Ordu Milletiz Vesselâm!
Yusuf Melikşah Alparslan Beyhan

Yusuf Melikşah Alparslan Beyhan

Yusuf Melikşah Alparslan Beyhan

Ordu Milletiz Vesselâm!

Daha ilkokuldan itibaren önce sosyal bilgiler sonra da tarih derslerinde bize öğretilen şey şudur ki: Türkler, "Ordu Millet"tir. Fakat bu, resmî tarihin güzide masallarından değil, hakiki tarihin yadsınamaz gerçeklerindendir.

Öğretilme amacı, artık yönetimdeki gölgesi gitgide ağaran orduya yaranmaktır, diye düşünüyorum.

Tabi yıllar önce durum böyle değildi.

Neyse, şimdi irdelemek istediğim bu değil.

Modern(?) olanlar hariç neredeyse bütün Türk devletleri (Hazarlar ayrık otu burada) askerî teşkilatlardır. Hükümdar aynı zamanda başkomutandır. Devletin temel unsuru ordudur. Hatta başka devletlerin askerliğini yapmışlığımız dahi olmuştur. Geçici olarak tutulan paralı askerler bir yana, Abbasîlerin sürekli ordusu bütünüyle Türkler'den oluşuyordu. Eh, ilk düzenli orduyu kurduk (M.Ö. 209) nasıl olsa (bak, bu da ortaokul müfredatının vazgeçilmezidir)...

Sadece erkekler değil, aynı zamanda kadınlar da askerdir Türk toplumunda. Türkologların başucu kitaplarından olup Türk kültürünün de yegâne kaynaklarından olan Kitab-ı Dede Korkut’ta Burla Hâtun'un kırk alp kızdan oluşan bir birliği vardır meselâ. Tabi burada, Anadolu'nun Türkleşmesinde mühim rol oynayan Bacıyân-ı Rûmî'yi de anmadan geçmemek gerek. Kadın, yeri gelmiş başkomutanlık bile yapmış Türk ülkesinde (bkz: Tomris). Hatta Hakaniye devri bir atasözü der ki "Kız birlen küreşme, kısrak birlen yarışma!" ("Kız ile güreşme, kısrak ile yarışma! Galip gelemezsin!") Feministlerin göğsü kabaradursun, biz, meselenin çocuklardaki boyutuna geçelim.

Dijital dünyanın daha 'kün' emrinin verilmediği çağlarda çocuk oyunlarını üçe ayırıyorum ben: Fizikî güç gerektirenler, zekâ gerektirenler, ikisini birden gerektirenler... Fizikî güç gerektirenleri doğrudan 'sıpor' olarak alabiliriz. Türk sıporlarına şöyle bir baktığınızda savaş pırovasından başka bir şey olmadıklarını göreceksiniz... Zekâ gerektirenlerse (mangala gibi) âdeta savaş sıtratejisi...

Yani çocukluktan asker yetişiyoruz (ya da yetişiyorduk). "Her Türk asker doğar!" sözünün kof, hamasî bir sılogan olmadığını da tam da burada söylemek gerekir herhalde...

Eh, tabii, böyle bir konuda dilden söz etmemek büyük eksiklik olur. Ordu, askerlik, savaş hakkında sayısız deyim ve atasözümüz var... Bizzat savaştığı toplam süre yirmi üç küsur saat olmasına karşın Peygamberimizin (s.a.v) adını verdiğimiz, 'Peygamber Ocağı' diyerek kutsadığımız bu teşkilatın her on yılda bir darbe yapıp, halkın sevip seçtiği adamları görevden almasına hattâ bazen yağlı urganı göstermesine rağmen hâlâ askeri 'gözbebeği' olarak gören milletimizin bu tutumunu da ancak böyle açıklayabiliriz.

Özellikle bahsetmek istediğim bir kelime var ki her şeye savaş gözüyle baktığımızı özetler nitelikte: Yarak. 'Yaramak' fiilinden türeyen bu sözcüğün ilk anlamı 'silâh, savaş âleti'dir. İkinci anlamı 'âlet, araç gereç', üçüncüsüyse mâlûmunuz 'erkek üreme organı'dır. Fakat ne hikmetse şehirde bu ilk iki anlam bilinmez, üçüncüsü kullanılır... Haddim olmayarak buradan sosyolojik bir çıkarım yapıyor ve diyorum ki: Cinsî münasebet dahil her şeye savaş gözüyle bakıyoruz (fanatizmimizde de yegâne etkendir bence). Kadını erkeğiyle, kızı oğlanıyla, bebesi kocamışıyla "Ordu Millet"iz vesselâm... 

Son Yazılar