe Sözlük, Ank.2005, s. 1298). Yani kelimenin anlamı yok; “ulan”a göndermede bulunuyor. Demek ki, “lan” ile “ulan” arasında, bir ilişki var. Bu ilişki, anlam açısından da olur; yapı açısından da. Üşenmeyip ona da bakalım: ulan:1. Ey; 2. Öfke ve nefret anlatan bir seslenme sözü ( s.2032)

 

Rotamız, “lan”dan “ulan”a doğru yönelince, başka sözlüklere de dümen kırmasak olmaz. Ferit Devellioğlu’nun Türk Argosu sözlüğüne demir atıp bakalım: ulan: (tr. ünl.). “Hey, hişt, buraya bak!” gibi ünlem ve seslenme. (Türk Argosu, Ankara, 1980, s. 152 .)

 

Kâmûs-ı Türkî’nin sâdeleştirilmiş ve genişletilmiş bir şekli olup Temel Türkçe Sözlük adıyla yayımlanan sözlükteki anlam da, Türk Dil Kurumu’nun sözlüğündeki anlama yakın. (s.1405). Anadolu ağızlarında da bu kelimeler benzer anlamlarda kullanılmıştır. Sadece, bazı yörelerimizde kelime “ula, üle” ve “ülen, üle, len” imlaları ile telaffuz edilip yazılmıştır.

 

Kelimeler okyanusunda başka limanlara da uğrayalım ve J. W. Redhause’un Turkish and English Lexicon adlı sözlüğü ve Tanıklarıyla Tarama Sözlüğü limanlarına da uğrayalım dedik ama elimiz boş döndük. Demek ki bu iki kelime, 19. yüzyıl ve öncesinde kullanılmamış; 20. yüzyıl metinlerinde kullanılmaya başlanmış.

 

KELİMEYE DALALIM MI?

 

Bunca sözlük deryasında dönüp dolaştıktan sonra oltamıza şu kelimeler takıldı:ulan/ülen, ula/ üle, lan/len, la (üleeeyn şekli sadece Kadirizmde vardır. Tek örnek olduğundan bu yazıya dahil edilmemiştir.)

 

Tüm bu kelimeler, anlam itibâriyle birbirlerine yakın kelimeler. Gördünüz, ses benzerlikleri de var. Demek ki, bu kelimelerin kökü aynı.

 

Dümenimizi bu defa, başka sahillere kıralım. Şimdi uğrayacağımız liman “etimoloji” limanı; yani kelimelerin yapı ve ses açısından gösterdikleri târihî gelişimini gösterme sanatı limanı.

 

En son söyleyeceğimizi baştan söyleyelim de okuyucularımızı fazla merakta bırakmayalım. Bu kelimelerin hepsi de “oğlan” kelimesinin, zaman içinde uğradıkları değişimle oluşmuşlardır.

 

DEVAM EDELİM Mİ?

 

Eğer buraya kadar yazdıklarımdan ikna olduysanız, yazımın bundan sonraki kısmını okumayabilirsiniz. Yazımın geri kalanı, dediklerime inanmayanlar ve inansalar da, “Dur ya!... Nasıl oluyor da sapasağlam ve hatta taş gibi (!) ‘oğlan’ kelimesi bu hallere düşüyor?” diyenler içindir.

 

Kelimenin aslı, Eski Türkçe’den beri var ve “oğul” kelimesine dayanmaktadır. Bakmayım siz  kelimenin şimdi eril (müzekker) bir kelime olarak kullanıldığına;  “oğul” kelimesinin aslında cinsiyeti  yoktur ve “yavru, çocuk” demeye gelir. Bu arada günümüzde, “arı oğullaması”ndaki “oğul” kelimesini hatırlatmakta fayda var. Târihî dönemlerde de kelime aynı veya benzer anlamda kullanılmıştır. (Bu kelimenin günümüzdeki müennes karşıtı “kızan”dır. Ama biz bu konuya girmeyelim şimdilik.)

 

Şimdi biriniz çıkıp, “İyi de aga; kelimenin sonundaki –an  sesleri ne oluyor?” diyebilir. (Bunu soran kişi, ses ve ek farkını bilmeyeceği için “ses”  diye sorar dedim; yoksa erbabı, bunun ek olduğunu şıppadanak bilir ve  “Ne eki bu birader?” diye de sormaz.)

 

Sadede dönelim… “oğlan” kelimesinin sonundaki –an sesleri, şimdi kullanılmayan, eski bir çokluk bildirme ekini oluşturur. Günümüzde sâdece “kızan” ve “eren” gibi birkaç kelimede kalıplaşmış hâliyle kullanılmaktadır.

 

“oğul” kelimesine, -an gibi ünlüyle başlayan bir ek geldiğinde, Türkçe’nin temel fonetik özelliklerinden birisi olan “son hecedeki ünlü düşmesi” burada da gerçekleşir ve kelime “oğulan” dan “oğlan”a dönüşür. “karın-karnına”, “burun-burnumu” örneğinde de durum böyledir.

 

Kelimede, diğer ses değiştirme operasyonu, ilk hecede gerçekleşir. Türkçe’deki bütün “yumuşak g”ler aslında g’dir. Batı Türkçesi’nde yumuşak g’ye dönüşmüştür. Ve bu dönüşüm daha ileriki bir safhada, “dil tembelliğimiz” yüzünden, önceki ünlünün uzatılmasıyla telâfi edilir olmuştur. “Ağabey”in “âbi”, “ağaç”ın “aaç” oluşu gibi… “Oğlan”daki ilk hece de önce “oolan” ve daha sonra da gerileyici benzeşme dediğimiz kuralla “ûlan”a dönüşmüştür. Nitekim bu kelime, Rumeli ağzında “erkek çocuk” mânâsında, “ûlan” şeklindedir. Daha sonra, ilk hece olan “û” kısalarak “u” olmuştur ve kelime de “ulan” şeklinde yazılır ve söylenir hâle gelmiştir. Tarih boyunca, pek çok kelimesini coğrafyaya  ve devirlere göre değiştire dönüştüre tanınmaz hâle getirmekte mâhir olan Türkçe, pek çok kelimede olduğu gibi, sonunda, “ulan”ın başındaki “u”yu da düşürmüş ve kelime “lan” şekline bürünmüş; bazı yörelerimizde  (Mesela Doğu Karadeniz) de, baştaki “u” korunmuş, sondaki “n” düşürülerek “ula” hâline gelmiştir. (“Ula ula Niyazi” türküsünü hatırlayalım lütfen.) Diğer taraftan,  “ülen, len, üle” kelimelerinde ise, “l” sesinin inceltici tesiriyle veya yöre ağız özelliklerine göre bir değişim dönüşüm söz konusudur. Son bir kaç yılda, sosyal paylaşım sitelerinde yaygınlaşan la şekli (Behzat Ç. dizisiyle mi girmişti konuşma ve karikatür dilimize?)kelimenin sonundaki n sesinin düşmesiyle oluşmuştur.

 

İşte böyle merâkî okuyucular…

 

Ne güzel, yukarda, “ulan” kelimesinin “oğlan”den geldiğini söylediğimde, okumayı kestirip atacak ve rahatınıza bakacaktınız. Ama siz naaptınız? Tuttunuz yazıyı sonuna kadar okudunuz ve bir sürü ek-kök, değişim, dönüşüm ile aklınız karıştı.

 

Benim yerime ben olsam, bana güvenir, okumayı yukarda keser, aklımı fazla karıştırmazdım. Şimdi kim tutacak aklında, yok aslı şu kökmüş de, yok şöyle şöyle sesler değişmiş de, yok asıl Türkçe’de yumuşak g yokmuş da, yok yumuşak g’ler kendinden önceki seslileri uzun okuturmuş da… Türkiye ve dünyanın bunca büyük meselelerinin yanında bir ulan kelimesinin hesabı mı olurmuş!?...